Türkiye’nin bütün gazetecileri!

|

Türkiye’nin bütün gazetecileri! A Türkiye’nin bütün gazetecileri!

Kahire’de ordunun Mursi yanlılarına ateş açmasıyla onlarca insanın ölmesi ve İskenderiye de Mursi karşıtlarının çatıdan atılması, Mısır’ın nelere gebe olduğunu gösterdi. Bunlar Cezayir senaryosunun yabana atılamayacağının ipuçları. Geçen yazının sonunda da söylediğim gibi, darbelerin halkın hanesine yazdığı kocaman bir zarar oluyor. Zaman zaman insanın kanını donduran bir vahşet de içeren zarar!

Can Dündar’ın Kahire izlenimlerinden öğrendik ki, gazeteciyseniz şimdi Mısır’da olmalısınız. “Bizim basın kartı” orada buradakinden fazla işe yarıyor ve her engelden aşırıyormuş.

Müslüman Kardeşler cephesinde her engeli aşabilmemizi, başı kasklı, eli sopalı sivil milisler arasından rahatça geçebilmemizi, her girdiğimiz ortamda saygı görmemizi Erdoğan’a borçluyuz. Türkiye’nin Mursi’yi sahiplenmesi, karşı cephede tepki yaratsa da İhvan cephesini sevindirdi.” diye yazmıştı Can.

Diğer cephede de Gezi’nin yüzü suyu hürmetine engeller aşılıyor olabilir.

Ancak, diğer cephe deyince orduyu oradan uzak tutmak gerek. Halkın devrimini çalan ve “düzen”i sağlama almaya çabalayan bekaretçi generalin darbeci ordusunu…

Darbeye karnımızdan konuşmadan karşı çıkmamız gerek. Darbeye karşı çıkmak, Mısır’da olanları anlamaya çalışmaya engel değil tabii. Mısır’da olanları anlamaya çalışmak ve Mursi’nin yapıp yapmadıklarını saymak da, AKP çevrelerinin ileri sürdüğü gibi mahcup bir darbe savunuculuğu değil. Asla!

AKP iktidarının Mısır’da yaşananlar konusunda söylediklerini dinliyoruz. Başbakan, Davutoğlu, bakanlar… Hem bize söylüyorlar, hem de “sabahlara kadar süren telefon diplomasisiyle” telefon karşısındaki herkese.

İyi de, darbeci laftan anlamaz ki! Darbeciye karşı, söylenmeyecek, eyleyeceksin. Madem “işte duruş bu” dedi Erdoğan, Afrika Birliği’nin Mısır’ın üyeliğini askıya almasına karşı, Cumartesi günü de yazdığım gibi: “Darbe karşıtıyım diyen iktidar, hiç değilse Mavi Marmara sonrası İsrail’e takındığı tavrı alarak darbe yönetimiyle ilişkilerin düzeyini aşağı çekebilmeliydi.

Muhalefetin ya da biz gariban söz ve kalem erbabının yapıp yapabileceği “söylemek”tir. Ancak, iktidar gerçekten darbeye karşıysa ve dış politikasının anti-militarist ahlaki bir çerçevesi de varsa, Mısır’da ordu eliyle ortadan kaldırıldığını vurguladığı “demokrasi” herkesin katıldığı özgür ve adil bir seçimle tekrar geri gelene kadar darbe iktidarıyla tüm ilişkilerini askıya almalıdır.

Bunu yapamayan bir iktidar, ne kadar söyleyip söylenirse söylesin, en fazla Mısır sokaklarında Türkiyeli gazetecileri Müslüman Kardeşler engellerinden atlatır. O kadar!

Bu da bir şey diyebilirsiniz. Bir şey ve az şey değil! Hele de, İstanbul sokaklarında “bizim basın kartı”nı göstermenize rağmen itilip kakılmanızı, gözaltına alınmanızı, önünüze engel üstüne engel konmasını Başbakan’a borçluysanız.

Biliyorsunuz; BirGün muhabiri Onur Erem hafta sonunda İstanbul’da olayları izlerken basın kartını göstermesine rağmen polis tarafından coplandı, bir günlük iş göremez raporu aldı.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) aynı gün gözaltına alınan 2 gazeteci ile yaralanan 13 gazetecinin isimlerini yayınladı. Copla, gaz bombasıyla, plastik mermiyle yaralanan, boyalı mermiyle vurulan 13 gazeteci…

Bu arkadaşlar Can’ın yazısını okudularsa, her halde ona gıpta etmiş, “bizim basın kartı” ile Mısır’da değil de Türkiye’de gazetecilik yaptıkları için lanet okumuşlardır.

Ne diyelim; Başbakanımız sayesinde her engeli aşarak rahatlıkla gazetecilik yapmak istiyorsak, haydi hep bir ağızdan: Türkiye’nin bütün gazetecileri Mısır’a!