Tekrar başlarken

|

Tekrar başlarken A Tekrar başlarken

Epeydir yazmıyordum. Uzun süre her hafta yazınca ara vermek iyi geliyor. Kendimi tekrarladığım hissini arkada bırakmam gerekiyordu. Umarım yakın bir zamanda o hisse tekrar kapılmam. Uzatmayayım, bugün hariç şimdilik her Cumartesi karşınızdayım.

Eski minval üzere yazmaya devam edeceğim. Medyada gördüklerim, duyduklarım, okuduklarım yeterince provakatif.  Dolayısıyla yazıların önemli bir bölümü bu tip malzeme üzerine eleştiri, hatta bazen sataşma, bazen polemik olacak.  Dünya kapitalizmi, bizim kapitalizmimiz berbat durumda. En hızlıları ne yapacağını bilemiyor, AB çözülüyor, Türkiye’de de ekonomi politikalarından sorumlu şahsiyetler panik halinde birbirlerini yemeye başladılar bile.  Dolayısıyla, meslek icabı bu alana ilişkin aykırı görüş ve gözlemlerimi de ara sıra paylaşmaya devam edeceğim. 

Medya ve ekonomi dışında hem bölgesel durum hem de iç siyasi gelişmeler son derece dinamik ve beklenmedik yeni oluşumlara gebe. Bir sene sonra Mısır’da, Suriye’de, Tunus’ta, Yunanistan’da, İspanya’da hangi noktaya gelinmiş olacağını kestiremiyoruz. Peki, Kürt sorununda nerede olacağımızı, AKP’nin başına nelerin geleceğini bilebiliyor muyuz? “Biliyoruz” diye ahkam kesenlerden, hele “böyle gelmiş böyle gider,” “ne olacak, üç aşağı beş yukarı aynı durum devam eder” diyenlerden uzak durun. Bu tip şahsiyetler televizyon ve gazetelerde hâlâ boy gösterseler de, eskisi kadar ciddiye alınmıyorlar sanki. Hayatın kendisi her klişe beklentiyi, analizimsi saçmalığı hergün yalanlıyor.  Kısacası, bu konulara da serinkanlılığı kaybetmeden, bilmişlik yapmadan ara sıra girmek gerekecek. 

Bu arada, Marx, Kapital, üniversite eğitiminin ahvali, şehirlerin alt üst oluşu, kültür ve sanat meseleleri de sık sık bulaştığım şeylerdi. Eski okurlarım onlardan da vazgeçemeyeceğimi tahmin ediyorlardır.

                                                          ***

Radikal tuhaf bir gazete. Adı iddialı olmasına rağmen muhtevası öteden beri hafif sikletti; ayrılan ayrılana, giderek tüy sikletin altına düştü. Balık baştan kokar misali, Genel Yayın Yönetmeni Eyüp Can’ın şu cümlesine bakın: “İster günah çıkarmak için olsun isterse ulvi sebeblerle sonuçta dünya nüfusunun önemli bir bölümü en temel gıda ürünlerine bile ulaşamıyor” (27 Eylül 2012). Tabi ki, kimse “günah çıkarmak için” veya “ulvi sebeblerle” “en temel gıda ürünlerine” ulaşamamayı tercih etmeyeceğine göre, demek istediğini diyemeyen bir Yayın Yönetmeni ile karşı karşıyayız! Böyle dil sürçmesi olmaz ya, hadi oldu diyelim. Yazının başlığı dahil, bütünü tam bir saçmalık. Türkiye’de kapitalizmin peygamberi kim?” diye manasız bir soru, ardından da düşük, anlamsız cümlelerle cevap arama telaşı. Olguları yanlış, palavrası bol bir sızlanma, bizde-niye-merhametli-kapitalist-yok yazısı. 

Bazı Amerikalı zenginlerin “derdi gelir dağılımı adaletsizliği ile kapitalizmin yaratıcılığı  içinde mücadele edilebileceğini göstermek(miş).” Zenginler bağışı “sadece vergi avantajı açısından değil...ayrıcalıklı bir vatandaş haline” gelmek için de yapıyormuş, vs. vs. Yerli kapitalistlerden merhamet dilenirken Eyüp Can dayanamıyor ve ilk duyduğunda “küçük dilini yut(tuğu)” bir veriyi, herhalde bizim de şaşırıp, bizde-niye-merhametli-kapitalist-yok hayıflanmasına katılmamızı bekleyerek, bizle paylaşma ihtiyacı hissediyor: 1999’da Harvard Üniversitesi “.. tam 2 milyar dolar bağış toplamış ..  Yanlış veri! Saptırma, abartma, ne derseniz, deyin. Hem de, bizzat kendisi bir iki cümle sonra, Türkiye’deki bağışlara ilişkin “..maalesef elimizde sağlam bir veri seti yok. Veri olmayınca da şehir efsaneleri ile iktifa etmemiz gerekiyor” demesine rağmen. Doğrusu şudur: Harvard Üniversitesi 1999’da biten ve önceki 6 yıl boyunca süren bir bağış kampanyası yürütmüştür ve bu 6 yıllık dönem sonunda 2.6 milyar dolar civarında bir bağış toplamıştır. 1999’da toplanan miktar ise 500 milyon dolar civarındadır!   

Eyüp Can başkalarına öğüt vereceğine, şu şehir efsanelerine son verilmesine kendi gazetesinden, kendi yazılarından başlasa.