Menemene devam

|

Menemene devam A Menemene devam

Vedaların kimseler tarafından sevilmediği savından yola çıkarsak eğer İnönü stadyumundaki son Beşiktaş-Fenerbahçe derbisi ancak bir türlü mutlu edebilirdi siyah beyazlı camiayı, o da sadece bu şekliyle…

Yıldırım Demirören’in kolunu kanadını kırdığı Beşiktaş’ın sezon başından bu yana çektiklerini saymakla bitirmek mümkün değil. Ancak, Samet Aybaba ve öğrencilerinin ilk günden bu yana sergiledikleri direnç ve inanç tavrı, bugün Beşiktaş’ı yeniden yarışmanın en önemli takımlarından biri haline getirdi. Hatta lig bu şekliyle bitse, Şampiyonlar Ligi’nde oynayacak bir Beşiktaş’tan bahsediyoruz. Üstelik şu halleriyle!

Şu halleri derken, asla bir hakir görme durumu sezilmesin lütfen! Tam tersi, tüm yaşanan olumsuzluklara ve mağduriyetlerine rağmen Beşiktaş profesyonel futbol takımı, bir onur mücadelesi sergiliyor bizlere.

Rakipleri Galatasaray ve Fenerbahçe’nin her türlü imkâna sahip oldukları şu günlerde, onlardan çok daha istekli ve en önemlisi “iyi futbol” oynamaları, kendilerine duyulan saygıyı kat be kat arttırdığını düşünüyorum.

Bir şeyi belirtmek lazım. Bu övgüleri, Fenerbahçe maçını son dakika golüyle kazandıkları için yazmıyorum. Yenilselerdi, hatta farklı yenilselerdi dahi görüşüm değişmezdi. Çünkü Beşiktaş bu sene özel bir takım. Birçok sebepten ötürü mağdur ama mağrur! Ve böyle olduğu için elbette gönül o tarafa doğru kayıyor. Onlar da en azından saha içinde yaptıkları ve yapmaya çalıştıklarıyla bu sempatinin hakkını fazlasıyla veriyorlar…

Bu noktada bir konuda özeleştiri yapmak durumunda hissediyorum kendimi. Takip eden okurlar bilir. Her Salı Yön Radyo’da 16-17 saatleri arasında Numarasız adlı bir spor programını hazırlayıp sunuyorum. Sezon başında Beşiktaş’taki gelişmeleri izlerken ısrarla mikrofondan “Bu Beşiktaş, dikiş tutmaz” şeklinde yorumlar yapmıştım. Ve hatta Samet Aybaba’nın o koltukta sezonu bitiremeyeceğini de iddia etmiştim.

Şimdi kabul ediyorum; çok fena çuvallamışım! Hem de öyle böyle değil…

Ama gelin görün ki; bu yanılgıya sevinerek alkış tutuyorum. Çünkü beni yanıltanlar, aynı zamanda bana, hep taraf olduğumuz “mağdur ama boyun eğmeyenlerin” hikâyesini yazdırıyorlar. İşte bu yüzden, yanıldığım için mutluyum…

Öte taraftan eğer Fenerbahçe, oyunun ilk yarısındaki futbolunu her türlü skora rağmen ikinci yarı da devam ettirebilseydi, maç sonunda sevinen tarafın siyah beyazlılar olmayacağı da su götürmez bir gerçekti. Ancak Fenerbahçe’de artık kronikleşen bir sıkıntı var ki; rakip kim olursa olsun puan kaybetmeye mahkûm hale geldiler.

Her maçta oyunu rakip sahaya yıkarak başlayan bir Fenerbahçe izliyoruz ama bu durum sadece öne geçene dek sürüyor. Golü bulduktan sonra takıma bir şeyler oluyor. Toplu halde yaptıkları atak oyunu bir anda toplu halde savunmaya dönüyor. Oyunu kendi sahasında kabul etmelerinin bedelini de puanları dağıtarak ödüyorlar.

Böyle anlarda gözler tabii ki Aykut Kocaman’a dönüyor ister istemez. Bakalım bu durumu değiştirmek için ne hamle yapacak diye bekliyoruz. Ama bu nafile bekleyiş, sezon başından bu yana hiç bitmek bilmedi. En kötüsü de, bu durum Fenerbahçe için bir oyun karakteri haline geldi.

Özetle, ilk haftadan beri Galatasaray ve Fenerbahçe’nin güle oynaya ilk iki sırayı alacağını düşünenler, bugün o senaryonun bozulduğunu görüyorlar. Para, medya desteği, hatta federasyon kıyaklarına rağmen Beşiktaş şimdiden girdi potaya!

İlerleyen haftalarda neler olur bilinmez ama şu bir gerçek ki; bazen menemen, en zengin sofralarda bile ana yemek olabiliyor…