Sanatta otokontrol

|

Sanatta otokontrol A Sanatta otokontrol

Sanatsal üretimler için temel olan özgürlük; başkaldırıyı gerektirir. Çünkü burjuva sisteminin manipülatif ve kısıtlayıcı mekanizmaları/sansür ya da totaliter rejimlerin açık baskıları yaratıcı dürtü için engeldir.
Günümüzde kültürün endüstriyel hale dönüştürülmesi ne yazık ki çoğu sanatçının yaratıcılığı önünde otokontrol mekanizmalarını tetikliyor. Kültür Bakanlıklarının, vakıfların, destekleme fonlarının sanat projelerine verdiği desteklerin hangi kıstaslar çerçevesinde seçkilerini yaptıkları meselesi tartışılmalıdır. (Bu konu başlı başına bir başka yazının konusudur). Rejim temelli kıstaslar sanat ve kültürün önünde engeldir. Sanat özgür değilse sanatçı başkaldırmalıdır.
Dünya yeni bir düzenin akışına girmeye başladı. Egemen kılınmak istenen bu yeni dünya düzeninde ülkemiz ekonomik, siyasal, toplumsal düzenlemelerin yanında kültürel düzenlemelere de maruz kalmakta. Yalnızca son dönemi ele alsak bile bu çok bariz görülebilir. Bir yanda Roboski katliamı, tutuklu gazeteciler, KCK operasyonları ve komşu ülkelerle ilişkiler, muhalif her eylemi engelleme ve orantısız güç uygulamaları, öğrenciler üzerine yoğun baskılar, anadilde eğitim engeli. Diğer yanda ucube olarak nitelendirilen eserler, hakkında davalar açılan romanlar ve bundan cesaret alan işgüzar eğitmenler sayesinde sakıncalı adledilen Şeker Portakalı ve Fareler ve İnsanlar isimli romanlar, ODTÜ saldırıları, İzmir Sanat Merkezi'nde açılan sergideki 3 fotoğrafın yetkililerce sergiden kaldırılması, süregiden Emek Sineması davası, Biletix'in, Grup Yorum konser biletlerini satmama kararı, İstanbul Büyük Şehir Tiyatroları görev ve çalışma yönetmenliğindeki değişikliklerle repertuar belirleme yetkisinin genel sanat yönetmeninden alınarak belediye bürokratlarına devredilmesi, Fazıl Say hakkında dini değerleri aşağıladığı gerekçesiyle açılan dava, Eskişehir DGSA Galerisinde Emin Gülören'in "ArtNüyet" sergi resimlerinin görevlilerce indirilmesi...  gibi..

İşte bu koşullarda edebiyat, fotoğraf, sinema, resim, müzik, karikatür kısaca kültür ve sanat üretimleri nereye gidiyor acaba? Ülke nereye götürülüyorsa oraya doğru bir yol alıyor diyebiliriz rahatlıkla. Egemen-üst-postmodern kültürler çokluğu içinde yaratıcının konumu nerede? Evet, yanıtlanması gereken sorular bunlar. Peki, sansür ve baskılardan tırsan sanatçının masum olduğu söylenebilir mi? En az dayatanlar kadar suçlu değiller mi? Piyasaya göre sanat nasıl bir şeydir?
Hal böyleyken sansürün ve baskıların belini kırmak görevi birkaç kişiye değil  hepimize düşer. Korkmak otosansürün ilk adımıdır. Gerçeklerden, toplumsal konulardan, yaşamdan kaçan kendi kimliğini de hapsetmiş demektir. Atölyeler ticarethane, sanatçılar tüccar, sanat eserleri meta olunca entellektüel egolar tavanı vuracak, kültür yozlaşacaktır. Rejim ise zillerini takıp oynayacaktır.
Bu yazım vesilesiyle Uykusuz Dergisi'nin yılın mizah dergisi kapağı ödülünü kutluyorum.