Sömürören AVM’ye gitmem!

|

Sömürören AVM’ye gitmem! A Sömürören AVM’ye gitmem!

Neden gideyim? İstiklal Caddesi’nde cıvıl cıvıl hayat akıp dururken, çıkıp az da olsa yaşamı içime çekeceğime, sermayenin Taksim’e diktiği zafer anıtıyla işim olmaz! Aslında hiçbir AVM ile işim olmaz da her şeyden önce “bir bina, hemen yakınındaki tarihi yapılardan daha yüksek olmamalı” diyen Kültür Varlıklarını Koruma Yasası’nı ihlal eden bu ucubeye dayanamam. Binam en yüksek olmalı, baklavam bol fıstıklı olmalı, pastırma aldım mı on kilo alırım diyen sonradan ‘gurme’ zengin tavrı! Sıkar, üzer; affedersiniz içine etmeye bile değmez; zaten zor bulunuyormuş, yapan bilerek saklı yapmış tuvaleti.

Profiterol istiyorsam henüz yıkılmamışken İnci var mis gibi; gider yerim. Kahve içeceksem Tünel’deki İtalyan dondurmaları satan küçücük dükkânın efsane espressoları var. Bira içeceksem yine dolu yer bulabilirim. Ucuzundan rakı içeceksem aslanlar gibi Süper, pahalısından içip entel göreceksem Yakup var! Sinemaya gideceksem dolu, tiyatro desen öyle; bar, kafe sürüsüne bereket... Alışveriş edeceksem cadde üzerindeki yüzlerce mağazada ucuzundan pahalısına birçok şey bulmak mümkün; İstanbul’un kalbindeyim, aşağı yukarı keyifle turlayarak param kadar alırım, üstelik pazarlık da cabası. Yani kısacası AVM sevmem, pasaja bayılırım! Kaldı ki 800 liraya fondöten satılan mağazanın bulunduğu mekânı, yaşamıma hakaret olarak algılarım...

Gitmem! Neden gideyim? Kişisel tepki koymak zor mu? Madem caydırıcı nitelikte toplu eylemler yapılamıyor; kimse gitmezse büyük ‘brand’ler paradan başka şey düşünemeyen, satış iştahıyla durmadan ellerini ovuşturan kâr hırslarını kimin üzerinde törpüleyecek?

1940 tarihli Markiz pastanesini, neyse ki içindeki Art Nouveau fayanslara dokunmadan değiştirip mekâna ev sahipliği yapan 171 yaşındaki Passage Oriental’ı (Şark Aynalı Çarşı) Passage Markiz’e dönüştürerek içine teknoloji mağazası kusanlarla nasıl uzlaşayım? Emek Sineması’ndan ellerini çekmeyenlerle, güzelim İstiklal Kitabevi’nin kapanmasına neden olanlarla aynı havayı solumak zorunda mıyım? Ortak kültürel mazimizin parçası olan bu mekânların ölüsünün üzerine kurulacak her yer beni bozar! Yiyeceğim iki kuruş yemeği gider başka yerde yerim. Şehircilik, en az elli yıl sonrasını görerek yapılacak iştir, o anki cüzdan durumunu düşünerek değil!

Ahkâm mı lazım, kes oğlum oradan: Ülkemizin zengini çoğunluk cahildir. ‘Nostalcik’ olsun diye dış cephesine iki sütun attırdığı binaya cam pervazlı balkonla dore lamba ekleyene, parası olup da bunca ruhsuzluğa imza atabilene başka ne denir?

Ali Sami Yen’den kalacak boşluğa yeni ‘yaşam alanları’ iliştirilecek bildiniz mi? Yaşam alanı sadece parayı verenin oluyor herhalde? Mecidiyeköy’ün orta yerinde yeşillerin kaynaştığı, insanların sarhoş yaz geceleri banklarında uyuduğu, baharın ilk eriğini yediği parklar Türkiye’nin AKP’li ve AKP’siz seçmenleri için hayal mi? Yapılan yepyeni stadyum şehrin içinde de, kitap fuarı acaba neden başka bir şehrin kıyısında, düşünmez misiniz?

Sömür ören mi; semir ören mi neyse o; gitmem arkadaş! Müslüman iktidar, bu tebeşirden yontulmuş gibi duran AVM; avlusunda Mimar Sinan’ın diktiği şadırvanıyla 417 yaşındaki Hüseyin Ağa Camii’nin kubbesine ve kesme taş duvarlarına zarar verirken 2 No.lu Koruma Kurulu üyelerinin neyi, kimi koruduğunu biliyor mu? Sorup geçelim!

Hadi bu yapıyı beğenmedim ve tavrımı ortaya koydum; beğenenlerin çokluğunun farkında mısınız? Düşünün, sermaye bu; beğenildi diye neden bir tane de Cihangir’in ortasına bir tebeşir bozması daha bindirmesin; ihtiyaç var denilerek neden Tünel’e de bir tane çakılmasın, zor mu! Peki nice eski İstanbul diye inleyen misk-i amberli tayfanın olup biten hakkında tek laf etmemesine ne denir?

Endüstriyel futbolun kutsal pazarına haksızlık etmeyelim, Beyoğlu hızla yok olurken toplum tarafından görül(e)meyen bu cinayetlerin tek sorumlusu, belediyeye futbolcu bağışlanarak çatılan bu korkunç AVM değil. Pera, bunca rengine rağmen yapılaşma açısından bakıldığında nicedir kıyımların izleriyle yaşıyor.

Asmalımescit’te Tersane-i Amire Kalafatçıbaşısı Yunus Ağa’nın 1481’de yaptığı asma mescit nerede? Bahçeli Hamam Sokağı’nda neden bir hamam ya da bahçe yok? 1571’de Mimar Sinan tarafından yapılmış, İstanbul’un tek bahçeli hamamı nerede şimdi? Tabii bu çağın pis hırslarının yanında bütün bunların ne önemi var? Üstelik gezip eğlenmeyi AVM’ye gitmek sanan, gitmedi mi canı sıkılan, kontör, bedava dakika ve Facebook’a sevgiliyle ciciş resim ekleme manyağı olmuş insanların ülkesinde ne, kimin umurunda ki?

Siz bir zahmet gidip AKP milletvekili adayı Mehmet Metiner’in arabasının plakasına dikkat edin! Türkiye’nin yeni parlak sınıflarının nice görgüsüz olduğu orada yazılı. Zaten onlara ancak bu tebeşir bozması binalar ve ileri, büyük AKP demokrasisi layıktır, kapatalım konuyu. Görüşeceğiz.