Mısır'daki halk hareketi

|

Mısır A Mısır

Geçtiğimiz hafta sonu Avrupa Sol Partisi’nin (ASP) Porto’daki toplantısındaydım. Gezi direnişi dahil küresel bir ufuk turu şeklinde geçen iki günlük yoğun mesainin ardından, Mısır’daki sürece ilişkin şu bildiri yayınlandı :

Devrimin amaçlarına zıt düşen başkan Mursi’nin tepkici kararlarına karşı, son haftalarda müthiş bir halk hareketi gerçekleşti.

Bu güçlü halk hareketi, silahlı kuvvetleri, ilerici güçlerin son haftalarda kampanya yürüttüğü yol haritasını benimsemeye zorladı. Onlar yeni bir kurucu meclis ve yenilenecek seçimleri talep ediyorlar.

Bu durumda önemli olan halk hareketinin sürmesi ve devrimci ve demokratik süreci güçlendirmesidir. Bu devrimde yeni bir sayfa açabilir.

Biz Mısırlı ilerici insanları ve güçleri cesaretleri ve kararlılıkları için kutluyor ve onlara demokratik süreçlerin devamı yolunda başarılar diliyoruz.

Bilindiği gibi ÖDP’nin de üyesi bulunduğu ASP’de Fransız Komünist Partisi, Alman Sol Partisi, Yunan Syriza Koalisyonu gibi kitle partileri de var. Diğer bir ifadeyle ASP, Avrupa’nın sosyal demokrasinin solunda, özgürlükçü partilerinin bir araya geldiği bir zemin. Üyeleri arasında ne geçmişte, ne de bugün askeri müdahalelere sıcak bakan bir örgüt bulmak olanaksız. Diğer bir ifadeyle devletten de, sermayeden de, emperyalizmden de bağımsız, sicili temiz partilerle karşı karşıyayız.

Bu nedenle önyargısız bir yaklaşımla, Mısır’da yaşanan sürecin ana dinamiğinin halkın devrime sahip çıkışı olduğunun açık bir biçimde altının çizilmesi önemli. Dünya tarihinin en kitlesel eylemlerinin, milyonlarca Mısırlıyı sokaklara döken müthiş isyanın görmezden gelinmesine prim verilmemesi anlamlı. Mısır’ın yeni taban hareketi Tamarod’un (isyan) 22 milyon imzayla Mursi’yi geri çağırma hakkını harekete geçirmesi tayin edici faktör.

Askerin devreye girmesi tabii ki tatsız bir durum. Bundan sonraki süreçte, pekala silahlı kuvvetler devrimi boğabilir, bu kez şiddetini Tahrir güçlerine yöneltebilir. Veya ilerici güçler, orduyu ilan ettiği takvime uymaya zorlar, seçimler sonunda Mısır demokrasisi rotasına girer. Kısaca ordunun devrimi çalıp çalamayacağı büyük ölçüde halk güçlerinin azmi ve iradesine bağlı.

Hatırlayalım, 2011’de Mısır’daki devrimci süreç, ordunun Mübarek’in talimatlarını dinlemeyi reddetmesiyle sonuca ulaşmıştı. Yine sürecin ana öznesi, yaşamı pahasına Tahrir’de direnen halk kitleleriydi. Müslüman Kardeşler temkinli bir biçimde kenarda durup, sürecin olgunlaşmasını beklemekteydiler. Nitekim kendilerine göre zamanı gelince, orduyla ilk uzlaşan da onlar olmuştu. Mursi iktidara ağırlığını koyup, orduyu hizaya getirdiğinde,2012 Ağustos’unda Genel Kurmay Başkanı Tantavi’yi istifaya zorladığında yine demokrasi güçlerini yanında bulmuştu.

Mursi kendini yeterince güçlü hissedince, seçimlerde sırf Mübarek rejimi hortlamasın, eski rejim güçleri geriletilsin diye başkanlık seçimlerinde partisine oy veren seküler güçler de dahil, tüm farklı kesimlere sırtını döndü. Tam tersine, inançlı bir Müslüman olarak gördüğü, Savunma Bakanlığına da getirdiği general Sisi’yle işbirliğini sıkılaştırdı.

Mısır’da dönüm noktası, Kasım 2012’de Mursi’nin yetkilerini artırması, yargıyı tamamen etkisiz kılmak için hamle yapması oldu. Giderek, uzlaşmadan kaçınıp, Müslüman Kardeşler’in çıkar ve taleplerini halkın tüm özlemlerinin önüne koydu. İhvan’ın köklü bir dini, toplumsal ve politik hareket olduğunu, militanlarının onlarca yıl birgün yönetime geliriz umuduyla beklediğin,iktidar açlığından kıvrandığını göz önüne alırsak, Mursi’nin önceliklerinin kaynağını anlayabiliriz. Ama demokratik bir toplumun mantığı içinde açıklayamayız. Zaten en büyük çelişkileri de, yetiştikleri kültürün, “da’wa” için mücadele ve İslami Halifeliği ihya etme temel hedeflerinin demokrasiyle uyuşmaması. Nihai egemenliğin halka değil Allah’a ait olduğu inancının katılımcı bir toplumla bağdaşmaması…Şeriat hukuku dışında demokratik hukuk normlarının onlara hitap etmemesi…

Mısır’ın geleceği oldukça belirsiz. Orduya hiçbir şekilde güvenilmemesi gerektiği ortada. Ülkenin bir iç savaşa sürüklenmemesi için, gerek Tahrir meydanında, gerek Adeviye meydanında toplanan halkın sağduyu sergilemesi hayati önemde. Yoksa Mısır yüzbinlerce kişinin kanının döküldüğü Cezayir senaryosuna da sürüklenebilir. Wall Street Journal’ın, hem de editoryal yorumunda temenni edilen şu tüyler ürperten rotaya da girebilir:

Yönetime gelen yeni generaller, kaos ortamında iktidarı ele alan, serbest piyasacılara yetki veren ve demokrasiye geçisin ebeliğini yapan Şili’nin Augusto Pinochet’i gibi çıkarsa, Mısırlılar kendilerini şanslı saymalı.

Son olarak Mısır’daki gelişmelerde, ABD emperyalizminin rolü üzerinde kısaca durmakta yarar olabilir. Öncelikle Mısır’ın Kahire Büyükelçisi Anne Patterson, sokak eylemlerini kınadığı için göstericilerin hedefi haline gelmişti. Tahrir’de hiçbir zaman ABD yanlısı bir hava oluşmadı.

Bir yönüyle, Amerikan emperyalizmiyle, biz enternasyonalist sosyalistler birbirimize benzeriz. Neden mi? Çünkü eksiksiz dünyanın her coğrafyasında gelişen olaylarda kendimizi taraf hissederiz. Bizler ahlakî, insanî, emekten ve halktan yana yönelimimizle, Mısır’dan Suriye’ye; Venezuella’dan Mali’ye kadar her olayı nefesimizi tutarak izleriz. ABD de, dünyanın tek süper gücü sıfatıyla ekonomik ve jeostratejik çıkarlarının peşinde mekan tanımaksızın tüm gelişmeleri kendi çıkarları yönünde şekillendirmeye çalışır.

ABD’nin her diplomatik denkleme dahil olması çabası, her gelişmeyi kendi küresel stratejisine tabi kılma anlayışı, sektirmeksizin istediği amaca ulaşabileceği anlamına gelmez. Emperyalizm kolaylıkla Mübarek’ten Mursi’ye,derken Sisi’ye at değiştirebilir. Mısır’daki süreci de,ABD’nin İsrail’in Ortadoğu’daki çıkarlarını kollama ve neoliberalizmi tüm coğrafyalarda kalıcılaştırma ilkeleri kapsamında değerlendirmek gerekir.Emperyalizm pekala İslamcılarla da,darbecilerle de uzlaşabilir.

Hafta sonunda Obama Camp David’de golf oynarken, Kerry yatında keyif çatarken, Mısır halkı can derdinde meydanlardaydı. Umudumuz ancak Laik, Müslüman, Hıristiyanıyla Mısırlıların bir arada yaşamanın yolunu bulmaları;enerjilerini emperyalizmle mücadeleye yönlendirmeleri;Mısır’ın ekonomik potansiyelini daha insanca ve hakça paylaşmanın olanaklarına kafa yormaları olabilir.