Rekabet ve orta sınıf, yeniden...

|

Rekabet ve orta sınıf, yeniden... A Rekabet ve orta sınıf, yeniden...

 

Rekabet öteden beri sık sık değindiğim bir konudur. Marx’ın rekabet’i ele alışı her yanıyla ortodoks iktisatla neredeyse taban tabana zıttır. Bu bile konuyla ilgilenmek için yeterli neden. Ama bir de, kapitalizmin krizlerinde rekabet’in oynadığı merkezi rol var ki konuyu ayrıca önemli kılıyor. Haziran isyanı bağlamında dilimize giren “faiz lobisi” ve son günlerde bankaların kredi kartları kazıkları vesilesiyle rekabet’ten sık sık söz edilir oldu. Tekrar değinmekte yarar var.

Rekabet ayrıca, Marksist konumdan ele alındığında bize yine Haziran isyanı vesilesiyle gündememize giren “orta sınıf” terimini açma imkanı da veriyor. Önce kredi kartları kazıkları meselesinin geri planına ilişkin bir iki gözlem yapalım, ardından da rekabet meselesine girelim.

Bildiğimiz gibi Tayyip Erdoğan, Gezi Parkı’nda başlayan direniş yaygınlaşır yaygınlaşmaz komplo teorilerinden medet ummaya başladı. Ve “faiz lobisi”ne yılana sarılır gibi sarıldı. O günden bu yana, ikide bir, “faiz lobisi”nin hayal mahsulü olmadığı hatırlatılıyor. Malum tartışmaya geri dönmek gereksiz, önceki yazılarda ele almıştım; finans kuruluşlarının faiz kazançlarını artırmak için Haziran isyanını planlamış olmaları, desteklemeleri absürd-ötesi bir fantazi (tinyurl.com/jwt6f47). Yine daha önce belirtmiştim; bizatihi bu faiz-isyan nedenselliğinin olmayışı bankaların “lobicilik” faaliyetinde bulunmadıkları anlamına gelmemeli.

Yine bildiğimiz gibi, Rekabet Kurulu, 2011’de 12 banka hakkında, mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetlerinde rekabeti sınırlayıcı faaliyetlerde bulundukları gerekçesiyle soruşturma başlatmak için “soruşturmaya gerçekten gerek var mı” sorusuna uzun süre cevap aramıştı! Nihayet, 2013 başlarında “gerek olduğuna” karar vererek, bankaların sözlü savunmasını almaya da başladı. Son günlerde gazetelerin başköşesine oturan, banka yöneticilerinin kapalı kapılar ardında kredi kartı gelirlerini artırmaya, mevduat sahiplerine düşük faiz ödemeye dönük haberler bu soruşturmanın metinlerinden üretiliyor. Çoğunluğun “rekabeti sınırlayan” işler olarak gördüğü bu kirli çamaşırlar bence kapitalist rekabetin doğal icrasından başka bir şey değil.

Rekabetin vahşiliği, tekil sermaye birimlerini bazen kapalı kapılar ardında, yukarıdaki soruşturma haberlerinde belirtildiği gibi, kartel misali anlaşmalara, bazen de OPEC'de olduğu gibi apaçık karteller kurmaya zorlar. Gözlemim o ki, Marksistler arasında bile kapitalizm ve özellikle rekabet hakkında naif görüşler oldukça yaygın.

Oysa, Marx’ın en net olduğu ve kendisini ana akım iktisatçılardan ayırdığı konuların başında rekabet gelir. 1840’ların sonunda dersler olarak hazırladığı, bir kısmı Neue Rheinische Zeitung’da tefrika edilmiş, hiç bir zaman tamamlanmamış ve kendisinin haberi olmadan topluca ilk kez 1881’de broşür olarak Brüksel’de basılmış olan Ücretli Emek ve Sermaye’den okuyalım:

Üretken sermaye ne denli büyürse, işbölümü ve makine kullanımı da o denli genişler. İşbölümü ve makine kullanımı ne denli genişlerse, işçiler arasındaki rekabet de o denli genişler ve ücretleri de o denli kısılır.

Buna ek olarak, toplumun üst tabakalarından da işçi sınıfına katılmalar olur. Kollarını işçilerin kolları yanında kaldırmaktan başka çareleri olmayan bir küçük sanayiciler ve küçük rantiyeciler kitlesi, işçi sınıfı saflarına fırlatılıp atılırlar. Böylece, iş istemek üzere havaya kalkan kolların meydana getirdiği orman gitgide sıklaşırken, kolların kendileri gittikçe cılızlaşır...” (tinyurl.com/kxnuufq)

Yukarıdaki alıntı –ki daha Marx’ın ekonomi politiği eleştirisinin tamamlanmadığı döneminde yazılmıştır—rekabet hakkında çok ilginç ipuçları veriyor:

--sermayeler-arası rekabet, işbölümünü ve makinalaşmayı hızlandırır;

--bizzat bu süreç, işçiler-arası rekabeti ve ücret azalmasını doğurur;

--ayrıca, rekabet “toplumun üst tabakalarından” da (“orta sınıf”tan?) işçi sınıfına katılımı tetikler –ki, bu süreç de işçi sınıfının kitleselleşmesine, ama tek tek kaldığı sürece güçsüzleşmesine sebep olur.

Bütün bunları yaşamadığımızı iddia eden bir babayiğit var mı?