Gazeteciliğin yüz akları

|

Gazeteciliğin yüz akları A Gazeteciliğin yüz akları

Türkiye’ye uzaktan bakıldığında koyu bir karanlığın sinsice her yanı kaplamakta olduğu açık olarak görülebiliyor.

İçlerinde Ahmet Şık ve Nedim Şener’in de yer aldığı son “Ergenekon operasyonu” tam anlamıyla büyük bir fiyaskonun resmi ilanı olarak tarihe geçecektir. Bu son “dalga” Hükümeti de ciddi anlamda zor duruma düşürecek bir hamledir.

Bunu Başbakan Tayyip Erdoğan da görmüş olmalı ki, anında “sorumsuzluk” durağına park etti:

-Faturayı bize kesmeyin!

Bir ülkede basın özgürlüğü ayaklar altına alınıyorsa, kimden sorulacak bunun hesabı?

Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın, gazetecilik yolu olarak en geniş anlamıyla dürüstlük bulvarından geçer. Her ikisi de mesleğin yüz akı işlere imza atmış, haberleri, fotoğrafları, kitaplarıyla pırıl pırıl parlamaktadırlar.

Ahmet Şık meslek yaşamı boyunca Türkiye’deki insan hakları ihlallerini haberleştirdi. Bunları laf olsun diye söylemiyoruz. Gazete koleksiyonları ortada duruyor. İsteyen açıp bakar. Palamut gibi iri iddialarla dava dosyaları hazırlayanlar da bir zahmet bakıversinler..!

Ahmet, kısa süre önce Ertuğrul Mavioğlu ile birlikte tuğla kalınlığında iki kitap ortaya çıkarttılar. Kitaplardan birinin adı “Kontrgerilla ve Ergenekon’u Anlama Kılavuzu”  diğeri ise “Ergenekon’da Kim Kimdir?” başlığını taşıyor.

Ahmet, kısa süre önce Ertuğrul Mavioğlu ile birlikte tuğla kalınlığında iki kitap ortaya çıkarttılar. Kitaplardan birinin adı “Kontrgerilla ve Ergenekon’u Anlama Kılavuzu”  diğeri ise “Ergenekon’da Kim Kimdir?” başlığını taşıyor.

Bu iki kitap için anında davalar açıldı.  Ahmet Şık ve Ertuğrul Mavioğlu bu yüzden yargılanıyorlar.

Kitapta şu iddialı ifadeler yer alıyor: “Ergenekon operasyonlarının kontrgerillanın sorgulanması, yargılanması ve tasfiyesi anlamına geldiğini düşünenler fena halde yanıldılar. Kısa sürede görüldü ki, Ergenekon adı verilen bu operasyonlar, zülfüyare dokunuyor gibi görünse de geniş yığınların özlemini çektiği demokrasiye dair beklentileri karşılamaya muktedir değildir. Yaşananlar şimdiye kadar neredeyse geleneksel hale gelmiş zorbalığa ve kan dökmeye dayalı yönetme biçimini tasfiye etmekten fersah fersah uzaktı.”

Kitapların yazılış amacı için de şunlar söyleniyordu: “Elinizdeki kitap, hem bu can alıcı soruları yanıtlamaya hem de “derin devletin” katliamlar, siyasi suikastlar, faili meçhuller, silah, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı ticareti; medyadan iş dünyasına, askeri ve sivil bürokrasiye, yerli ve yabancı gizli servislere kadar uzanan bağlar aracılığıyla gerçekleştirdiği, eylemlilikleri tarihsel olarak analiz etmeye çalışıyor!”

Devlet, “kirli ilişkiler” konusunda çok hassas!

Bu hassasiyeti önce Nedim Şener’e karşı gösterdi: Hrant Dink Cinayetinde İstihbarat Yalanları” adlı kitabı için tam 32 yıl ağır hapis cezası istemli dava açtı, Nedim’e karşı!

Oysa Hrant’ın katilleri için devlet Nedim’i istediğinin yarısını talep ediyor!

Katile şefkat, yazara şiddet!

Ama meydan o kadar boş değil!

Gazeteciler geçmişte Metin Göktepe’nin katillerini nasıl hâkim karşısına çıkarttılarsa,  Işık Yurtçu’yu nasıl demir parmaklıkların arkasında bırakmadılarsa, Türkiye’nin gazeteci cehennemi haline getirmesine izin vermeyeceklerdir.

Cezaevindeki 50’yi aşkın gazeteci zincirine eklenen son halkaları sadece Türkiye değil bütün dünya biliyor:

-Ahmet Şık ve Nedim Şener gazeteciliğin yüz aklarıdırlar!


Gazetecilere örgütlülük!
Ahmet Şık ve Nedim Şener için 4 Mart 2011 Cuma günü Taksim’de toplanan gazeteciler arasında birlerini 10-15 yıldır görmeyenler vardı.

Ayrıca birbirleriyle asla bir araya gelmeyecek olanlar da Galatasaray’a doğru ilerleyen kortejin içinde birlikte yürüyorlardı. Bu gelişmeyi AKP’nin “başarı” hanesine yazmak gerek: Gazetecilere gazeteci olduklarını hatırlattı!

Gazetecilerin bu kadar yıl sonra toplanmaları açık olarak gösterdi ki, bu meslek önemlidir. Bir araya gelindiğinde bir şeyler değişebilir. Ama gazeteciler o kadar örgütsüz ki, bir kitle toplantısının organizasyonu konusunda bile çok zavallı kalabiliyorlar. Çünkü gazeteciler kendi sorunlarını karşı bugüne kadar çok fazla duyarlı davranmadılar.

Mesela o gün kortejde yürüyen pek çok gazeteci kardeşime, arkadaşıma, ağabeyime sordum: Ercan İpekçi’yi tanıyor musun?

Çok azı olumlu yanıt verdi.

Oysa Ercan İpekçi Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı… Yıllardır gazetecilerin özlük hakları yanı sıra basın özgürlüğü için çalmadık kapı bırakmadı. En fazla tek sütun, iki sütun yer verildi sendikanın açıklamalarına… Çünkü gazetelerde, patronlar ve üst düzey yöneticiler sendikadan hazzetmiyorlar.

Gazeteciler yürüyüş boyunca var güçleriyle haykırdılar:

-Gazetecilere özgürlük!

Bu talep tartışılmaz. Ama işlevsel olabilmesi için daha üst düzey bir yapılanma gerekiyor:

-Gazetecilere örgütlülük!
 
Başlık: AKP iyidir!

Eskiden devleti yönetenlerin hoşlarına gitmeyen gazeteciler, aydınlar, sanatçılar bir katliam haberiyle ortaya çıkıyorlardı:

-Karanlık güçler iş başında!

Jitemi, iti, miti, kontrgerillası işlerini ustalıkla yaparlardı. Tek kurşunla bir köşeye yıkıp giderlerdi.

Yukarıda Allah var, AKP öncekilere kıyasla daha merhametli davranıyor. Öldürmüyor. Uyduruk iddialar ortaya savuruyor, sonra da tuttuğunu içeri atıyor.

Bu yüzden yazının başlığı geçerliliğini koruyor:

-AKP iyidir!


Solcular hep aynı yerde!

12 Eylül 1980’de askerler solcuların üzerinden silindir gibi geçtiler.

Aynı askerler 17 yıl sonra yeniden “işbaşı” yaptılar. 1997’de post-modern darbe ile Refah Partisi’ni tepe taklak indirdiler. Solcular bu gelişmeyi yorumlarken şu tespiti yaptılar:

-28 Şubat, İslamcıların 12 Eylül’üdür!

Şimdi İslamcılar iktidarda, onlar da aynı şeyi yapıyorlar:

-Askerleri içeri atıyorlar, yanlarına da solcuları koyuyorlar!

Kim gelirse gelsin, sola vurmadan edemiyor!


SÖZ

Eskiden “bir işin cılkını çıkartmak” deyimi kullanılırdı, abartılı işlerde…

Şimdi değişti… Artık şöyle denilecek:

-İşin Ergenekon’unu çıkarttın ha!