Faşobol mu büyüktür futbol mu?

|

Faşobol mu büyüktür futbol mu? A Faşobol mu büyüktür futbol mu?

Ligin boyu kısaldıkça rengi de, kıvamı da koyu bir hal alıyor. Ağdalaşıyor göz göre göre. Çirkinlik, utanç duyulacak bir sıfat halinden, gittikçe normalleşen bir savunma refleksine dönüşüyor. Ve bu durum, egemenlerin kontrolünde sistemli bir şekilde zerk ediliyor bünyelere…


Tüm bunların 03 Temmuz 2011’den sonra katlanarak çoğalması ne garip değil mi? Oysa sporun duayenleri, bu tarihin ülke futbolu adına milat olacağını iddia etmişlerdi her vesilede. Bundan sonra herkes attığı adıma dikkat edecekti. Hele bir de bu yaşananların yanına “sporda şiddet yasası” eklenmişti ki; tabirimi maruz görün “sıkıyorsa yapsınlar”a dönmüştü iş neredeyse. Yani onlara göre hem şike sürecinde yaşananlardan ders alınmıştı, hem de yeni çıkarılan yasalar sayesinde şiddete meyilli olanların gözü fena halde korkutulmuştu!

Tabii; her şey, zamanın öğreticiliğiyle netleşiyor. Ne yasalar, ne de yorumlar beklenilen etkiyi yaratmadı. Kendi toplumuna yabancı “yasa koyucu ve duayenlerin” bu toplum için ürettikleri yasalar da, yaptıkları yorumlar da elbette tutmayacaktı.  Tutmadı da…


Her geçen hafta görüyoruz ki; şiddetin şekli ve dozu artarak biraz daha fazla işgal ediyor yaşamı. Hem de belli bir kesimle yürümüyor yolunda. Herkesi önüne katarak gidiyor. Futbolcusu da, yöneticisi de aynı. Taraftar desen, dünden razı zaten. Medyayı hiç sormayın…


Biz, ligin boyu kısaldı dedikçe, onların boyları uzuyor. Güzel olan her bir şeyi gölgeliyorlar…


Hafta sonu oynan Fenerbahçe-Bursaspor maçında yaşananlar bunun en güzel örneği.  İçeride Aziz Yıldırım’ın hakemlere yönelik sarf ettiği iddia edilen sözler, dışarıda 8 Mart eyleminden dönen kadınlara saldıran faşist ve cinsiyetçi kimi Bursaspor taraftarları…


Bursaspor yönetimi de isyan ediyor, Fenerbahçe yönetimi de…


Resmi ağızlardan, resmi sitelerden beyanlar uçuşuyor günlerdir. Bir taraf, Aziz Yıldırım’ın koridorlarda alenen hakemleri tehdit ettiğini söylüyor. Diğer taraf ise “ Tehdit yok, Fenerbahçe’nin haklarını koruma var” diyor…


Ama kimse, stat çevresinde sadece Kürt ve kadın oldukları için saldırıya uğrayan insanların durumundan bahsetmiyor. Kimse, Bursa’dan 12 yaşındaki çocuğuyla deplasmana gelen bir babanın bıçaklanmasını da dert edinmiyor! Kafalarda şişeler kırılıyor, bedenlere soğuk metaller giriyor…


Radikal Gazetesi’nden Enis Tayman üşenmemiş, konuyu Bursaspor’un en kalabalık taraftar grubu sayılan Teksas’ın (Texas değil) lideri Kolsuz lakaplı Mehmet Güzelsoy’a sormuş. O da “Emniyet fotoğrafları bize göstersin, bizde içimizdekileri ayıklayalım” tarzında cevaplar vermiş. Bir de “Ben de Diyarbakırlı bir Kürdüm ve burada bana hiç ayrımcılık yapılmadı” demiş. Hani “Türbana karşı değilim, benim annem de hacı” ya da “ Bizim apartmanda da Ermeni bir aile var, birbirimizi hiç üzmedik” şeklinde yapılan konuşmalar var ya. Aynı öyle şeyler. İçi boş…


Keşke Tayman sorsaymış, madem bir Diyarbakırlı ve Kürdsün; Bursaspor camiasının yıllardır Diyarbakırspor’a karşı takındığı ırkçı tavır için fikrin nedir, olaylar olurken ne tepki koydun? Elbette bu konuda masaya yatırılan isim Mehmet Güzelsoy olmamalı. Amacım da o değil zaten. Ama söylediği şu fotoğrafla teşhis işini konuşmak lazım diye düşünüyorum.


Şahsi fikrim “Aman emniyet o topa hiç girmesin” şeklinde. Zira teşkilatının faşistlere karşı bir zaafının olduğu malum. Hatırlarsınız, Samsun Emniyetinde ki bazı polisler, Hrant Dink’in katili ile fotoğraf çektirmek için birbiri ile yarışmıştı. Hatta sonrasında o karelerde yer alan memurlar içinde Emniyet Müdür Yardımcılığı’na kadar yükselenler oldu. O yüzden mümkünse fotoğrafları medya kanalıyla temin etsinler. Aksi takdirde emniyetin yeni müdür kadroları açması kaçınılmaz olacaktır…

*** *** *** *** ***

Bu hafta da yazı bitti ama yine futbol konuşamadık. Böyle bir süreçte içinde sadece futbol olan bir yazıyı yazmak da ayrı bir yetenek olsa gerek. O da ben de yok…