Adaletin bu mu...?

|

Adaletin bu mu...? A Adaletin bu mu...?

Bütün dinler, bütün kültürler, "adalet" kavramı üzerine menkıbelerle doludur. Dahası masalların, hikayelerin çoğu "adalet" üstünedir. İnsanın vicdanını rahatsız eden adaletsizlik örnekleri nice ayaklanmalara, kanlı savaşlara yol açmıştır.

İnsanlar ne yaparlarsa başlarına ne geleceğini bilmelidirler. Kil tabletlere yazılmış Hammurabi kanunları, taşa oyulmuş Musa'nın on emri, toplumun neleri suç saydığının, Tanrının neleri günah kabul ettiğinin belgeleridir. Bu suçu ya da günahı işleyenler ya toplumsal otorite ya da ilahi güç tarafından cezalandırılacaklarını bilirler. Bu, insanları kurallı bir şekilde bir arada yaşamaya zorlar. Bu olmazsa, kaos olur, anarşi olur; toplum çözülür, dağılır.

Osmanlının yaşadığı bir "fetret" dönemi var. Yıldırım Beyazıt Timur'a yenilmiş; merkezi otoriteye sahip olmak için oğulları birbirine düşmüş; Osmanlı sarayı, sadaret makamı silinmiş; yerel yönetim otoriteleri başıboş kalmış. Bu dönemde bile toplum çözülmemiş. Topluluklar kendi aralarında örgütlenerek, toplumun düzenini bozmamak için güç odakları geliştirmişler. Alevi- Bektaşi toplumunun, kendi insanları arasındaki ihtilafları çözümlemek için getirdikleri, cem törenlerindeki "hakemlik" kurumu bugün bile işlevini ve itibarını koruyor.

Bugünün Türkiye'si, fetret devrinin bile gerisine düşmüş. 27 Aralık tarihli Vatan gazetesinin manşeti, "Yargıtay İsyanda" şeklinde idi. Eski bir Yargıtay daire başkanı, "eskiden Yargı-taya yılda 100.000 dosya gelirdi; şimdi 400.000 dosya geliyor" demiş.

Bu nedenle incelenemeyen, ele bile alınamayan nice dosya zaman aşımına uğruyor. Pek çok suçlu cezasız kalıyor. Suçsuz olanların işleri uzadıkça uzuyor. Adalet bir türlü ger-çekleşemiyor. Zaman aşımı ile takipten kurtulan dosyaların mağdurları, soluğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde alıyor. Türkiye Cumhuriyetinin adalet alanındaki itibarı yerlerde sürünüyor.

Bir devlet eğer yurttaşlarına, onlara karşı "adil olamayacağı" görüntüsü veriyorsa, her şey rayından çıkar. Cezaya uğramayacağını düşünenler suçun enva-i çeşidini gözü kara işlerler. Mağdur olanlar, devletten umudunu kesenler, kendi hakkını kendi almaya, yani "ihkak-ı hakka" yönelirler. Toplum zıvanadan çıkar.

Türkiye'yi daha beş yıl yönetmek için seçmenden vize alan AKP iktidarı, imam-hatip çıkışlı avukat yandaşlarını hakim yapmak için kanun çıkaracağına, bu toplumsal felaketi önlemek için acilen bir "adalet reformu" düzenlemesi yapmalıdır. Geç kalınırsa, yuvarlanan taşın altında kimin kalacağı da hiç belli olmaz. NOT: Tüm okurlarımın, yoldaşlarımın yeni yılını kutlar, sağlık ve esenlikler dilerim.