Gösteri

|

Gösteri A Gösteri


Gezi Parkı’ndan doğan haysiyet mücadelesi güçlenerek büyürken, faşist dil otokratik süreci kendince hızlandırmakta. Komplo teorileri, kara propagandalar derken iktidarın cehaleti, şiddeti tonlarca balçıkla dahi sıvanamaz. Ahmakça kurgulanan cadı avı listeleri arasında genç yoldaşlarımızın ölüm haberleri ile paralanarak, tarifi güç bir utanca ve öfkeye savruluyoruz. Yeryüzü Çocukları, yeryüzü sofralarında yeni direniş biçimlerini örgütlerken, “sözünüz sözümüz” diyoruz. RTE ve şürekâsı çember daraldıkça korku imparatorluğunun içinde tir tir titriyor. Yandaş medya kara propagandayı sürdürüyor. Akgiller talimatlarla meydanlara dolduruluyor. Ve gösteri başlıyor. Ucuzca, akılsızca sergilenen müsamerelerinin, şovların tarihsel sürecine ve yarattığı yeni direniş biçimlerine gösteri dili içinden bakalım.

Politik propaganda yirminci yüzyılın ilkyarısının başta gelen olgularından biri oldu. Tüm çağlarda, politikacılar, devlet adamları, diktatörler, kişilerin kendilerine ve yönetim düzenlerine bağlılığını arttırmaya çalıştılar ve bunu propagandanın gücüyle yaptılar. Pala RTE de meşrebince bunu yapmaya çalıştı lakin deniz bitti. Sokaklar yangın yeri…

Çağdaş totalitarizmin güçlerinin sıralanışında, ilk sıra tartışma götürmez bir biçimde politik propagandanındır. Önemli olan bütün toplum katmanlarında kargaşa çıkarmak, propaganda yapmaktır, der Lenin. Dönemin tiyatro sanatçıları da propagandanın kendi dünya görüşlerini kitlelere benimsetmenin bir yolu olarak propaganda kavramını tiyatroya uygulamışlardır.

Birinci Dünya Savaşı’nın devrimci gelişmeler taşıyan kriz yıllarında, Alman İşçi Tiyatrosu’nda, reformist ve küçük burjuva niteliklerle dolu “dernek tiyatroları” biçimi egemendi. Bu topluluklar Alman İşçi Tiyatroları Birliği çatısı altında toplanmıştı. Birliğin organı da “Volksbühne/Halk Sahnesi” idi. Devrimci çıkışlar Proletkült (Proleter Kültürü) sahnelerinde ya da proleter podyumlarda görülebiliyordu. Bu oyun malzemelerinde ise, genelde bir devrim heyecanı, etkili sahne söylevi ve yoldaşça dayanışma çağrısı ağırlıktaydı.

Erwin Piscator yönetiminde, Berlin’de “Proleter Tiyatro” kuruldu. Tiyatro sanatını kolektif bir eylem olarak özümlemiş ve bu tutumla gerçekleştiren bu topluluğun, çoğunluğu işçi oyunculardan meydana geliyordu ve kendine özgü bir de seyirci organizasyonu vardı. 1921’e kadar, Andor Gabor’un “Büyük Kapı Önünde”, Lajos Barta’nın “Rusya’nın Günü”, Maxim Gorki’nin “Düşmanlar”… repertuardan örnekler.

Bu yıllar da Alman Komünist Partisi ve ilerici kitle örgütleri daha yoğun bir şekilde kitle çalışmasına yöneldiler. Solcu tiyatro grupları, reformist tiyatro birliğinden ve dernek amatörlüğünden hızla kopmaya başladılar, yeni örgüt biçimleri oluşturdular. Proleter oyun ekipleri, işçi kabareleri ve nihayet devrimci Ajitprop topluluklar kurdular.

Büyüyen faşist tehlikeye karşı proleter birlik-cephesi için yorulmadan mücadele eden devrimci işçi oyuncu topluluklarının sayısı 400’ü aşıyordu. Devlet mekanizması, Ajitprop topluluklara karşı baskı yöntemleri uyguluyordu. 1933’de Nazi iktidarı ile işçi tiyatrosu tam faşist terör altına alınana kadar, yasaklama, tutuklama ve işçi oyuncular aleyhine açılan davalar gündelik olaylardan olmuştu. Bu dönemde Ajitprop eylemin sanatsal ve yöntem sorunları üstüne, işçi tiyatrosu içinde geniş bir tartışma oluştu. İlerici profesyonel sanatçılarla işçi oyuncuların sürekli birlikte çalışmalarının sağlıklı biçimleri gerçekleştirildi. Yükselen sosyalist hareketlerle birlikte sanatçı, savaşa, askerliğe, monarşiye, burjuvaziye ve faşizme karşıydı. İşte bu yıllarda Politik Tiyatro, İşçi Tiyatroları, Ajitprop topluluklar bünyesinde şekillenmeye ve ağırlık kazanmaya başlar. Ardından Epik kuram, B.Brecht’in dehası tiyatro tarihine eklemlenecektir.

Yurdumuzda yaşanan akılsızlığın geçmişle olan benzerliği ortada. Muktedir tarafından hedef gösterilen tüm sanatçılar, akademisyenler ve halk! çağın sorumluluğunu üstlerine alarak sokaklarda, meydanlarda ve parklarda. Bizler yeni tiyatronun araştırmasını yaparken Cadı Avı listelerinin başına oturtulan sevgili arkadaşım Mehmet Ali Alabora’nın sonuna kadar yanında olduğumu belirtmeliyim. “Mehmet Ali neyse biz de oyuz” Omuz omuza inşa ettiğimiz gelecek bizim. Forumlardan sahnelere dönüşecek sarsıcı oyunlar bizim.