Pangani Nehri boyunca

|

Pangani Nehri boyunca A Pangani Nehri boyunca

“Ayağıma bir şey çarptı!” diye korkuyla bağırdı Peter ve koşarak Pangani nehrinden dışarı çıktı. Homurdanarak yanımıza geldi. Steve ise ayağına çarpan şey diğer ayağın olmasın diyerek Peter’la dalga geçmeye başlamıştı ki birden o da bağırmaya başladı: “Timsah bu!”

Nehrin etrafındaki bir grup Masai, Steve’e doğru koştular. Ben ve Titti de gölgesinde dinlendiğimiz akasya ağacının altından kalkıp Steve’in yanına gittik. Birkaç dakika öncesine kadar Steve ve Peter’in yıkandığı yerde kendini itinalı bir şekilde kamufle etmiş bir timsah duruyordu. Keşfedildiğini fark ettiği anda bir çırpıda kendini kaybettiriverdi ve nerede olduğunu göremedik. Tam tehlike geçti diye düşünüp eski konumlarımızı alacaktık ki Steve’den beklenmeyen bir sıçrama ve beraberinde bir çığlık geldi: “Yılan!”

Steve’i korkutan yılanın bir çalı parçası olduğunu öğrendiklerinde Masailer’in yüzlerindeki gülümseme gerçekten görülmeye değerdi. Bununla birlikte timsah olduğu fikrini ise ciddiye aldılar. Geleneksel silahlarını çıkarıp timsahı vurmak için hamle yaptılar. Ancak timsah kendini öyle iyi gizlemişti ki vurmak oldukça zordu.

 

BALIKÇI KÖYLERİ

Etraftaki balıkçılardan biri timsahların burada oldukça çok olduğunu ve gün içinde onları yakalamanın ise neredeyse imkansız olduğunu söyledi. “Hava karanlıkken daha kolay görünürler. Su yüzüne çıkarlar ve gözleri fener gibi parıldar.”

Aynı balıkçı bize geceyi onun köyünde geçirmeyi teklif etti. Biz de sığırları nehrin diğer tarafına geçirmenin zorluğunu bilsek de bu teklifi geri çevirmedik. Sıcaklık tahammül edilemeyecek bir boyuttaydı. Gölgede 34 dereceydi, güneşli yerlerde ise kesin 6-7 derece daha fazlaydı.

Balıkçı köylerinden birinde geceyi geçirdikten sonra, birkaç saatlik yol kat edip gelebileceğimiz en kötü yere geldiğimizi fark ettik. Susuzluktan ve sıcaktan ölmemiz an meselesiydi. Burada yaşayan birkaç Masai’ye rastladık. O koşullar altında nasıl yaşayabildiklerini anlamak oldukça zordu.

Grubumuzdan biri, tek gidebileceğimiz yolun Masai bölgesinin güneyine doğru giderek Pangani nehrini izlemek olduğunu söylemişti. Önceden planladığımız gibi Masai steplerinin merkezine doğru gitmeye kalkışsaydık kuraklıktan ve tabi ki bize yardım edecek kimseyi bulamayacağımızdan ötürü üç gün içinde ölmüş olurduk. Gerçi sonradan değiştirdiğimiz rotamız da oldukça zor sayılırdı. Hiç gölgesi olmayan, keskin çalıların olduğu daha önce hiç gidilmemiş hissi uyandıran yerlerden geçerek 4-5 kilometrelik yol aldık.

 

TARIM KADINLARIN İŞİ

Pangani boyunca değişik klanlar yaşıyordu. Bizim tanıdığımız Masailer’den daha farklıydılar. Masailer balık yemezler. Hatta mecbur kalsalar dahi yemezler. Dolayısıyla balık da tutmazlar. Küçük ölçekli tarım işleriyle de ilgilenmezler. Çoğu Masai tarımla uğraşmayı reddetmiştir; özellikle soğan, domates ve mısır tarımıyla hiç ilgilenmezler, ama burada tarımla ilgilenen klanlara rastlayabilirsiniz. Ancak yalnızca tarımla uğraşan kadınları görürsünüz. Masailer için tarımla uğraşan bir erkek güçsüz, başka işlere yetisi olmayan erkek olarak algılanır ve bu yüzden sadece kadınlar tarımla ilgilenir.

 

MAA DİYALEKTİ

“Masailer’le yakınlık kurmak çok zordur siz bizim köylerimize doğru gelin. Biz sizden yardımlarımız esirgemeyiz” diye açıkladı konuştuğumuz bir Tanzanyalı. “Üstelik bizim köylerimizde mutlaka İngilizce ve Kiswahili dillerinden birini konuşuyorlar.”

“Mükemmel”, diye düşündüm. “Sonunda Maa dilini kullanabileceğim bir fırsat doğdu.”

Gerçi kısa bir zaman sonra bizim Kenya’da öğrendiğimiz purko diyalekti ile Tanzanya’da konuşulan Maa dili arasında fark olduğunu anladık. Kullandığımız bazı kelimeleri hiç anlamıyorlardı bile. Az kelimeyle iletişim kurabilsek de, yine de hoş karşılandık ve doğrusunu söylemek gerekirse Tanzanyalı Masailer bizi oldukça şaşırttı. Aynı Masai klanına ait olmalarına, aynı giysileri giymelerine, aynı geleneklere sahip olmalarına rağmen bizim tanıdığımız Masailer gibi olur olmaz yerde pazarlık edip para hesapları yapmıyorlardı.

Köye girdiğimizde bize gülümseyen kadınlarla karşılaştık. Henüz köyün erkekleri köye dönmemişlerdi. Biz de bu fırsatı değerlendirelim istedik çünkü yanlarında erkekler varken kadınlarla iletişim kurmamız daha zor oluyordu. Onlarla konuşup yaşayışlarına dair fikir edinebileceğimiz için sevinmiştik. Ancak konuşmalarımız sonunda fark ettik ki Masai kadınları daha girişken ve konuşmaya daha açıktılar. Masai kadınları erkeklerden daha çok öğrenmeye açık, doğal sohbet ortamları kurabileceğiniz kadınlar, burada ise buna yakın görüntülere pek rastlayamadık.

 

HER HARİTAYA GÜVENMEYİN

Pangani’ye doğru yol almadan önce değişik konularda uzmanlaşmış insanlarla konuştuk. Polislerle, turizm acentaları ve seyahat şirketleriyle, profesyonel avcılarla görüştük. Hiçbiri daha önce Pangani hakkında bir şeyler duymamıştı. Konuştuğumuz insanlar hayatlarını nehrin etrafındaki 30 kilometrede geçirmiş insanlardı, ama yine de bilmemeleri bize tuhaf gelmişti. Bazıları gideceğimiz yerlerin tehlikeli olacağını, vahşi hayvanların olduğunu söylüyordu. Titti de bu yüzden ilk gece gözünü bile kırpmadı. Ancak birkaç gün geçtikten sonra elimizdeki farklı turist haritalarıyla yola koyulduk. Elimizdeki haritaların hepsi başka yerleri işaret ediyorlardı. Yolların yanlış işaretlendiğini bizzat deneyerek fark ettik. Bizde kendi haritamızı kendimiz çizdik.

Diğer bir ilginç durum da insanlara bir sonraki köy ne kadar uzaklıkta ya da kaç saatlik yol var diye sorduğunuzda çok farklı cevaplar alabiliyordunuz. 100 kilometrelik yol diye tarif ettikleri 3 kilometrelik bir yol olabiliyordu. Ya da 40 saatlik yol 20 dakikalık bir mesafe olabiliyordu.

Elimizdeki haritalara göre Masai Mara’da Talek’ten ayrıldığımızdan beri 900 kilometre yol yürüdük. Saatte 4 kilometre kat ettik, bu da demek oluyor ki kurak Masai bölgesine doğru 225 saatlik bir yol gittik. Ya da 4800 kilometre gidip 1200 saat mi geçirdik? Ya da sadece 100 kilometreydi de 25 saatimizi mi aldı? Ne önemi var ki.