"Yeter ki Türk futbolu zarar görmesin"…

|

"Yeter ki Türk futbolu zarar görmesin"… A "Yeter ki Türk futbolu zarar görmesin"…

Nasıl da fedakarlık kokan bir cümle. Dokunaklı ve kararlı. Tüm iyi niyetlerin bileşkesi neredeyse. Herkesin söyleyebileceği türden değil, her şeyden vazgeçebilecek birisinin söyleyeceği türden bir söz…

Peki, kim söylemiş bunu? Türkiye Futbol Federasyonu başkanı Yıldırım Demirören. İnsanın yüksek sesle “yok artık” diyesi geliyor…

Evet, TFF’nin yaptığı son Olağan Mali Genel Kurul’da bizzat Yıldırım beyin ağzından duyduk bu sözleri. Tabii aslında kendisi de böyle cümleler kullanmak istemezdi ama Trabzonspor’un yeni başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’nun yaptığı giderden sonra konuşmak zorunda kaldı…

Futbolun çatı yapısının gündemi 2 senedir şike olunca, doğal olarak da konuşmalar hep bu minvalde gerçekleşiyor. Ancak UEFA, son düzlükte açık ara öne geçtiği için taraflar artık daha net konuşmaya başladı. Türkiye’nin yüksek menfaatlerini korumaya çalışan isim ise Yıldırım Demirören!

Daha birkaç yıl önce Beşiktaş’ın başındayken, bugün savunmak durumunda kaldığı insanların yerinde o vardı aslında. Zira UEFA müfettişleri, Beşiktaş’ın bazı belgelerde doğru beyanda bulunmadığını tespit etmişti. Yani diğer bir adıyla “evrakta sahtecilik” suçu işlenmişti. Cezası da belliydi. 1 yıl Avrupa kupalarından men cezası alındı. Ancak sıkıntılar bununla da kalmadı. Yine aynı günlerde Beşiktaş’ın adı şikeye karışmış ve yönetici Serdal Adalı ile dönemin teknik direktörü Tayfur Havutçu, tutuklu yargılanmak üzere cezaevine konulmuştu. Tüm bu sıkıntıları aşabilmek için elbette kulüp başkanının kurumlarla diyaloglara girmesi gerekiyordu. Başkan Yıldırım Bey de girdi bu diyaloglara. Yani Avrupa futbolunu yöneten kişi ve kurumlar bu süreçte Yıldırım Demirören’le bir hayli tanışmışlardı.

Derken ne olduysa oldu ve Yıldırım Bey BJK’nin başından TFF’nin başına geçiverdi. Borç batağı içinde bıraktığı Beşiktaş’ın yerine tüm ülkenin futbolunu yönetiyordu artık. Ve tabii; TFF başkanı seçildiği günkü söylemi hala kulaklarımızda “Gerekirse 3-5 yıl Avrupa’ya gitmeyiz!”…

Bugün geldiğimiz noktada geçmişte işlenen suçların ve verilen beyanatların vebali var elbette. Buna rağmen hala karşımıza çıkıp tertemiz insanlarmış gibi konuşmaktan geri durmayanlar da var. Ama sadece bize karşı! Avrupalının karşısına çıktığında bize sıktıkları palavraları sıkamıyorlar. Çünkü onlar geçmişte yaşananları ve konuşulanları önemsiyor. Sahte evrak veren, kulübünün adı şikeye karışan, TFF başkanı olduktan sonra “Gerekirse 3-5 yıl Avrupa’ya gitmeyiz” diyen birisiyle muhatap olduklarının farkındalar. Şimdi kendinizi UEFA’nın yerine koyun ve TFF başkanı Yıldırım Demirören’e öyle bakın. Ciddiye alır mısınız?

Aynı dönemlerde Kulüpler Birliği Vakfı’nın kimi haysiyetli temsilcileri de benzer açıklamalarla Demirören’e desteklerini esirgemediler. Hatta bu destek öyle büyüdü ki; “Şike davasıyla ilgili sonuçlar ne olura olsun, küme düşme diye bir ceza olmamalı” demeye kadar uzadı dilleri…

Hükümetin tavrı da enteresandı elbette. Tavşana kaç, tazıya tut mu dersiniz yoksa ne şiş yansın, ne kebap mı bilmem ama şike dosyasını gündeme getiren irade, belli bir zaman sonra “kişilerle kurumları ayıralım” diyerek niyetini belli etmişti aslında. Ama UEFA için bu manevralar artık bir şey ifade etmeyecek. En geç Temmuz ayı içinde bu dosya kapanır onlar için.

Sonrası mı?

Haluk Ulusoy’a hazırlayın kendinizi. Zira “Al takke, ver külah” demeye bayılırız biz bu ülkede. Aman yeter ki Türk futbolu zarar görmesin!