Teknik direktörün kaderi; bizim topraklarda...

|

Teknik direktörün kaderi; bizim topraklarda... A Teknik direktörün kaderi; bizim topraklarda...

“Çünkü bizim topraklarda hiçbir teknik direktörün ömrü beş seneden fazla değildir!”
16 Kasım 1955’te dünyaya gelmiş Arjantinli teknik direktör...

1976 senesinde Ferro Carril Oeste’de başladığı profesyonel futbol kariyerini 1992 senesine kadar dört takımda sürdürmüş. Bu süreçte üç kez de Arjantin Milli Takımıyla sahaya çıkmışlığı var. Futbolu bıraktıktan bir buçuk sene sonra başladığı teknik direktörlük kariyerinde, 1997-1998 sezonunda Mallorca’yı çalıştırmış. Henüz ilk sezonunda, mütevazı bütçeye sahip takımı İspanya Kral Kupasında (Copa del Rey) finale kadar götürmüş. Finalde, kupayı Dünya devi Barcelona karşısında kaybederken Barça taraftarları bile alkışlamış o mütevazı kadronun hocasıyla yakaladığı başarıyı. Tesadüf diyenlere nazire yaparcasına, 1998-1999 sezonunda bu kez UEFA Kupa Galipleri Kupasının finalinde yer almış Mallorca, Lazio karşısında kaybettiği maçta. O sezon Barça’yı yenerek İspanya Süper Kupasını kazanan takım, ligi kendi tarihinin en iyi derecesiyle, 3. sırada bitirmiş ve Şampiyonlar Liginde oynamaya hak kazanmış...
1999 senesinde, bu kez Valencia’nın teknik direktörü olarak Şampiyonlar Liginde takımını finale taşımış; üstelik iki sezon üst üste. 2000 senesinde finali Real Madrid karşısında kaybederken, bir sezon sonra Bayern Münih karşısında penaltılar sonunda kaybetmiş kupayı. 1999’da Valencia ile İspanya Süper Kupasını kaldırdığını da unutmayalım.
2001-2003 yılları arasında İtalyan futbolunun devlerinden İnter’in başına geçen Arjantinli teknik adam, ilerleyen senelerde Parma, Aris, Racing Santander gibi kulüplerin yanı sıra Gürcistan Milli Takımını da çalıştırmış. 2002-2003 sezonunda İnter’le Serie A ikinciliği, 2009-10 sezonunda Aris”le Yunanistan Kupa finalinde yer almışlığı var.
Velhasıl özgeçmişinde önemli bir futbol kariyeri olan, La Liga’da, Serie A’da iz bırakmış deneyimli bir teknik direktörden söz ediyoruz...
***
Sonra nasıl olmuşsa soluğu bizim topraklarda almış Hector Cuper; kuruluşu 1967 senesine dayanan, ülkenin en üst liginde hiçbir başarısı bulunmayan Orduspor’da. 2008 senesinden, onun göreve başladığı 2011 senesine kadar mor-beyazlılarda görev yapan teknik direktör sayısının sekiz olduğunu muhtemelen bilmeden...
Sanırım kariyerindeki en büyük yanlış...
Ülkenin görüp görebildiği tek kupa olan UEFA Kupasını kazanmış bir teknik direktörün bile her fırsatta yerden yere vurulduğu; televizyon ekranları karşısında çekirdek çitleyerek maç izleyen hemen herkesin “UEFA A” ve hatta “Pro” lisansına sahip olduğu (!) bir coğrafyadan bahsediyoruz sonuçta. Ne İspanya, ne İtalya, ne Almanya, ne de İngiltere! En fazla teknik direktör bizim topraklardadır; yazın bunu bir kenara... Berberinden taksi şoförüne, türkücüsünden, yorumcusuna, yediden yetmişe...
İspanya Milli Takımıyla Dünya Kupasını kazanmış bir teknik direktöre “Yeniköy Kasabı” lakabının verildiği ve kısa süre sonra da gönderildiği; 50 senede sadece bir kez katılabildiğimiz Dünya Kupası finallerinde Milli Takımımızı Dünya üçüncüsü yapmış, bizden birinin bile zamanla futbola küstüğü; yakın geçmişte Bursa’nın yeşil-beyazlı takımına tarihinin en büyük başarısını, şampiyonluğu yaşatmış teknik direktörün bile değerinin bilinmediği topraklarda...
Mircea Lucescu, Guus Hiddink, Vicente del Bosque, Jean Tigana, Joachim Löw, Sebastiao Lazaroni, Luis Aragones, Erik Gerets, Graeme Souness, Christoph Daum, Arthur Zico bizim diyarlardan gelip geçmiş, ve hatta kovalanmışlardan bazıları, aklıma ilk anda gelenler...
Hatırlayın, yakın geçmişte kimilerinin futbolu bilmediği(!) için, kimilerinin korkak futbol(!) oynattığı için gönderildiğini... Şimdi bir de Hector Cuper adı eklendi o listeye. Ve gelecekte kim bilir daha kaç teknik direktörün adı eklenecek o uzun barınamayanlar listesine...
***
Daha önce de yazmıştım; futbolun beşiğinde, kuruluşu 1892 senesine dayanan, bir zamanlar yalnız Ada futbolunu değil, Avrupa’yı sallamış ama Premier Lig’de şampiyonluğu bulunmayan Liverpool’da görev yapmış teknik direktör sayısının 22 olduğunu. 1907 senesinde kurulmuş Fenerbahçe’de bu sayı 82, 1905 senesinde kurulmuş Galatasaray’da 72, 1903 senesinde kurulmuş Beşiktaş’ta 71... Bizim Gençlerbirliği’nde ise durum daha da beter; 1960 senesinden günümüze kadar 61 teknik direktörle çalışmış Alkaralar... Yakın geçmişte bir sezonda beş teknik direktörle çalışan kulübün başkanı İlhan Cavcav ise 1978 senesinden beri koltukta... Diğer “bizim takım” Arsenal’de ise 1958 senesinden beri görev yapan teknik direktör sayısı yalnızca 13... Malumunuz, son sekiz senede hiç kupa kazanamamış olan takımda Arsene Wenger 1996 senesinden beri görevinin başında...
Kulübünü borç batağında bıraktıktan sonra apar topar TFF’nin başına getirilmiş Yıldırım Demirören’in sekiz sene süren başkanlığında siyah-beyazlılarda görev yapmış teknik direktör sayısı 8... Sekiz senede sekiz teknik direktör değiştirmiş bir yöneticinin ülke futbolunu yönetmesi, teknik direktörlerin makûs talihini özetler bizim coğrafyada...
***
Hector Cuper’in Orduspor teknik direktörlüğünden istifa ettiği günlerde Ekşi Sözlük’te okumuştum; “Kaç senedir Orduspor’u takip ediyorum, şu takımı 3. ligde bile izledim. Tartışmasız Ordusporun başında gördüğüm en kötü hoca...” diyordu taraftarın biri; “Loser” (kaybeden) diyordu bir diğeri, muhtemelen hocanın finallerde kaybettiği maçlara atıfta bulunarak...
Ne teknik direktörün eline teslim edilmiş kadro, ne kulübün bütçesi, ne yönetim zaafları, ne başkanın vizyonu, ne de çalışma şartları önemli değil nasılsa. Kötügidişin faturası mutlaka teknik direktöre kesilmeli! Hal böyle iken, Valencia’yı iki sezon Şampiyonlar Ligi finaline taşımış, İnter’le Serie A ikinciliği yaşamış bir teknik direktör, Orduspor’un küme düşmesindeki en büyük neden elbet! Ne gerek var başarısızlığın üzerinde uzun uzadıya kafa patlatmaya...
Her sezon böyle onlarca teknik direktör kıyımının yaşandığı, üstelik hepsinin de normal karşılandığı “Made in Turkey” patentli beter bir futbol düzeni bizimkisi...
Kalıcı başkanlar, kötü yöneticiler, berbat federasyonlar, hepsi birer “Mourinho” olmuş taraftarlar coğrafyasında kim bilir ne Cuper’ler gelip geçecek daha...
“Çünkü bizim topraklarda hiçbir teknik direktörün ömrü beş seneden fazla değildir!” demişti sevgili Necdet Özkazancı... Meselenin özü budur aslında...