Zıtlıklar yumağından yansıyanlar...

|

Zıtlıklar yumağından yansıyanlar... A Zıtlıklar yumağından yansıyanlar...

Anayasal zıtlık: Ankara’da Anayasa çalışmasının geleceğini belirlemek amacıyla     TBMM Başkanı, siyasal parti liderlerinin kapısını çaldığı önceki gün İstanbul’da yürürlükteki Anayasa’da yer alan güvenceler bile ayaklar altına alınıyordu.( Gözaltına alınan A. Çerkezoğlu, M. Yapıcı, E. İmrek ve diğerleri, hala Emniyet’te… Öğrencimiz A. Can Sünnetçioğlu tutuklandı.)
Bu gözlem,  son bir ay için de geçerli aslında: TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu, çalışmalarına devam etme çabasını sürdürdüğü Haziran ayı, Gezi Parkı olayları vesilesiyle Anayasa’nın en çok ihlal edildiği ay oldu; anayasal suç işlendi ve işleniyor…
Bu ayrışma, “sanal anayasa” nitelemesini haklı kılar: yürürlükteki saygı görmüyor; yenisi ise yazılamıyor. (Gerçi, çarpık ve yine sanal “millî irade” anlayışının şahlandırıldığı bir ortamda, “yazılsa ne yazar”?).
Demokratik zıtlık: Mısır darbesi, ekranları öyle kapladı ki, Türkiye’deki demokrasi eksiğini ikinci plana attı. “Mısır’a demokrasi” naraları atanlar, İstanbul’u, sokağa çıkan herkesi terörist gören bir Vali yönetimine havale etmiş bulunuyor.
Başbakan’a göre “çapulcu”, Vali’sine göre “terörist”, Mısır ölçülerinde bile en doğal demokratik muhalefet haklarını kullanıyor. Ankara,  Mısırlılar için savunduğu demokratik hakları, Türkiyeliler için çok görüyor.
Öte yandan, yine Mısır için demokrasi havariliğine soyunan iktidar partisi mensupları, parti içi demokrasiye tamamen yabancılar. Liderin her sözü, ilahi kitabın emri gibi algılanınca, Gezi Parkı inşaatını durdurabilen topluluklar, “terörist” ilân edilebiliyor.
Bu ortamda, “slogan atmak” bile, tutuklama nedeni olabiliyor.
Anayasa’nın sürekli ihlaliyle,  kolluk gücü gaz kullanımı, silah kullanımına dönüştüğü gibi, mahalle sakinlerinin yaşam hakkını bile tehdit boyutunu çoktan aştı…
Ankara, Mısır’a yardım mı ediyor? Mısır’da son iki yılda tanık olunan en anti-demokratik uygulamalar bile, Ankara tarafından hep takdir gördü. Hatta, Anayasa yapımında Mısır’ın örnek alınması önerildi… Üstelik, en iyimser Mısır’lıların bile  ihtiyatlı bir dil kullandıkları dönemde: “-Farklı siyasal güçlerin, aralarındaki gerilimi azaltmak için, meşru taleplerinin dikkate alınması,- Aralık 2012 Anayasasını değiştirmek ve liberal eğilimdeki siyasi partiler ve aydınlarca, gerçek bir ulusal uzlaşmaya dayalı daha dengeli ve demokratik bir Anayasanın hazırlanabilmesi için, reddedilen tartışma ve ihtilaflara kapı açan hükümlerinin kaldırılması,…” (Prof. Y. Elassar, “…Mısır’daki Anayasal Dönüşümler”, Anayasa Hukuku Dergisi, 2012-2, s. 141).
Ankara, Mısır’da demokratikleşme sürecine katkı yerine, “kraldan çok kralcı” bir tavır sergiledi. Şimdi ise, “hata yaptı” diyor.  O halde, Mursi, çoğunluk diktatörlüğü yaratırken neden onu uyarmak yerine, yöntemi iştahınızı kabarttı? Darbe sonrasında takınılan tavır ise, Mısır’da normalleşme ve demokratikleşmeye katkıda bulunmaz; tersine, Mısır toplumundaki ayrışmaları körükler… Öte yandan, Ankara’nın, Mısır vesilesiyle Avrupa’ya da demokrasi dersi vermeye kalkışması, kendi demokrasi eksiğini örtme çabası olarak yorumlansa da, bundan zarar görecek olan, yine Türkiye’dir.
TBMM İHİK’in bildirisi: Gezi Parkında hak ve özgürlükleri sıfırlayan resmi eylemleri seyirle yetinen İnsan Hakları İnceleme Komisyonu, Mısır için demokrasi bildirgesi yayımlamakta gecikmedi…
 
Anayasa Mahkemesi (AYM); bir adım ileri, iki adım geri: AYM’nin, Anayasa madde 13’teki ölçülülük kriterini nihayet hatırlayarak, 10 yıllık tutukluluk süresini iptal etmesi yerinde; hatta gerekli idi. Anlaşılması zor olan ise, biri yaptığı, diğeri yapmadığı iki olumsuzluk: TBMM’ye 1 yıllık düzenleme süresi tanımasının mantığı yok. Tıpkı, Yargıtay’ın zorlama yorumuyla tutukluluk süresini 10 yıla çıkarması gibi, AYM’nin kararı, farklı yorum ve uygulamalara yol açacak. Diğer olumsuzluk ise, AYM’nin karar gerekçesini geciktirmesi...
·                          *               *
              Defne Gürsoy, Uğur Hüküm’ü uğurlarken;
BirGün’ün Fransa penceresi olan sevgili Defne, 26 haziran Çarşamba günü Fakülte’ye, hem özlem gidermek, hem de “Gezi Parkı Saldırısına Karşı Hukukî İzleme Grubu” üzerine söyleşi amacıyla gelmişti. Bu kez, Fransa’nın Türkiye penceresi olacaktı “Médiaporte” aracılığıyla. Paris’e dönmeden İzleme grubu toplantısına da katılmak istiyordu. Ne var ki, Uğur’un kalp krizi geçirdiği haberi, Paris’e apar topar dönmesini gerektirdi. Ve ne yazık ki, o sürekli gülümseyen bilge yüz, yaşama dönemedi. Bir anda, Türkiye’nin yurt dışına açılan çok kanallı penceresi de kapanmış oldu. Derin acılarını içten paylaşırken, başta Defne ve Uğur’un yakınlarına metanet diliyorum…