Refah devleti

|

Refah devleti A Refah devleti

Geçen haftaki yazıda sözünü ettiğimiz OECD Vergi Raporu çoğunlukla zengin ülkelerin vergi gelirlerindeki gelişmeleri kırk küsur yıllık bir dönem içinde ayrıntılı bir biçimde sunuyor. Rapor 1965-2008 dönemini kapsıyor. Bu hem küreselleşmeyi hem de sosyal devlet ya da refah devleti uygulamalarının “altın çağını” 60’lı yılları içeriyor. Dolayısıyla bu her iki dönem ait veriler küreselleşmenin refah/sosyal devlete etkileri konusunda ilginç bulgular sunuyor.

Bu konu, günümüzde gelirin yeniden dağılımını amaçlayan sosyal devlet uygulamalarının 70’li yıllara ait modası geçmiş bir sol/sosyal demokrat bir politika aracı olduğu iddiasının televizyon ekranlarında, gazete köşelerinde yeniden dillendirilmeye başlanması nedeni ile oldukça günceldir.

Bilindiği gibi, İkinci Savaş sonrasında gelirin yeniden dağılımı amacıyla sosyal kamu harcamaları ve kamu istihdamı artırılırken, çalışma saatleri azaltılmıştır. Sol/ sosyal demokrat partilerin iktidarda olduğu ülkelerde özellikle kadının işgücü piyasalarına katılımını kolaylaştıran çocuk ve aile yardımlarına ağırlık verilmiş,  sosyal hizmetlerin kamu istihdamı ile sağlanması tercih edilmiştir.

Genel kabul, küreselleşmenin refah devleti uygulamalarında ciddi bir tahribata yol açtığı yönündedir. Mal ve sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesi istihdam odaklı makro ekonomi politikalarını zorlaştırmış, etkinlik meselesi önem kazanırken gelirin yeniden bölüşümü ikinci plana itilmiş, rekabet baskısı nedeniyle sosyal kamu harcamaları azaltılmıştır.

Kamu harcamalarındaki değişikliklere paralel olarak, harcamaların finansmanında da önemli değişikler ortaya çıkmıştır. Hareketliliği artan sermayeden vergi alınması zorlaştığı için vergi yükü  mobil olmayan emek  ile mal ve hizmet tüketimine kaymıştır.

Bu genel çerçeve doğru olmakla birlikte, küreselleşmenin refah devletine etkisi iktidardaki partilere göre farklılık göstermiştir. Anglo-Sakson ülkelerde sosyal kamu harcamaları kısılırken, sol/sosyal demokrat partilerin iktidarda olduğu ülkelerde sosyal harcamalar ve kamu istihdamı küreselleşme sonrasında da artmaya devam etmiştir.

Harcamaların finansmanı da paralel bir gelişme göstermiştir. 1960’larda OECD ülkelerinde vergi yükü yüzde 25 iken, bugün yüzde 36 düzeyindedir. Dolayısıyla bir azalma olmadığı gibi ciddi bir artış söz konusudur. İsveç, Norveç, Avusturya gibi sosyal demokrat partilerin uzun süre iş başında bulunduğu ülkelerde bugün vergi yükü 43-48 arasındadır. Gelir ve karlardan alınan vergiler ile mal ve hizmetlerden alınan vergilerin payı azalırken, en önemli artış sosyal güvenlik katkılarında gerçekleşmiştir. Bunların toplam vergi gelirleri içindeki payı yüzde 17 iken bugün yüzde 25’i aşmıştır. Tüketim vergilerinin milli gelir içindeki oranı artmakla beraber, toplam vergi gelirleri içindeki payı beklentilerin tersine azalmıştır.

 Sonuç olarak, küreselleşme refah devleti uygulamalarını kısıtlasa bile hükümetler gelirin yeniden dağılımı konusunda hala geniş bir manevra alanına sahiptirler.