Katil, katile sorulmaz

|

Katil, katile sorulmaz A Katil, katile sorulmaz

 O gün Peres’e, “sesin çok yüksek çıkıyor” demişti. Erdoğan’a göre, suçluluk psikolojisinin bir gereğiydi bu. “Benim sesim bu kadar yüksek çıkmayacak” diyerek masumiyetinin ve haklılığının altını çizmişti. Bağırmak için biz çapulcuları, teröristleri; anamızı, babamızı, kardeşimizi bekliyordu. Yeri ve zamanı değildi şimdi. “Öldürmeye gelince” diye ekledi, “siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz. Çocukları nasıl öldürdüğünüzü biliyorum.”

***

O bir kahramandı artık. Dünyanın gözü önünde katile, katilsin diyordu. Diplomasi yerlerde sürünse de, gururumuz tavan yapmıştı. Memlekette bir şenlik havası… Bir lider olarak, elbette kendi katliamına sahip değildi henüz. Ekmek parası için, karda kışta, katır sırtında kilometrelerce yol gitmek zorunda kalan çocuklar, emrindeki askerlerin savaş uçaklarından bıraktığı bombalarla paramparça olmamıştı. Erdoğan’ın ağlamasın, dediği analar, çocuklarının kollarını bacaklarını eteklerine doldurmamıştı daha.

***

Peres’in sözleri karşısında gözyaşlarını tutamamıştı Emine Hanım. “Söylediklerinin hepsi yalan” derken çakmak çakmaktı gözleri. Belli ki ağrına gitmişti. Haklıydı da. Yalan çok kanatır. Yarayı derinleştirir, öfkeyi kabartır.
Ancak o da kocasının, ülkenin Başbakan’ı olarak gidemediği Roboski’ye yalnız gitmek zorunda kalmamıştı daha. Devletin verdiği kan parasını reddedip “çocuklarımızın katilini bulun, para değil adalet istiyoruz” diyen Roboskili anaya sözüyle birlikte beyaz bir yazma uzatmamıştı ve o yazma, adaletsizliğin sembolü olarak Emine Hanım’a iade edilmemişti henüz. Kısacası, o günler, demokrasi kahramanlığı nişanının bolca dağıtıldığı günlerdi.

***

Bugün, Türkiye’nin dört bir tarafında milyonlarca insan sokaklarda “katil devlet” diye bağırıyor. ‘Üç beş’ ağaçla taşan bardak sel olup aktı. İnsanlar iktidarın baskıcı politikalarına karşı parklarda buluşuyor, sokakları dolduruyor, yolları aşındırıyor. . Polis şiddeti 5 kişiyi öldürdü. Ali İsmail, Mehmet, Abdullah, Ethem, Medeni… Hepsi hayatının baharında… Nerede katilleri? Kameraların görüş alanının, yargının yetki alanının dışında! Erdoğan’ın ileri demokrat Türkiye’sinde, Anayasal hakkını kullanarak sokağa çıkan silahsız insanlar, devletin askeri, polisi ve ortakları tarafından kurşunlanarak, kafalarına gaz bombası atılarak, döve döve öldürüldü.

***

Suçluları yargıdan kaçırmak ancak o katillere tekrar ve takrar ihtiyaç duyanın yapacağı bir iş. AKP, “devlet için kurşun atan da yiyen de şereflidir” geleneğin temsilcisi ve yılmaz bir yürütücüsü olduğu için katilleri koruduğu gibi, polislerini “destan yazdılar” diyerek cesaretlendirmekten de geri durmadı. “Analar ağlamasın” dan, çocuklarını öldüren katilleri övmeye kadar uzanan yol, Erdoğan iktidarının halka ‘ileri demokrasi’ olarak yutturmaya kalktığı, faşizmin kanlı yolu oysa ki…

***

“Emri ben verdim” dedi Erdoğan. “Benim! Benim! Benim!” dediği her şey adına yaptı bunu. Girmeyeceksiniz! Oturmayacaksınız! Yürümeyeceksiniz! Bağırmayacaksınız! Yazmayacaksınız! Benim vatanım, benim şehrim, benim kışlam, benim polisim, benim valim, benim bakanım, benim vekilim! ve sonunda “evde zor tuttuğum yüzde ellim” ile iktidarını korumak adına halkı halka kırdırmaya çekinmeyeceğinin iması…

***

Polisin yanında halka sopa sallayıp, pala savuranları tanıyoruz. Kanlı Pazar’dan bu yana saldırganın polise “ben sizdenim amirim” demesinin altındaki yıllanmış dostluğu biliyoruz. Anayasal hakkını kullanıp sokağa çıkan silahsız halkı terörist ilan ederken; sivil toplum örgütleri ve meslek odalarının bürolarını basıp delil uydururken; devletlûların, halka palayla saldıranı ‘hukuki eylem’ yaptı, diyerek neden aklamaya çalıştığını anlıyoruz; çünkü faşizmin iktidar olabilmek ve iktidarda kalabilmek için katillere ihtiyacı var.

Katilin hesabını, katilden soramayız. Çaresi yok, bu düzen değişecek.