Git artık Gordon !

|

Git artık Gordon ! A Git artık Gordon !

Yazı işleri müdürümüz Selami İnce, İngiltere’de milletvekillerinin ikinci ev harcamaları meselesini Türkiye basınında ilk benim yazdığımı ama “fikri takip” yapmadığımı söyledi. Bunun üzerine meseleyi takibe aldım. Özel bir şey yapmam gerekmedi açıkçası. Çünkü haftalardır bununla yatıp kalkıyoruz ve geçen haftaki yerel ve Avrupa parlamentosu seçimlerinde de bu ikinci ev harcamaları en önemli belirleyicilerden oldu gibi görünüyor.
İşçi Partisi yerel seçimlerde bütün belediyeleri kaybetti ve Muhafazakarlar büyük bir zafer kazandılar. Ama daha önemlisi, pek birbirine benzemeseler de küçük partiler diye aynı kefeye konan Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi (UKIP), Yeşiller ve Britanya Ulusal Partisi (BNP) oy oranlarını ve belediye meclisi sandalyelerini rekor düzeyde arttırdılar. Aynı tablo İşçi Partisi aleyhine biraz daha ağırlaşarak Avrupa Parlamentosu seçimlerinde de yinelendi.
Hemen hemen herkes başbakan Brown’ın artık gitmesi gerektiğinde hem fikir. İkinci ev harcamaları skandalı konusuna hatırlarsınız ilk kirli çamaşır İçişleri Bakanı’nın kocasının porno film faturasını meclise ödetmesiyle başladık. Ondan sonra arkası geldi ve Telgraf gazetesinin ikinci ev harcamaları tablosunu yayınlamasıyla olay bir siyasi devrim olmasa da deprem haline geldi.
Önce bir kaç milletvekili gelecek seçimlerde aday olmayacağız diyerekten utanmazlığın bir sınırı olduğunu gösterdiler. Daha sonra bildiğiniz gibi bakanların istifası geldi. Bir hafta gibi kısa bir sürede İçişleri Bakanı Smith dâhil 9 bakan istifa etti. Bunların bazılarının istifa ederken yaptıkları açıklamalar bence istifalardan daha önemliydi. Avrupa bakanı Flint, kabine içinde ‘daha eşit’ bakanlardan kurulu bir Brown yakını grup olduğunu ve kendisinin alımlı bir kadın olarak vitrin süsü niyetine bakan yapıldığını ileri sürdü. İşçi Partisi’nin kadın siyasetçilere bakışı açısından çarpıcı bir açıklamaydı. Daha ilginci ise istifa eden bakanların dördünün kadın olmasıydı. İşte eşitlik diye düşünen varsa yanılıyor. Bu istifalardan sonra kabinedeki kadın sayısı kabaca üçte birden beşte bire indi.
Çalışma ve Emeklilik Bakanı Purnell, “Sevgili Gordon, ikimiz de İşçi Partisi’ni seviyoruz. Her şeyimizi ona borçlu olduğumuzu biliyoruz” diye başladığı istifa dilekçesinde Brown’ı da istifaya çağırdı. Purnell, Brown’ın liderliğinin muhafazakâr iktidarı daha mümkün hale getirdiğini ileri sürdü ki, bence de öyle. Savunma, Ulaştırma, İçişleri bakanlıkları gibi önemli koltuklardan gelen istifaların ciddiye alınması gerekli, aksi takdirde İşçi Partisi, mini partilerden biri haline gelebilir. İşçi Partisi’nin seçimlerde nispi temsil sistemini istemesini bu olasılığa dayandıranlar da var ve de bugünkü manzara bunu destekliyor.
Ipsos Mori’den Clark’a göre yerel seçimlerdeki büyük hezimetin sonuçları İşçi Partisi’nin bir kuşak kadar siyaset sahnesinden silinebileceğini işaret ediyor. Kamuoyu yoklamalarına göre seçmenlerin yarıdan fazlası ikinci ev skandalına karışmış biri yerine normalde oy vermeyecekleri partilere oy vereceklerini ifade ediyorlar. İşçi Partisi belediye meclisi üyeliklerinin yaklaşık yüzde 65’ini kaybederken Muhafazakârlar sandalye sayısını yüzde 20 artırdılar. İkinci ev skandalının asıl etkisi ise muhtemelen genel seçimlerde görülecek. Çünkü yerel seçimlerde her şeye karşın adayların kişilikleri, yerel saygınlıkları ve ilişkileri önemli bir rol oynuyor.
Asıl korkulması gerekenin yerel seçimlerde oylarını artıran bu küçük partilerden ikisi olduğu altını çizmek istiyorum. UKIP, bütün politikasını Avrupa Birliği’nden çıkmak ve göçü durdurmak üzerine kurmuş durumda ve 2004’te İşçi Partisi’nin yüzde 22 aldığı Avrupa Parlamentosu seçimlerinde yüzde 17 oy almış ve 12 milletvekilini Brüksel‘e göndermişti. Bu seçimlerde UKIP oylarını yarım puan artırarak ikinci parti konumuna yükseldi. Genel seçimlerde de aynı başarıyı yakalamaları İngiltere siyasetinin tamamen değişmesi anlamına gelecektir.
BNP ise düpedüz ırkçı bir parti ve hem AB’ye karşı hem göçmenlere ilişkin ‘faşizan’ planları bilinmekte. 2004 seçimlerinde yüzde 5’e yakın oy aldılar ama seçilemediler. Oylarını yüzde 6,6’ya çıkaran BNP tarihinde ilk kez iki milletvekilini Avrupa Parlamentosuna göndermeyi başardı. Irkçı partinin bundan sonra ne yapacağı merak konusu. Kanaatimce, BNP imaj manevrası ile biraz daha merkez sağa yaklaşarak aleyhlerine olan kamuoyunu biraz değiştirmeye çalışacaktır. Ama tarihinde ilk kez açıkça ırkçı olan bir partinin milletvekili çıkarmış olduğu bugün, ülke için karanlık bir gündür.
Genel olarak da İşçi Partisi’nin güçlü olduğu yerlerde BNP adaylarının başarılı olması Brown ve İşçi Partisi için yıkıcı bir sonuç olacak ve hem parti içinde, hem mecliste, hem de kabine de Brown için can sıkıcı hareketlenmelere yol açması neredeyse kesin.
İktidardaki İşçi Partisi oyları yüzde 15’e geriledi ve Liberal Demokratların sadece 1 puan önünde üçüncü parti konumuna düştü. Muhafazakârların kazancı çok olmasa da seçimin tek mağlubu İşçi Partisi ve herkes “Gordon git artık”  diyor. Elindeki tüm kartları oynayan, kabineyi seçim sonuçlarından önce yenileyen Gordon’un kaderi artık parti içi muhalefetin basiretine bağlı. Ama herkesin hem fikir olduğu yüzyılın en ağır yenilgisini alan partinin uzun süre iktidara gelemeyeceği yönünde.
Seçmenlerin sadece üçte birinin oy kullandığına bakarak ülke genelinde Avrupa Birliği’ne dair genel bir ilgisizlik olduğu da kesin.
Pazar günü Observer gazetesinde William Keegan, ‘Britanya’da seçimleri muhalefetin kazanmasından ziyade iktidarlar kaybeder’ diyerek durumu özetledi. İşçi Partisi kaybetmek için o kadar çaba sarf etti ki ‘parlak çocuk’ imajı dışında hiç bir şey söyleyemeyen Cameron’la muhafazakarların gelecek yıl yapılacak genel seçimlerde tarihi bir zafer kazanması neredeyse garantilendi. Bu kadar kısa sürede İşçi Partisi’nin toparlanması çok zor görünüyor. En önemli sorun da Brown’ın gitmemek de direnmesi. Yerel seçimleri kaybettiler, ‘gitmem’ dedi, bakanlar istifa etti ‘gitmem’ dedi, Avrupa Parlamentosu seçimlerini kaybettiler, ‘gitmem’ dedi. Biraz bizim Baykal vakasına benziyor. Belki de bu ‘sosyal demokrat’ partilere has ‘genetik’ bir hastalıktır. Tırnak içine aldım bunların sosyal demokratlığını, yoksa bildiğimiz sosyal demokrasinin bu partilerin kapısından içeri girmesi mümkün değil. Umalım BNP oylarını yanlış okuyup daha da demokrasiden uzaklaşmasınlar.