Yurtdışına çıkın!

|

Yurtdışına çıkın! A Yurtdışına çıkın!

Bu öyle dağa çıkın falan gibi bir çağrı değil. Hani turistseniz, yaz da geldi ya, bir yerlere kaçacaksanız, şimdi tam zamanıdır; yurtdışına çıkın!

Bizzat yaşamış ya da duymuşsunuzdur; Avrupa’da pek bir ezik halimiz vardır. Para harcadığınız ve gittiğiniz yer için bir nimet olduğunuz halde bile şöyle göğsünüzü gere gere dolaşamazsınız. Türkiye’den gitmişsiniz ya; Türk, Kürt, Alevi ya da Sünni biraz boynu bükük, özgüvensiz adımlarsınız caddeleri.

Söylemesi ayıp; hafta sonu Viyana’daydım, bizim yazarlardan Ali Murat İrat’la birlikte. Hüseyin Şimşek kolaylaştırıcılığında “Alevilik: Sembol, Ritüel ve Güncel Durum” konulu bir panelde konuşmacıydık.

2 Temmuz’u andık, Gezi’yi konuştuk…

2 Temmuz! Asla unutmamamız ve unutturmamamız gereken bir tarih. Öyle kin ve nefret biriktirmek için değil. Bir daha asla yaşanmasın diye.

Bırakın insanın insanı diri diri yakmasını, insanın herhangi bir canlıyı bile yakmasının kabul edilmemesi gereken bir vicdanı yükseltmeyi görev bilenlerin, canların ataşe verildiği bir barbarlığın bu topraklardan sonsuza kadar sökülüp atılması için 2 Temmuz’u unutmaması, unutturmaması gerek.

Çorum’u, Maraş’ı, 69 Kanlı Pazar’ını da, 77 1 Mayıs’ını ve daha dün İstanbul’da bir servis şoförünün öldüresiye dövülüp gözü çıkarılarak ateşe atılmasını da unutmamak, unutturmamak gerek.

Kin ve nefret biriktirmek için değil ama; Taksim’de binlerce eşcinselin ve onların yaşadıkları sıkıntılara itiraz edenlerin “Onur Yürüyüşü”nde söyledikleri gibi “Kalpsiz bir demokrasi”nin olamayacağını haykırmak için.

Kalpsiz bir toplum, kalpsiz bir sistem, kalpsiz bir sosyalizm olmamalı! Özledikleri ve mümkün olduğuna inandıkları bir başka dünyayı özgürlükle, barışla, adaletle, eşitlikle yoğurmanın peşinde olanlar için sosyalizm sadece teknik bir düzenleme değil, kalple aklın buluştuğu yerde ortaya çıkacak bir düzen.

Viyana’da Aleviler ve “Direniş İçin Sanat” adı altında örgütlenmiş Türkiyeli gençler “Sivas’ta ateşe semah durduk, Taksim’de aydınlığa dilek olduk” derken, bize de kalple aklın buluştuğu yerde kurulan muhteşem bir dostluğu yaşattılar.

Şimdi, dönüp tarihin çöplüğünden birbirimize karşı kullanacağımız savaş baltaları çıkarmanın anlamı yok. Ezilmişliklerimizi ve acılarımız yarıştırıp; biz ezilirken siz neredeydiniz türü cümleler kurmanın da bir anlamı yok.

Kürtler öldürülürken neden üç beş bin kişi Taksim’e çıkmadı” eleştirilerine Taksim yanıt verdi işte. Taksim’de ve Türkiye’nin birçok yerinde, ellerinde bayrak olanların Lice’ye sahip çıkması, barışın ve bir arada eşit özgür yurttaşlar olarak yaşamanın gerçek dinamiğinin de sokaklardan yükseldiğini gösteriyor.

Taksim ve Tahrir… O benzemez denilen meydanlar şimdi benzeşiyor işte. Her iki meydanda da despotizme, tek tipleştirmeye, din devleti kurmaya karşı çarpan yürekler var.

Viyana’da sadece paylaşmanın, dayanışmanın ve birlikte mücadelenin içinde daha önce yüz yüze gelmemiş olduğumuz dostlarla büyük bir “iyi insanlar ailesi”nin parçası olmanın keyfini yaşarken, farklı milletlerden gazetecilerle sohbet fırsatım da oldu.

Yurtdışına çıkın deyişim ondan. Çıkın ve görün ki, Gezi’nin, Taksim’in, Kuğulu’nun, Dikmen’in yüzü suyu hürmetine, şimdi yaban ellerde Türkiye’li olmak bir ayrıcalık. Gezi’den yayılan direniş, dünyanın dört bir yanında Türkiyelilere onur ve gurur olarak dönmüş.

Bugün dünyanın dört bir yanında yanan canlarını anan Aleviler de, o bakışlar altında ve Sivas’takilerle birlikte sokaklardan yükselen dalganın üstünde yürüyorlar Madımak’a!

Şimdi yurtdışında, “Sen neymişsin be Abi” diye bakıyorlar bize!