Bir Haziran anısı…

|

 Bir Haziran anısı… A  Bir Haziran anısı…

Yaz gelmiş…
 
Yazla birlikte ‘sendikalar yasası’… tarih 15 Haziran 1970. Dönem sonu sınavlarının telaşı, bunaltısı arasında bu gelişmeyi tartışıyorsunuz. Bütün gençlerle. Siyasal ve Ortadoğu ve diğer üniversiteler arasında bir haberleşme trafiğidir gidiyor.
 
***
O günlerde Tuslog’da çalışan arkadaşlarınızdan bir ‘telefon şifresi’ öğrenmişsiniz. Türkiye’de  ‘görevli’ Amerikalılar o ‘kod’ ile, dünyanın her yeriyle kesintisiz, beklemesiz, herhangi bir ödeme yapmadan konuşabiliyorlar.

***

Bir de kantinin ortasında bir radyo.

Sesi sonuna kadar açık. Haberler başlayınca bütün konuşmalar kesiliyor.

‘İşçiler ellerinde bayraklar ve sopalarla sokağa çıkmıştır. Ankara asfaltında yürüyüşe geçmişlerdir. İstanbul ve Kocaeli’nde gösterici sayısı yüz bini bulmuştur.

Ulaşım kesilmiştir. Öfke gitgide büyümektedir’.

Sonra yine tartışmanın uğultusu. Gidip gelmeler, ortada dolanıveren bilgiler, tahminler… Çay karıştırma sesleri… Ankara’dasınız.

Birden ‘Sanayi Mahallesine…’ cümlesiyle hareketleniyor herkes. Öğrenciler, sendikacılar, işçiler kentin olmayan sanayisinin o mahallesinin sokaklarını dolduruveriyor. Belediye otobüsleri güzergahlarını değiştirerek gönüllü taşıyor kalabalıkları oraya.

***

Sanki sözlenmiş gibi biranda ve aynı anda herkes oraya ulaşıveriyor. Ve anında Fruko saldırısı (‘toplum polisleri’ o zamanlar meşrubat kamyonlarına benzeyen araçlarla gezerlerdi) başlıyor. Akşam haberlerinde, ‘halkı kışkırtmaya çalışan anarşistlerden yetmişinin yakalanarak adalete teslim edildiği’ söylenecektir. Kimler yok ki o yetmiş kişi içinde…

Çoğunuz cop darbeleriyle yaralanmışsınız. Sizi kadınlı erkekli depo gibi bir yere tıkmışlar. Hakaretin bini bin para…

Derken polislerin tavrında gözle görülür bir yumuşama fark ediyorsunuz. İstanbul’daki olayların ve öfkenin yatışmamasından kaynaklandığını anlayacaksınız bu tutumun. Bir ihtiyacınız olup olmadığını soruyorlar. ‘Su’ istiyorsunuz.

Bulunduğunuz yerde ‘maalesef’ suların kesik olduğunu söylüyor Polis şefi…’O zaman arazöz getirin’ diye bağırıyor bir arkadaşınız. Kahkahalar patlıyor. Ama bir süre sonra deponun avluya bakan demir kapısı açılıyor. Ve bir itfaiye arazözü…

Kuyruğa giriyorsunuz sırayla su içiyorsunuz. Suyunu içen yine kuyruğa giriyor. Sabaha kadar bitmeyen bir kuyruk. Su bahane artık çünkü. Dışarıda lacivert bir gökyüzü ve ay size gülümsemektedir.

***

Mahkeme faslı başlıbaşına bir başka hikaye; bir başka yazının konusu.

O günleri birlikte yaşadığınız arkadaşlarınızdan bir çoğu artık yaşamıyor. Yargılanma süreci, sizi sevgiyle kuşatan ve sizi oradan alıp götüren binlerce insan… Neşenin, dayanışmanın hazzı… Avukatlarınız yine Niyazi Ağırnaşlı, Halit Çelenk…

‘Uyardım, dağılmadılar’ diyen tanık polis şefine, ‘nasıl uyardınız’ diye soruyor hepinizin Halit Ağabeyi… ‘Bağırdım’ diyor tanık. ‘Nerden, nasıl bağırdınız, bir gösterebilir misiniz’. Ellerini ağzının iki yanına götürüp ‘dağılın’ diyor şef.

Halit Çelenk hâkime dönüyor. ‘gördünüz mü’ diyor. ‘Hem herkesin görebileceği bir yerde değil, hem elinde megafon yok…yasaya göre…’

Hâkim tahliyenize karar veriyor…
 
***

16 Haziran sabahı gösterici sayısı ve kararlılık çoğalmıştır. Sanayi mahallesinde yakalanmayan arkadaşlarınız İstanbul’dadırlar . Askeri birliklerin barikatları, Galata ve Unkapanı köprülerinin açık tutulması, vapur ve otobüs seferlerinin durdurulması büyük ölçüde işçilerin birleşmesinin önünü kesse de hareket çığ gibi büyümektedir. Çatışmalar, kurşun yağmuru, dipçikler, coplar…Oysa göstericiler silahsızdır.Hükümet binaları askeri birlikler ve tanklar tarafından koruma altına alınmıştır.

Akşam haberlerinde dört ölü ve yüzlerce yaralıdan sözedilir. Yüzlerce kişi tutuklanmıştır.

Ve sıkıyönetim ilan edilir.

Ama 16 Haziran 1970 tarihinde, radyolardan tekrar tekrar yayınlanan şu demeç sizlerde derin bir ‘hüzün’ yaratacaktır:

“İşçi kardeşlerim, işçi sınıfının bilinçli temsilcileri. Sizlere sesleniyorum. Beni iyi dinleyiniz. Anayasal haklarınız için direndiniz. Direniyorsunuz. Anayasamız her türlü toplantı ve yürüyüşlerin silahsız ve saldırısız olacağını emreder. Bizler Anayasaya sımsıkı bağlı işçiler olduğumuzdan, hiçbir hareketimiz Anayasa’ya aykırı olamaz. Ne var ki bizim aramızda çeşitli maksatlar güden kişiler, çeşitli kılıklara bürünerek girebilirler. Hatta kötüsü, gözbebeğimiz şerefli Türk Ordusu’nun bir mensubuna kötü maksatla taş atabilir, tahrikler yapabilirler. DİSK Genel Başkanı olarak sizi uyarıyorum…”

Yorumsuz.

Bu da öncesi ve sonrası olan bir başka ‘hikaye’. Bugünlere gelişimizin hikayesi.

Bir başka yazıya.