Biraz delikanlı olun!

|

Biraz delikanlı olun! A Biraz delikanlı olun!

Bugün Nevruz; Öcalan’ın tarihi açıklamasını duyacağız. Kuşkusuz, 30 yıldır binlerce canımızı alan Kürt sorunu ve “silah meselesinin”, “bir tek can dahi yitirilmeden” çözülebilmesi en önemli gündem maddemiz. Bugün bu yazılmalı!

Lakin, bu konuda diyeceğimizi zaten dedik: Bir tek canın daha yitirilmemesi için atılacak her adıma EVET, ancak bu adımlarla başka niyetler ve “Türk tipi başkanlık” arasında ilişki kurulmasına HAYIR. 

Böyle bir günde, H. Cemal’in iki haftalık “zorunlu izin” ardından yazdığı ve o da yayınlanmadığı için Milliyet’le yollarını ayırdığı “Gazetecilik ve gazeteciler üzerine…” yazısında söylediklerini deşmek zamansız kaçmaz. O da, doğrudan asıl gündemimizle ilgili.

Milliyet’te olanlar malum; patron Demirören, Genel Yayın Yönetmeni D. Sazak ve yazarlara yayın politikasını dikte ediyor: “Başbakan velinimetimizdir. Bugün emretsinler, yarın Milliyet’i kapatırız. Gazeteyi buna göre yapın.

Milliyet’te olan ve sadece de oraya özgü olmayan durumun, dev umut dalgalarına yol açan “barış süreci” ile ilişkisini doğru okumak gerek.

Bunu ilk C. Çandar yaptı: “H. Cemal’e yazdırılmayan bir ülkede gerçek barış beklenemez! 

Yayınlanmayan yazısında H. Cemal de söylemiş; böyle bir olay başına ilk defa gelmiyor. Yıllar boyu birçok meslektaşı bu yollardan geçti, “geçmeye ne yazık ki devam ediyorlar”. Nedeni de belli; medya-iktidar ilişkileri ve medya patronlarının gazetecilik dışındaki işleri yüzünden iktidarla iyi geçinmeyi iyi gazetecilikten daha fazla önemsemeleri.

H. Cemal, yıllardır söylemekten dilimde tüy biten bir noktaya da değinmiş:

…özellikle gazeteci elitinin iktidar-medya ilişkilerini rayından saptıran ya da rayında tutamayan rollerini de akılda tutmak lazım. Yöneticiler - ve önde gelen yazarlar - bu ülkede gazeteciliği güç odaklarına karşı olduğu kadar patronlara karşı, hatta patronlara rağmen savunmakta da başarılı olamadılar. Bunun için kendi aralarında mesleki nitelik taşıyan güçlü ortak platformlar oluşturamadılar. … Bu konuda, benim de 45 yıllık gazetecilik mesleğimde zayıf notlarım vardır.”

Doğru, vardır!

Bu ülkenin “gazeteci eliti”, elit olmadan önce, “güçlü ortak platform” potansiyeli taşıyan meslek örgütlerinde olmuşlardır. Ancak, elitleştikçe uzaklaşıp, en muhalif hallerinde bile örgütlerinden çok iktidara ve patrona yakın durmuş, örgütlenmeye “çocukluk hastalığı” muamelesi yapmışlardır.

Gazetecilik tarihi onurlu istifalar tarihidir”, derler. “Elitin” ve “önde gelen yazarlar”ın “zayıf notları” bu meslekte neredeyse tarihin sonunu getirdi. Y. Çongar’ın, olup bitene tepki olarak Milliyet’te yazmaktan vazgeçmesini, tarihin devam edebileceğine dair işaret olarak selamlıyorum.

Milliyet’te yaşananlar üzerine “Sağa sola laf etmenin anlamı yok aslında” diyerek, Nazım’ın dizeleriyle kendimize seslenmiştim: “… kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!

Zayıf notları”nı itiraf eden H. Cemal’in, “gazeteci eliti” ve “önde gelen yazarlara” söylemek isteyip de açıkça söylemediklerine tercüman olayım:

Bu kadar ödlek, bu kadar pısırık, bu kadar suskun olmak, kurbanlık koyun gibi sıramızı beklemek  kimseyi kurtarmıyor. Yunan meslektaşları örnek alsak hiç değilse; gereğinde tüm medyayı susturan grevler yapan Yunan meslektaşları… Bir kerecik olsun, köşesine, sözüne tecavüz edilen meslektaşımızla dayanışma içinde olsak. Hep birlikte mesleğin namusunu savunabilsek. Delikanlı olsak biraz!

Nevruz kutlu olsun, ama burası H. Cemallerin bile yazamadığı bir ülke olmasın!

NOT: Sevgili dostumuz Ata Soyer de göçüp gitti bu dünyadan; iyi yaşayıp ardında derin izler bırakarak. İz bırakanlar unutulmuyor!