İmdat çağrısı

|

İmdat çağrısı A İmdat çağrısı

Bazı insanlar bazı durumları asla anlayamazlar çünkü o durumun deneyimine sahip değillerdir. Örneğin şiddet yaşamamış kadınlar çoğu zaman şiddetin nasıl bir paralize olma hali yarattığını bilmezler. Çok işitmişimdir şu cümleyi: “Şiddet görüyorsa neden çıkıp gitmiyor?”  Ne kadar basit değil mi, çıkıp gidersin. Oysa o karmaşık örgü içinde kim bilir ne denli içinden çıkılmaz bir ağa takılıp kalmıştır kadın. Çıkıp gittiğinde kurtulacaktır sanki. Sanki şiddetle paramparça edilmiş bir kadın doğru düzgün düşünebilen bir kadındır. Sanki şiddeti uygulayan onun peşinden gelmeyecektir. Sanki dışarıda onu kucaklayıp yaralarını sarmak için bekleyen bir hayat söz konusudur. Kaçmayı çok istediği halde bunu başaramamış değildir sanki.

Bazı insanlar acıya talimli değillerdir. Kolay ve yalın hayatlar yaşamışlardır. Kimi hayatların ta çocukluktan başlayarak nasıl yaralı olduğunu bilmezler… Kimilerinin neden sürekli bir kısır döngü içinde acılar yaşadıklarını, ne kadar gayret ederlerse etsinler bundan kurtulamadıklarını anlayamazlar. Onlar için en kolayı ‘mazoşist’ diye nitelemektir böylelerini. Bir tanım bulmak rahatlatıcıdır çünkü…

Bazı insanlar hiç aşık olmamışlardır. Aşk halleri onlar için anormalliğin daniskasıdır. Kendilerinden bakıp kendilerini ‘normal’ görürler çünkü. Başkalarının bile bile neden acı veren durumlara sürüklendiğine anlam veremezler. Yüzeyde dolanırlar; derinlerdeki kaygıları, korkuları, insan ruhunun karanlık girdaplarını göremezler. İnsanın yücelik arayışını, dünyanın kötülüğünden kaçışını anlayamazlar.

Kuşkusuz ki insan bazı durumlara mahkûm değildir. Her kötü durumdan çıkmak için yapabilecekleri, kendi ve başkalarının hayatına karşı sorumlulukları söz konusudur. Yine de bilmek gerekir ki bizim için en kolay görünen, bir başkası için dünyanın en zor işi olabilir. Bazen bizim için çok kolay bir şeyi yaparak bir başkasına çok büyük bir yardımda bulunabiliriz. Eğer birilerine yardım etmek istersek tabii... Çünkü git gide herkesin sadece kendisiyle ilgili olduğu, bir başkası için pek de kılını kıpırdatmadığı bir dünyada yaşıyoruz.

Bazı insanlar ise başkalarını kullanma becerisini edinmişlerdir. Bu role uygun kişileri kokusundan tanırlar ve kendilerine özgü taktiklerle bu insanlara yüklenirler. Böyleleri başkalarını kendi istekleri doğrultusunda manipüle etme becerisine sahip olmuşlardır. Önemli bir beceridir bu. Hayatta bazı başarıların yolunu açar.

Bazı insanlar ise istemeyi hiç becermezler. Bir başkasından ufacık bir şey talep ederken dahi yüzleri kızarır. Kendileri için bir şey istemek ölüm gibi gelir onlara. Vermek çok kolaydır da almak bir beceri meselesidir. En çok da karşı tarafa yük olmaktan, isteklerinin hem geri çevrilmesinden hem de geri çevrilememesinden korkarlar.

Yalnız başına çözülemez kimi sorunlar. Çok iyi bilirim, bir küçük dokunuşla bazen bir insanın ayaklarının önüne dünyayı sermişimdir ya da bir başkasının ufacık bir çabasıyla dünya benim ayaklarımın ucuna serilivermiştir.

En kötü duygu ‘borçluluk’ duygusudur. Bunun ağırlığı ezer insanı... Oysa çoğu durumda kendince bir karşılık almıştır yardımı yapan. Belki de onun için bir başkasını sevindirmenin mutluluğu her şeye bedeldir.

Birlikte düşe kalka var olmaya çalıştığımız bir dünya bu... Aşırı kırılganlıktan bir zamanlar her işimi kendim yapmaya, her sorunu kendim çözmeye, çözemezsem de orada öylece bırakmaya karar vermiştim. Kendim için oluşturacağım küçük adamda, kendi olanaklarımla yaşayabileceğimi düşünmüştüm. Yardım edenin çoğu kez bu yolla bir mikro-iktidara sahip olduğunu bildiğimden, bazı durumlarda birisi bana yardımcı olmayı teklif etmesin diye ortalıktan gizlice kaybolurdum. Çok kolay çözülebilecek bazı işleri sırf yardım almamak için olağanüstü zor bir emekle çözmeye çalışır; nefesimin kesildiği yerde ise öylece bırakırdım.

Birilerinden başkaları için daha kolay bir şey istesem de kendim için bir şey istediğimde hâlâ yüzüm kızarır, midem kasılır.

Bir zamanlar eski eşim, oğluma: “Annen sadece vermeyi bilen ama almayı bilmeyen birisidir; Oğlum sakın annene benzeme” demişti. Aslında çok doğru söylemiş de birilerinin bir gün gelip de talep edeceği diyet hep ürkütmüştür beni. Böylesi durumlarda çoğu kez ödenecek bedel ‘özgürlük’ten başka bir şey değildir çünkü… 

Yine de insan zaman zaman çaresiz bir imdat çağrısına engel olamaz. Kimilerinin bunu dahi karşılıksız bırakılabileceği hatırasına sahip olsa bile.