Devlet herkese aynı yalanı söyler

|

Devlet herkese aynı yalanı söyler A Devlet herkese aynı yalanı söyler

Kurşun, göğsünden girip içini parçalamış. Öyle çok kan kaybetmiş ki, 18 yıllık ömrü, düştüğü yerden uçup gitmiş. Aslında ölüm de acı da, çok önce, o daha doğmadan evine girmiş Medeni’nin. Amcası Adnan Yıldırım, kendisi gibi işadamı Savaş Buldan ve Hacı Karay’la birlikte, İstanbul’daki Çınar Otel’de, üzerinde polis yeleği olan kişilerce kaçırılıp öldürülmüş, cesetleri de bir gün sonra, 4 Haziran 1994’te Melen Çayı kenarında bulunmuş. Onlarca yıldır, yüreklerden acının, dillerden ağıtların eksik olmadığı bu topraklarda; devlet kurşunuyla ölüm, kuşaktan kuşağa kalan lanetli bir vasiyet gibi…

Medeni Yıldırım, Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Hezan Kayacık karakoluna ek binalar yapılmasına karşı çıkan insanlarla birlikte karakola yürüyenlerin arasındaydı. Silahsızdı. Askerin açtığı ateş sonucu öldü. “Savaş değil barış istiyoruz” pankartlarıyla gittikleri karakol önünden dönerlerken, sırtlarından vuruldular. Kadınlardan, çocuklardan karakol işte böyle korundu. Evlerine dönecekken onları tarayarak! Medeni bu yıl üniversiteye gidecekti.


Başbakan’a göre Lice, hintkeneviri olayı. O karakol, o kalekol hep hikâye! Devletin, uyuşturucu tarlalarından haberi olmadığına, olsa da ortadan kaldıramadığına inanmak isteyenleri bir kenara bırakarak; Başbakan ve yağdanlıklarının bir türlü anlayamadığını söylediği esas meseleye, halkın ‘karakol alerjisi’ne gelelim.

Çok değil bundan 4 yıl önce Lice’de, koyunları otlatmak için çıktığı yolda, jandarma karakolundan atılan havan mermisiyle paramparça oldu Ceylan. Henüz 12 yaşındaydı. Savcı, can güvenliği endişesiyle gitmedi. Olay yeri hakkında ilk bilgileri, köy imamının çektiği fotoğraflardan öğrendi. Jandarma gitmedi. Ceylan’dan kalan parçaları, eteklerine toplayan anası götürdü karakola.

Sorsana o anaya Başbakan! Barışmak için uzatılan eller havada dururken, yeni karakollar yapmanın gereğini anlatsana ona. Sorgusuz sualsiz içine tıkılıp işkence edilenlere, sağ girdiği kapsından yakınlarının ölüsünü zor bulan ailelere sorsana, nedenmiş bu karakol alerjisi. Söküp atamadığın kenevirler gibi, bunlardan da haberin olmadığını anlatsana herkese Başbakan.

Ceylan Önkol ve Roboski davalarında olduğu gibi Lice’ye de savcılık gizlilik kararı aldırdı. Deneyimlerimiz gösteriyor ki, bu karar soruşturmanın adil yürütüleceğine dair bırakın kuşkuyu güçlendirmeyi, üzerinin örtüleceğinin garantisi! Medeni Yıldırım’ı öldüren ve dokuz kişinin yaralanmasına neden olan askere saldırı emrini veren komutan yerli yerinde dururken, tarafsız bir soruşturmadan söz etmek aptallık olur.

Başbakan, doğuda ve batıda ‘destan yazan’ asker ve polisiyle eski devletin yeni kiracısı olarak, ürünü olduğu düzene ihanet etmeden devam ediyor yola. Şüphesiz ki, yerler yaş, zemin kaygan. Batıda ‘üç beş ağaçla’ uyanan özgürlük ve demokrasi mücadelesinin gözü kulağı Lice’ye ulaştı çoktan. “Diren Lice, İstanbul, İzmir, Ankara seninle!” Zalim de bir, zulüm de…

Bu yüzdendir ki; barıştan söz ederken, içlerinden acı ve ölümden başka bir şey çıkmamış karakollara karakol eklemek nedendir, diye soran silahsız köylülerin üzerine mermi yağdırmayı, hintkeneviriyle gerekçelendirmek Başbakan’ı kurtarmaz. Devlet, herkese aynı yalanı söyler. Neymiş, bu iş kenevir işiymiş; 18 yaşındaki Medeni ve evlerine dönerken sırtlarından vurulan köylüler ülkenin en büyük uyuşturucu kartelinin sahibiymiş. Hani siz de üç beş çapulcuydunuz ya…


İşte o hesap.