Öcalan’la Bursa’da şehir turu!

|

Öcalan’la Bursa’da şehir turu! A Öcalan’la Bursa’da şehir turu!

Cezaevinin komutan yardımcısı Yarbay Gawie Marx, hücrenin kapısında belirir ve sıradan bir şeyden söz eder gibi, “Mandela, şehri görmek ister misin?” der.  Böylece bir arabaya atlar ve Cape Town sokaklarında dolaşmaya başlarlar. Yarbay Marx, küçük bir dükkanın önünde durup, “Soğuk bir şey ister misin?” diye sorar ve çıkar. 22 yıl sonra ilk kez etrafında bir gardiyan ve üzerinde de kilit olmadan öylece kalınca, huzursuz olur Mandela. Kaçmak ve arabada kalmak arasında bocalar. Yarbay iki kutu soğuk kolayla döndüğünde bayağı rahatlar. O gün koşarak uzaklaşmamasının bir nedeni, bunun bir tuzak olabileceği düşüncesi olduğu kadar; iktidarla yürütmeye başladığı görüşmelere verdiği önemdir de.  

Bugünlerde Mandela’nın anılarını okuyan, ister istemez Öcalan’la da benzer ilişkiler yaşanıyor mudur, diye soruyordur.

Zaman zaman yapılan Öcalan-Mandela kıyaslaması kimilerini epey keyiflendirirken, kimilerini de öfkelendiriyor. Bu anlaşılabilir bir şey ve böyle bir kıyasın; Güney Afrika ve Türkiye’de yaşananların özü tartışılmadıkça magazinel olmaktan öte anlamı yok.

Öcalan’ın son mesajından anlaşılan o ki, yakında PKK’nin elindeki 16 kişi serbest bırakılacak. Bu, hem Öcalan’ın PKK üzerindeki kontrolünün bir başka göstergesi, hem de PKK’nin de karşılıklı atılacak adımlarla “çözüm”e yürüme niyetinin ifadesi olacak.

Çözüm”ün ne olduğu henüz tam belli değil. “Sinop’ta linç dürtüsüyle toplanangiller” hariç, herkes kanın durması, silahların susması konusunda hemfikir. Çatışma ve ölümlerin olmadığı bir ülke özlemi, her türlü kaygının üzerinde.

Çözüm”ün Öcalan ve devlet arasında bir pazarlıktan çıkacağı düşüncesi eskisi kadar tepki çekmese de, daha çok Türkler, ama bazı Kürtler için de endişe nedeni. Devletin “terörist”le konuşmasından rahatsız olan Türk milliyetçileri, sayı ve etki açısından Öcalan’ın devletle uzlaşıyor olmasından rahatsız olan Kürt milliyetçilerinden daha büyük, kuşkusuz. Ancak, süreç sorunsuz ilerler ve karşılıklı olarak tutsaklar serbest kalır, Nevruz bir ateşkesin ilan edildiği güne dönüşür, ölümler durursa bu kesimlerin etkisi de gittikçe azalacaktır.

Çözüm”ün “bir başka Türkiye” anlamına geleceği ortada. Bu; Kuzey Irak’ta oluşmuş, Suriye’de de oluşabilecek olan Kürk bölge ve yönetimleri ile arasındaki sınırların silikleştiği daha büyük bir Türkiye mi olacak? Bu büyük Türkiye, Türk tipi bir başkanlık rejimine mi dönüşecek? Yoksa, “çözüm”e paralel olarak daha demokratik bir Türkiye mi kurulacak?

Henüz bunların yanıtı yok. Ancak, Kürtlerin yakalanan “tarihsel fırsat”ı değerlendirerek, elde edilecek kazanımlar karşılığında AKP’nin kafasındaki bir “Türk tipi başkanlık rejimi” içinde “mutlak iktidar” hesabına, BDP’den tersi açıklamalar da gelmesine karşın, razı olabileceği kuşkusu var.

AKP ve “çözüm” peşinde koşan herkes, barışın ülkeye hakim kılınmasında samimiyseler, geçen referandumda olduğu gibi en geniş kesimlerin gönül rahatlığıyla EVET diyebilecekleri ile asla EVET demeyeceklerini aynı paket içinde karşımıza koymazlar.

Barışa tüm kalbiyle evet derken, bunun karşılığının “Türk tipi bir başkanlık sistemi” olmasını kabul etmeyenlerin de, süreci öylece izlemek yerine “çözüm”den kendi anladıklarının ne olduğunu, barış içinde bir arada yaşanacak ülkenin temel parametrelerini ortaya koyarak öne çıkmaları gerekir.

Bunu yapamazsak, “Öcalan’da Bursa sokaklarında gezdirilmiş midir?” türünden anlamsız tartışmalar yapanlardan pek farkımız olmaz.