“100 Temel Eser”in altında imzası olanlar nerede?

|

“100 Temel Eser”in altında imzası olanlar nerede? A “100 Temel Eser”in altında imzası olanlar nerede?


İzmir temsilcimiz Gülseren Candemir’in, Salı günü BirGün’e manşet olan Steinbeck’in Fareler ve İnsanlar’ı romanının öğrenciler için sakıncalı bulunduğu haberi sizde ne tür bir tepkiye yol açtı bilmem. Henüz Kuran dışındaki kitapları yasaklamamış olmasını bu iktidarın lütfu saydığım için bana şaşırtıcı gelmedi. Demek ki hâlâ bazı liselere klasikler girebiliyor. Fakat bu kitabı “100 Temel Eser” listesine dahil edenlerin tepkisi olacak mı, onu merak ediyorum.

Biliyorsunuz “100 Temel Eser” listelerini, içinde epey ünlü köşe yazarı da bulunan MEB dışından bir komisyon hazırladı. Bu kişilerin, bu ve benzer haberlerin ardından ya bu kitap gözümüzden kaçmış demelerini ya da imzalarının arkasında durup ‘Neler oluyor?’ diye sormalarını bekliyoruz. Hiç değilse onlara bu görevi veren Hüseyin Çelik ‘Elaleme mahcup etme beni’ diye çıkıp Ömer Dinçer’e sormalı.

Gülseren’in yayınladığı belgeden anlıyoruz ki İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü yönetici ve öğretmenlerden oluşan komisyon, kitaptaki birkaç paragrafı lise öğrencilerinin eğitimi açısından uygun bulmamış. Zavallı komisyon, Fareler ve İnsanlar’ı, yüzlerce kahramanı ile bir o kadar hayatı anlatan roman gibi değil de matematik ders kitabı gibi incelemiş! Akıl zikir meselesi işte...

Bu konuya tam noktayı koyarken dün, yine BirGün’de İstanbul’da gerçekleşmiş benzer bir haber ilişti gözüme. Elçin Yıldıral, çocuk edebiyatının başyapıtlarından Şeker Portakalı’nı öğrencilerine öneren öğretmene soruşturma açıldığını bildiriyordu. Sebep örf ve ananelerimize aykırılık…

 

“Pekmezi küpten, kadını kökten al”

Sizlere, ‘Fareler ve İnsanlar’ın yasaklanması da ne ki’ dedirtecek bir MEB klasiği de ben anlatayım: Ankara’nın Keçiören İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, il genelindeki tüm 4 ve 5. sınıfların katılacağı Atasözleri ve Deyimler Yarışması açmaya karar vermiş. Öğrencilerin açıklamasını yapacağı 270 atasözü ile 130 deyim listesini ekleyerek yarışma için İl Müdürlüğünden izin istemiş. İl Müdürlüğü başvuruyu hemen onaylamış.

Resmi gerekçesi “Eğitsel ve kültürel etkinlikleri artırmak, okullar ve öğrenciler arasında kaynaşma ve dayanışmayı güçlendirmek” olan yarışmada, yorumlanması istenen atasözlerinin her biri için kısa ipuçları da veriliyor. öğrencilerin yanlış anlamasına meydan vermemek, onları doğru yönlendirmek amacıyla olsa gerek!

 

Eğitsel, kaynaştırma ve dayanışma artırıcı atasözlerinden bazıları: Pekmezi küpten, kadını kökten al; anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al; çobana verme kızı, ya koyun güttürür ya kuzu; Harama uçkur çözülmez.

 

 

Yerim olsa mizah niyetine okuyacağınızı biliyorum ama birinin açıklamasıyla diğerini anlayın artık: Pekmezi küpten, kadını kökten al: Yiyeceği en uygun ortamdan almak gerektiği gibi eş olacak kadının da temiz ve soylu olanını almak gerekir.

 

 

Hangi derse kimin gireceğine halk karar vermeli

Başlamışken size yine Ankara’dan bir haber daha vereyim: Ankara’da bir ortaokulda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi, sosyal bilgiler öğretmeninden alınıp en yakın caminin imamına verildi. Dersin öğretmeni doğum iznine ayrılmış; resim, müzik, beden eğitimi, fen, sosyal değil ki; din dersi bu, boş geçecek değil ya! Okul yönetimi hemen ders sayısı az olan sosyal bilgiler öğretmenini görevlendirerek sorunu çözmüş.

Öğrendiğime göre, öğrenci velilerinden biri, din dersine sosyal bilgiler öğretmeninin girmesine itiraz etmiş. Öğrenci velisi bir de öneride bulunup derse imamın girmesi gerektiğini söylemiş.

Okul yönetimi de demokratik teamüllerin gerektirdiği gibi halkın arzusuna uyup velinin önerisini hayata geçirmiş. Okulun öğretmenini alıp dersi imama teslim etmiş. Dersin, kültür ve ahlak kısmının başındaki “din”e tabi olduğu düşünülürse doğrusunu yapmışlar.

 ***

 

Ancak Ömer Dinçer’in aklına gelebilecek bir kurnazlık

Milli Eğitim Bakanlığı, Talim ve Terbiyede geçici olarak görevlendirdiği AKP’li politikacıların eş, kardeş, yenge gibi birinci dereceden öğretmen yakınlarını uzman kadrosuna alacak. Bu hukuk dışı işlem için izlenen yol ve yöntem ise ancak Ömer Dinçer’in aklına gelebilecek cinsten! Dinçer, Millî Eğitim Bakanlığı Personeli Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliğine geçici bir madde ekledi. Madde şöyle:

 

GEÇİCİ MADDE 2 – Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte Bakanlık merkez teşkilatında geçici görevle çalışmakta olan öğretmenlerden Bakanlık merkez teşkilatındaki geçici görev süresi toplam en az altı ay olanlar eğitim uzmanı kadrolarına atanabilirler.”

Bu maddenin ne anlama geldiğini açıklayım size: Bakanlık merkezinde 6 ay değil, 6 yıl hatta 12 yıl asil (kadrolu) görev yapmış olsanız uzman olamıyorsunuz. Fakat 6 ay yedek (görevlendirme) olarak çalışmışsanız havadan uzmanlığı kapıyorsunuz. Misal Bakanın geçen ay tasfiye ettiği ve Bakanlıkta en az 12 yıl kadrolu bulunmuş 91 öğretmenden hiçbiri uzman olamaz; fakat 6 ay önce “iş yoğunluğu nedeniyle” kuruma geçici olarak alınmış olanlar olur!

Ömer Dinçer, Temmuz 2012’de öğretmen ihtiyacını öne sürerek görevlendirmelerin tümünü iptal etmiş, fakat bir ay sonra çoğu AKP’li politikacıların yakınlarından oluşan 48 öğretmeni tekrar Talim Terbiyede görevlendirmişti. Bu ikiyüzlülük, 30 Ağustos 2012 günü BirGün’de Talim Terbiye değil hısım akraba kurulu manşetiyle haber olmuştu. Yukarıda bilgisini verdiğim değişiklik aynı kişilerin, statüleri yükseltilerek güvenceli bir şekilde bakanlığa taşınmasıdır. Ömer Dinçer, yaptığı işin adalete, vicdana, hukuka, eşitliğe velhasıl insani ilkelere aykırı olduğunu bal gibi biliyor. Ondan dolayıdır ki fark edilmesin diye 31 Aralık 2012 tarihli Resmi Gazete’nin taa 4. Mükerrer sayısında yayımlıyor. (Sandı ki kendisini izleyen solcular yılbaşı gecesi içecek ve sonraki gün ayıkmayacaklar!)

***

 

Liseliler soruyor: Neden, niçin ve nasıl eğitiliyoruz?

Bunca kötü haber arasında iyimserliğimizi besleyen iyi haber: Haymana Nuri Bektaş Anadolu Lisesi öğrencileri her şeye rağmen “Neden, niçin ve nasıl eğitiliyoruz?” diye soruyor. Ne kadar umut verici; öğrenciler, Eğitim Bakanlığını hiç hoşlanmadığı soru sözcüklerini kullanmaya devam ediyorlar. Daha da önemlisi öğrencilerini bu konuları tartışmaya özendiren öğretmen ve okul yöneticilerinin varlığı.

Nuri Bektaş Anadolu Lisesi Felsefe Kulübü, bu gün Dünden Bugüne Eğitimin İşlevi üst başlığı altında Neden eğitiliyoruz? Niçin Eğitiliyoruz? Nasıl Eğitiliyoruz? sorularının yanıtını arayacak. Öğrencilerin bu arayışına Kemal (İnal) ve Gazi Üniversitesinden Sevgi Sezer’le birlikte ben de konuşmacı olarak katılacağım. Hem öğrenciler hem de bizim için oldukça öğretici olacak.