Amatör ruhun peşinde...

|

Amatör ruhun  peşinde... A Amatör ruhun  peşinde...

Futbolun yalnızca 'görünen' takımlardan ibaret olmadığını çok zaman önce anlamış, futbol dünyasının gözlerden ırak bir kıyısında, öylece oturup tüm olup bitene dışarıdan bakan, az ama öz konuşan bir futbol bilgesi söylemişti, "Gerçek futbolsever, küçük takımların taraftarıdır" cümlesini... 'Yürek ister' demişti, sessiz bir takıma sevdalı olmak. 'Karşılıksız sevda' ister demişti amatör bir takımın taraftan olmak. Koca bir yaşamda, sevdalısı olduğun takımın hiçbir büyük başarıya şahit olmayacağını adın gibi bildiğin halde, takımının peşinden koşturmak. Kar kış demeden, yağmurda, çamurda, hemen her maçta tribünlerde yerini almak... Kolay olmasa gerek, sesi pek duyulmayanlara gönül vermek... Bu yüzden, günümüzün gırtlağına kadar paraya pula batmış endüstriyel futbol dünyasında, sessiz sedasız kendi yazgılarını yaşayan takımların sevdalılarına bu yazı. Amatör takım sevdalılarına. Dış sahalarda sevinçleri ve üzüntüleri paylaşanlara. Bu yazı Polatlıspor taraftarına...
•••
Pazar... Yeni yıl kutlamalarına az zaman kala. Bunca yoksulluğun, bunca adaletsizliğin, bunca acının içinde kutlanacak ne kalmışsa. Karnesi kırıklarla dolu, hal ve gidişi pek zayıf Kurşunlu Süper ligimizin 'sömestr' tatiline girmesinden bir hafta kadar sonra. Ankara'nın vefakâr futbol mabedi 19 Mayıs Stadı'nın iki numaralı dış sahasında. Öğle saatlerini az geçe. Aydınlık ama soğuk bir Ankara gününde, iki yüze yakın taraftar kale arkasında. Birazdan başlayacak, Ankara Süper Amatör Lig maçında, Polatlıspor, Yenimahalle Belediyespor karşısında.

Süper ligimizde, bu sezonun ilk yarısında, seksen bin kapasiteli İstanbul Olimpiyat stadında oynanan İstanbul Belediyespor-Oftaşspor maçında, tribünlerde yer alan biletli seyirci sayısının iki elin parmaklan kadar olduğunu düşününce, bir başka anlam kazanıyor amatör takım sevdası.

Dikkatimi çeken, taraftarın genelde orta yaş üstü oluşu. Belli ki, sevdalar eskiye dair. Konuştuğum Polatlıspor taraftarları, takımın hemen her maçında tribünlerde yerini aldığını söylüyor. Po-latlıdan, her deplasmana birkaç otobüs dolusu taraftarla geldiklerini anlatıyorlar. Taraftarda atkı, forma, flama olmayışı ilgimi çekiyor. O gün, o maçta, tribünlerde atkı, forma olmasa da, takım sevdası yüreklerde okunuyor. Takım dediğin, 'ürün' olmadan da seviliyor... Takım dediğin, gönüllerde yaşıyor, sevdalar karşılıksız yaşanıyor...

...
Maçın başlamasına az kala, bir gurup taraftarın hararetli sohbetine kulak veriyorum. Polatlıspor taraftarlarının yakından tanıdığı, neredeyse bir ömrü tribünlerde geçirmiş, lakabı, ilkokuldan sonra okuması için ailesinin "Oku, Oku, Oku!" diye yaptığı baskıdan miras Amigo 'Ogu' sıkıntılı.

"Böyle olmaz, bu hafta da yenilirsek, yönetimden hesap sorarız" diyor. 'Başkanın karşına dikilirim...' diye ekliyor. 'Yönetimden hesap sormak', nicedir uzak kaldığımız bir olgu. Çok zamandır unutulan. Yönetimlerden beslenmenin taraftarlık sayıldığı, menfaatlerin ve rant olayının nicedir takım sevdasının önüne geçtiği Türk futbolunda, amatör bir takım sevdalısının içten cümleleri yüreğime dokunuyor. Onun acı ve sitem dolu cümleleri, bana günümüzde unutulan gerçek taraftarlık kimliğini hatırlatıyor.

Amigo Ogu'nun cümleleri, yüreğime, mazisi yüz yıla yaklaşan, başarıya aç, san-lacivert'li başkent takımının freni patlamış kamyon tadındaki görüntüsüne, kimsenin hesap sormayışı gibi dokunuyor. Ne yazık ki, Ankara futbolunda nicedir taraftar, başarısız yönetimlerden hesap sormuyor. Sarı-siyah formalı "Şimşekler" sahaya çıkarken, Üstat Neşet Ertaş'ın 'Gel Yanıma Gel Gel' şarkısı yankılanıyor tribünlerde. Üstelik davul zurna eşliğinde.

Amigo Ogu, 'Polatlı'yı sevenler ayağa - 'Polatlı'yı sevenler ayağa' diye bağırıyor. Haliyle, Polatlı'yı sevenler ayağa kalkıyor. Daha henüz maçın başlarında, Yenimahalle Belediyespor kalecisi taraftar sansürlü tezahürattan payına düşeni alıyor. Akranlarının hacca gittiği; onun ise hâlâ kısa donla dolaştığı alaycı bir dille anlatılıyor.

Birkaç hatalı karardan sonra, hakeme de 'varlığımız' hatırlatılıyor. Hakemin anatomisini, 'Merkez Bankası' ile özleştiren tezahürat hep birlikte söyleniyor. Geçen hafta Ankara'da oynanan Süper lig maçının aksine, bir amatör maçta, her tezahürat hep birlikte söyleniyor. Polatlıspor taraftarı, hakem ve rakip takım üzerinde baskı kuruyor, hataya zorluyor. 10. dakikada, liglerde az görülen güzellikte bir gol atıyor san-siyahlı takım. Gol öylesine güzel ki, kalenin üst köşesinde ki örümcek, ağlarına ağlıyor. Ogu, bir dünya kupası maçında, son saniyede gol atmış bir takımın sevdalısı gibi havalara zıplıyor. Sevinçler yüzlerde okunuyor. Giden hemen sonra, bir grup taraftar davul-zurna eşliğinde halay çekiyor,

Atım Araptır Benim Aman Aman
Haydi de Yüküm Şaraptır Benim Goçum
Aman da Yüküm Şaraptır Benim Vay Vay
...
İkinci yarının başlarında beraberliği yakalıyor Yenimahalle Belediyespor. Ogu ve arkadaşları yenen gole ağıt yakıyor. Sonra yeniden bastırıyor

sarı - siyahlılar ve aradıkları galibiyet golünü ikinci yarının ortalarında buluyor. Arkamda oturan bir taraftar, kendine has şivesiyle; 'Aldık maçı gardaşım, koptu artık bu maç. Aslanım benim, goçum benim!' diye bağırıyor... Polatlıspor, bir taraftarın, maçtan önce söylediği, 'üç puanın hayati önem taşıdığı' maçı 2-1 kazanıyor. Amatör maçlarda bile, futbol hayat memat meselesi olmaktan çıkıp, çok daha önemli hale geliyor...

...
Polatlıspor; Kuruluş tarihi 1963. Mazisi, günümüzde Süper ligimizde mücadele eden belediye takımlarından daha eski. Türk futbolunun hazin meselesi. Hele de, Göztepe gibi bir devin, amatör kümelerde mücadele ettiğini düşünce...

Polatlıspor 1987-1988 sezonunda, 3. Lig 4. Grup şampiyonu olarak 2. Ligde mücadele etme hakkını kazandı. 1989-1990 sezonunda 2.Ligi uzun süre lider olarak götürdü. 1990-1991 sezonunda, maddi imkânsızlıklar yüzünden, geldiği yere, tekrar 3.lige düştü. Sonrasında, 1994-1995 sezonunda 3. lige de veda etti. Şimdilerde, nüfusu 130 binlik Polatlı ilçesinin takımına yürekten sevdalı taraftarları, takımlarının yeniden 'liglere' döneceği günleri bekliyor. Dört gözle bekliyor. Ve her maçta, takımına destek vermek için tribünleri dolduruyor.

Ve ben, o soğuk Ankara gününde, nicedir hasret kaldığım, nicedir özlediğim, takımını karşılıksız seven taraftarların yürekten sevincine şahit oluyorum. Aklıma, çok eskiden Ankara 19 Mayıs stadının tribünlerinde, takımına sevdalı, tek yürek olmuş Ankara taraftarları geliyor. Sonra, artık aramızda olmayan futbol bilgesinin cümlesini hatırlıyorum...

"Gerçek futbolsever, küçük takımların taraftarıdır..."