CARLOS REYGADAS Festivalden bir yönetmen

|

CARLOS REYGADAS Festivalden bir yönetmen A CARLOS REYGADAS Festivalden bir yönetmen

Bu yıl İstanbul Film Festivali’nde (İFF) retrospektifi yapılan tek yönetmen Carlos Reygadas. Reygadas’ın uzun metraj filmlerinin tümü (4 film) ve 2 de kısası gösterilecek. Yönetmenin kariyerine baktığımızda bu özel ilgiyi kesinlikle hak ettiğini söyleyebiliriz. Sonuçta Cannes’dan sadece bir kez eli boş döndü, o filmi yani “Cennette Savaş” da Sight& Sound dergisince son 10 yılın en iyi 30 filmi arasında gösterildi. Cannes’da ilk filmi “Japonya” (Japon; 2002) ile Altın Kamera, üçüncü filmi “Sessiz Işık” (Stillet Licht; 2007) ile Büyük Jüri ve dördüncü ve son filmi “Karanlıktan Aydınlığa” (Post Tenebras Lux; 2012) ile En İyi Yönetmen ödüllerini aldı Reygadas. Boşu yok demek abartı olmaz Reygadas için. Ama yine de Reygadas hakkında bir uzlaşmadan söz etmek de imkânsız. Seveni olduğu kadar nefret edeni de çok. İlk filmi Japonya İFF’de gösterildiğinde nerdeyse film hakkında konuştuğum bütün arkadaşlarımın benim gibi filmi yarıda terk ettiğini biliyorum.

NEYDİ ŞİMDİ BU SEYRETTİĞİMİZ?
İlk filmi nasılsa, sonuncusu da öylesine böldü insanları. “Karanlıktan Aydınlığa”nın Cannes’daki ilk gösteriminden herkes kafasını kaşıyarak çıktı. Neydi şimdi bu seyrettiğimiz? Yönetmen bize ne anlatmak istemişti? Reygadas’la yapılan röportajları okumak da kafa karışıklığını çok açmıyor. Altyazı Dergisi’nin son (Nisan 2013) sayısında filmlerinin sınıflar üzerinden bakmadığını, “evrenin var olma biçimiyle, kozmogonisiyle ilişkili” olduğunu söylüyor. Ben de sınıfsal baktığını pek düşünmüyordum ama “evrenin var olma biçimiyle, kozmogonisiyle ilişkili” olmanın ne demek olduğunu da kavramıyorum. Büyük yönetmenler büyük düşünürler elbette, deyip, kusura bakmasın, biraz da dalga geçerek, geçiyorum.

BENZER SUÇLULUK DUYGULARI
Daha basit bir şekilde düşündüğüm için, Reygadas’ın filmlerinin çokça “anne saplantısıyla”, şehv(et) ve ruhun kavgasıyla ilişkili olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla suçluluk duygusu da bu filmlerin ayrılmaz bir parçası. Kısa filmi “Max”ın annesinin memelerine gözünü diken ve intihar etmek üzerine düşünen yeniyetmesiyle ilk uzun metrajı “Japonya”nın intihar etmeyi düşünüp, yaşlı “anaç” kadınla sevişen adamının aynı dertten muzdarip olduklarını düşünüyorum mesela. “Cennette Savaş”ın kahramanı Marcos’un patronunun kızıyla yani baba figürünün bir kadınıyla yatması da benzer bir suçluluk duygusunu açığa çıkarıyor (Marcos’un bir çocuğun ölümüne sebep olmaktan kaynaklanan başka bir suçluluk duygusu daha var). Burada bir noktayı tartışmak istiyorum. Sight&Sound dergisinin Kasım 2005 sayısında Reygadas’la yapılmış bir röportaj var. Reygadas orada Marcos’la ilgili şunları söylüyor: “Bu film içsel bir çelişki yaşayan bir adamla ilgili. Ama adam suç(luluk) duygusunun etkisinde gözükmüyor. Suç(luluk) bilinçli, rasyonel bir süreçtir ama Marcos’un bunu dert etmiyor. Ana’ya (patronun kızı) suçunu itiraf ettiğinde sanki araba kullanmaktan söz eder gibi. Eğer bir suç işlerseniz ve umursamazsanız ne olur sorusuna cevap aradım. ‘Suç ve Ceza’daki suçluluk duygusuyla yanıp kavrulan Raskolnikof’un aksine Marcos pişmanlık yaşamıyor, doğal bir tiksinti yaşıyor”.  Ben de bu röportaj ışığında bu ayki (Nisan 2013) Milliyet Sanat dergisine “Suçluluk en irrasyonel, en bilinçaltında yaşanan süreçlerden, duygulardan biridir. Reygadas bunu nasıl bilmiyor olabilir? Ve bu film, suçluluk duygularına dair değilse, neye dairdir?” diye yazmıştım. Yönetmen sanki sorumu duymuş ve Altyazı’daki röportajda bu kez şunları söylemiş: “Benim için o film daha çok ana karakter Marcos’un suçluluk duygusu üzerine kurulu. Batılı bir bakışın tam olarak kavrayamayacağı tuhaf bir suçluluk duygusuna sahip Marcos ve film boyunca yaptığı eylemler bu duygudan kaynaklanıyor.” Milliyet Sanat dergisindeki yazımı Reygadas “ne söylediğini kendisi de o kadar iyi bilmiyor” diye bitirmiştim. Alın size kanıtı yukarda işte. ‘Marcos suçluluk duyuyor mu duymuyor mu, Batılı kafalar bunu anlar mı anlamaz mı?’nın cevabını filmi seyredip siz veriniz. Evrenin varoluş biçimiyle, kozmogonisiyle uğraşmak büyük iş tabii, Marcos’a gelene kadar insanın kafası karışır haliyle.

YETENEKLİ BİR YÖNETMEN
Reygadas büyük balıklar avlamak isteyen ve bunu nasıl yapacağını iyi bilen yetenekli bir yönetmen. Ama kafa karışıklığını, daha ileri gideyim, neden söz ettiğini bilmemesini seyirciye açık mecralar sunmak olarak tanımlamasını sevimsiz bulduğumu söylemeliyim. Bu tavrı ödüllendirildiğine göre sürdürmemesi için bir neden yok ne yazık ki.