İTALYA’DA SEÇİM

|

İTALYA’DA SEÇİM A İTALYA’DA SEÇİM

İtalya’da oy verme işlemi 25 Şubat Pazartesi saat 15’e kadar sürdüğü için, bu satırlar kaleme alınırken, sonuçları kestirmek olanaksızdı. Doğrusu hayıflanmanın alemi yok. Çünkü tüm curcunaya, ciltleri dolduracak magazinsel malzemeye karşın İtalyan seçimlerinden hayırlı bir sonuç çıkmayacağı önceden belliydi. Medya patronu uzatmalı Başbakan Sylvio Berlusconi’den, meslekten komedyen 5 Yıldız hareketinin “megafonu” Beppe Grillo’ya uzanan renkli “cast” aslında bir komedi dizisi için değil, İtalyan siyasetinin trajedisini sahnelemek üzere bir araya gelmiş gibiydi.

Bir zamanlar Batı dünyasının en güçlü komunist partisine, canlı sosyal hareketlere, sermayenin tozunu attıran sendikalara sahip İtalya gerilerde kalmış görünüyor. Yolsuzlukların diz boyu gittiği, Mafya’nın kök saldığı bir coğrafyada; siyaset 20 yıl önce Temiz Eller (Mani Pulite) operasyonunun ardından enkaz altında kaldı, hâlâ da kurtarılmayı bekliyor. Anımsanırsa, Berlin Duvarı’nın yıkıldığı, Sovyetler Birliği’nin dağıldığı, sol açısından karamsar bir süreç söz konusuydu. George Soros’un pound üzerine spekülasyonlardan milyar doları aşkın bir ganimet kazandığı, sonunda İngiltere’nin Avrupa Döviz Kuru Mekanizması’nı terk etmek zorunda kaldığı 1992 travmasından İtalyan lireti de nasibini almıştı. Yaşanan finansal ve politik krizden sonra İtalya bir daha belini doğrultamadı.

20 yılı aşkın bir süre Giuliano Amato, Azeglio Ciampi, Lamberto Dini, Romano Prodi derken en son Mario Monti’nin halkaya eklendiği asık suratlı ekonomi hocası-bankacı menşeli teknokrat başbakanlarla Berlusconi, arasında salınımla geçti.Koltuğa neoliberalizmin bekçileri yerleşince, tepkiler Milan başkanı skandallar kralının önünü açtı.Bu kez onun pislikleri ayyuka çıkınca,talih kuşu taze bir teknisyen figürün başına kondu.

Gelinen noktada İtalya, ABD ve Japonya’nın ardından dünyanın en borçlu üçüncü ülkesi. Kamu borçları GSMH’nin %120’si dolaylarında 2 trilyon avroyu aşıyor. 1999’dan bu yana büyüme %0.5 dolaylarında yani ihmal edilecek bir düzeyde seyretmiş.Küresel krizden bu yana İtalyan ekonomi %6.7 daralmış. Reel ücretler sürekli gerilerken, işsizlik %11 civarında seyrediyor. Gençler arasında %37’ye ulaşıyor. Eğitim, sağlık sistemi OECD ülkeleri içerisinde en verimsizler arasında yer alıyor. Özetle, ekonomide işler parlak gitmiyor, ortalama yurttaşın yaşam standartları yıldan yıla geriliyor.

Seçimlerde tam altı koalisyon yarışıyor. Her koalisyonda çeşitli partiler, hareketler, bireyler, kendine özgü dengeler, pazarlıklar, ayak oyunları kol geziyor. Huffington Post bu tabloyu, “bir para babası, bir profesör, bir komedyen, bir politikacı, bir yargıç, bir gazeteci yarışıyor” biçiminde özetliyor.

Gelin her koalisyona kısaca bir göz atıp ona göre karar verelim :

Demokratik Parti : Yeni başbakanın finansal piyasalara, Almanya’ya, IMF-Avrupa Merkez Bankası- Avrupa Komisyonu’ndan oluşan Troyka’ya sadakatini ispat etmesi bekleniyor. Bu koalisyonun lideri eski komünistlerden Pier Luigi Bersani piyasalara güven veriyor. Baş müttefiki Puglia valisi,  İtalya’nın en bilinen “gay” politikacısı Nichi Vendola. O da eski bir komünist; Sosyalizm, Ekoloji ve Özgürlük hareketine önderlik ediyor. Bersani her fırsatta Mario Monti ile işbirliğine hazır olduğunu vurgularken, Vendola böyle bir ittifaka yanaşmayacağını ifade ediyor. Yani koalisyon şimdiden çatlamaya aday görünüyor.

Sivil Seçim Partisi : Cumhurbaşkanı Napolitano’nun Monti’yi tabii senatör yapmasıyla seçilme sorunu kalmadı. Ama Aralık sonunda bu merkez partiye katılmayı tercih etti. Piyasaların gönlünde yatan aslan bu kolisyon. Ama kemer sıkma politikalarından canı yanan halkın desteğine mazhar olamayacağı da açık. İtalya’nın işveren örgütü Confindustria’nın arkasında bulunması, saflarında ünlü ekonomistlerin, gazetecilerin, girişimcilerin yer alması durumu kurtarmıyor.

Özgürlük Partisi/Kuzey Ligi Koalisyonu : Tayyip Erdoğan’ı oğlu Bilal’ın nikah şahidi Berlusconi’yi fazla anlatmaya gerek yok. Yolsuzluk, hukuksuzluk, soytarılık denince ilk onun adı akla geliyor. Bizim yoksul Antonio Gramsci’nin memleketi Sardunya’daki lüks yazlığındaki çılgın Bunga Bunga partileriyle hatırlanıyor. Baş ortağı, Kuzey İtalya’nın kişi başına 30 bin avroyu aşan zenginliğini paylaşmak istemeyen faşist Kuzey Ligi. Onların da tarihi önderi Umberto Bossi’nin yolsuzluk skandallarıyla başı dertte. Berlusconi,“bir daha asla!” demiş olan bu kadim ortağıyla başbakanlıkta gözü bulunmadığı teminatını vererek tekrar anlaştı. Hemen ardından maliye bakanı koltuğuna adaylığını açıkladı. Artık anlayın işin ciddiyetini…

Beş Yıldız Hareketi : Peppe Grillo’nun internet üzerinden örgütlediği siyasi akım. Grillo üstün mizah gücüyle siyasetçi sınıfını tiye alarak, zaten yerde sürünen itibarlarını iyice batırarak sivrildi. 5 yıldız, “çevre, içme suyu, teknoloji, taşımacılık ve olumlu davranışı” simgeliyor. Seçimi kazanırlarsa avrodan çıkacaklarını açıklayarak, piyasaların umacısı haline geldi. Seçilirse demiyorum, çünkü adaylarda temiz sicil aradığını beyan ettikten sonra kendisinin ölüme sebebiyet veren bir trafik suçu ortaya çıkınca milletvekilliğine aday olmadı. “Halkın megafonu” sıfatıyla anılıyor, hareketi internet üzerinden örgütlüyor. Zamanla o kadar da demokrat sayılamayacağı, sitenin tek hakiminin kendi olduğu konuşulmaya başladı. Nitekim itiraza yeltenenleri tasfiye etmekten çekinmedi. Göçmenlere karşı hakir ifadeleri, faşist hareketlerle dirsek teması nedeniyle kampanyanın sonlarına doğru kişiliği iyice tartışılır hale geldi.

Yurttaş Devrimi Listesi : Hareketin lideri Antonio Ingroia’nın adıyla da anılıyor. Bu durum bile sol-sosyalist iddiasındaki bir akım için tereddütler doğuruyor. İçinde, “şu İtalyan Komünist Partisi ne bereketli bir yapıymış” dedirten Rifondazione Comunista ve İtalyan Komünistleri Partisi yanında Yeşiller, Portakal Hareketi, İtalyan Değerleri gibi örgütleri barındıran bir ittifak. Ama siyasi parti formunun yıprandığı düşünülerek daha çok Berlusconi’yi sorgulayan savcı sıfatıyla ünlenen İngroa, Temiz Eller savcısı Antonio di Pietro öne çıkarılıyor. Neoliberalizme karşı bir söylemi bulunmakla birlikte yolsuzluk karşıtı, anti-Mafya temalar ağırlık kazanıyor. Eski komünistlerin pazarlıklar, tavizler uğruna (örneğin Rifondazinoe lideri Bertinotti’nin meclis başkanı yapılması) burjuva koalisyonlarına koltuk değneği olması itibarlarını zedelemiş görünüyor.

Gerilemeyi Durduralım Partisi : Adet yerini bulsun diye sıralamaya alalım, çünkü hiçbir şansları bulunmuyor. Gazeteci Oscar Ciannino’nun başını çektiği hareket açıkça neoliberal bir program savunuyor, daha fazla kemer sıkma, daha fazla özelleştirme öneriyor. Liderinin özgeçmişinde neoliberalizmin gurusu Milton Friedman’ın okulu, Chicago Üniversitesi’nden yüksek lisanslı olduğu kaydı sahte çıkınca eser miktardaki karizması da yok oldu.

Özetle, İtalya sınıf ve sömürünün, emperyalizmin, düzen değişikliğinin telaffuz edilmediği bir seçim kampanyasını geride bıraktı. Partiyi, örgütü, ideolojiyi, programı kutsallaştırmanın alemi yok. Ama bu temel kavramların yok sayıldığı bir zeminde de gerçek politik mücadelenin mümkün olmadığı da bir gerçek. Aslında sadece İtalya için değil, bu dersi giderek sönümlenen veya rotasından sapan; Wall Street’i İşgal Hareketi için de, İspanya merkezli İndignadoslar için de, Arap Ayaklanmaları  için de çıkarabiliriz.

Mevzu İtalya olunca,  en iyisi Gramsci’nin, “eskinin hükmünü yitirdiği yeninin henüz doğmadığı bir dönemden geçtiğimiz” sözünde teselli aramak…