Barış geldi, hoş geldi!

|

Barış geldi, hoş geldi! A Barış geldi, hoş geldi!


Kimsenin tersini söylemesi mümkün değil. Tersini istemek ise insanlık değil. O halde, aklından zoru olmayan herkesin, resmen 8 Mayıs’ta başladığı ilan edilen silahlı PKK güçlerinin sınırdışına çekilme sürecinin kazasız belasız sonlanması için çabalaması gerekir.

 

 

Geri çekilmenin kırılgan ve risklerle dolu bir süreç olduğu da ortada. Çekilenler açısından kimi rahatsızlıklar olduğunu PKK açıklamalarından biliyoruz: “Ateşkes sürecinin başlamasıyla birlikte Kuzey Kürdistan’da hız verilen karaklol, baraj inşaatları provokatif bir nitelik taşıyıp engelleyici bir rol oynamaktadır. İnsansız hava araçlarının sürekli keşif faaliyetlerinde bulunması geri çekilme faaliyetlerini geciktirmekte, Kürdistan’da yoğunlaşan askeri sevkiyat ve hareketlilik ise çekilme sürecini olumsuz etkilemekle kalmayıp provaksyon ve çatışmalara zemin sunmaktadır.

 

Karakol ve baraj inşaatlarının bile sorun olarak görüldüğü bir süreçte, ister dış ister iç güçlerin gerçekleştireceği bir sabotaj eylemi herşeyi tersine döndürebilir. Açıkçası, izlediği Suriye politikasıyla, “dış güçleri” adeta davet eden bir iktidar da var.

 

Herşeyin yolunda gittiğini ve çekilmenin kazasız belasız tamamlandığını varsaysak bile, devletin dokularına işlemiş olan bir anlayışın yine devreye girmesinin yol açabileceği tehlikeleri görmek gerek.

 

Kürt sorunu konusunda, bugüne kadar “en sağduyulu” devlet anlayışı sorunun “Güneydoğu’nun ekonomik olarak kalkındırılması ile çözüleceği” şeklindeydi. Zaman zaman farklı bir dil kullansa da, AKP de sorunu bölgeyi kalkındırarak çözme fikrine yakın. Ancak, 30 yıldır Kürt hareketinin sürdürdüğü mücadele ve son derece politikleşen Kürt toplumu böylesi bir ekonomik çözüme razı olacak noktayı geçti.

 

Yine de, “Hele bir terör dursun, Türkiye uçuşa geçer” söylemi her fırsatta öne çıkıyor. AKP Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten de açılım süreci ile birlikte terör olaylarının bitmesinin ardından Diyarbakır’ın turist sayısının 50 binden 3 milyona çıkacağını söyledi geçenlerde.

 

Bu türden çatışmalı durumları, hatta çatışma halinin kendisini bile, bir ekonomik “kalkınma aracı” haline dönüştürenler hep olmuştur. İspanya İç Savaşı sırasında, Avrupalı zenginler için savaş turları düzenleyip, uzaktan çatışmaları izlettiren turizmciler olduğu söylenir.

 

 

Neyse ki bugün, bölgeyi turizmle kalkındırmayı düşünenler, “önce barış gelsin” noktasındalar. Barış sürecinin tamamlanmasıyla birlikte Kandil’deki doğa güzellikleri ve mağaraları turizme açmayı düşünen ve 299 Euro’ya 2 gece-3 gün bir “Kandil turu” planlayan turizmcilerimiz de var.

 

Barış gelsin, hoş gelsin; “politik turistler” bir zamanlar “cehennem mağaraları”, “cehennem vadileri” olarak tanımlanan mekanların, ölmek ve öldürmekten uzaklaşıldığında, “cennet” mekanlara dönüştüğünü gezip görsünler...

 

Ancak, herşeyi pazarın sihirli elleriyle düzelteceklerini sananlar, çatışma alanlarınının da pazara açılıp entegre olmasıyla Kürt sorununun çözüleceği sanarlarsa yanılırlar. Kürtlerin politikleşmesi “turist politikleşmesi”yle karıştırılmamalı. Gerçek barış ve silahların sonsuza kadar susması, köklü bir demokratikleşme ve özgürleşmeden geçiyor.

Gelinen noktadan geri dönüş, bizi yalnızca silahlı güçlerin değil, geniş toplumsal kesimlerin de çatıştığı eskisiyle kıyaslanamaz ölçüde kanlı bir Türkiye’ye götürebilir.

Barışın gerçekten hoş gelmesi ve kalıcı olması için, eşit ve özgür vatandaşlar olarak herkesin kendisini ait hissetiği demokratik, bağımsız ve laik bir Türkiye’yi kurmak gerekecek.