Şerefe!

|

Şerefe! A Şerefe!

Birkaç gündür İzmir’deyim. İngiltere’de son yarım yüzyılın en soğuk yılını yaşarken hava sıcaklığının 30 derece olduğu bir yerde olmak iyi geldi, itiraf etmeliyim. Geri dönmeden D vitamini stoklarımızı fazlasıyla tamamlayacağız. Rakı-roka-çipura yanında, Milli Şef'in önerisine uyup bol bol da ayran içeceğiz.

Bu milli içki muhabbeti nereden çıktı kestirmek zor ama bunca yıldır Türkiye’nin milli içkisi rakı olarak biliniyor. Bilenler bilmeyenlere anlatsın. İngilizlerin milli içkisi herhalde cin olur. Gerçi ale denilen yerel biralar da yaygın ve muhtemelen daha çok tüketiliyor. Bir de cider var. Kuzeyde İskoçlar için durum daha net. İlla ki viski. Şimdiden kafalar bir hoş oldu. Kordon’da bir güzel mekan bulup iki tek atmak gerek.

Bir de Türk kahvesi var. Komşuların zaman zaman Yunan kahvesi, Bulgar kahvesi ve benzeri sahiplik iddia ettiği gayri milli içecek. Bol sütlü türler yaygınlaştığından beri kahveyi Türk kahvesi diye istemek gerekiyor. Sallama çay denilen garabetten sonra Türk çayı deme ihtiyacı gibi. Bu arada çayı da unuttum. Her ne kadar Türk kahvesi daha yaygın bilinse de milliyetçi Yunan arkadaşlar her daim düzeltirler ‘Türkler kahve içmez ki, onlar daha ziyade çay içerler’ deyü. Neyse herhalde biraz milli bir şeyde çay da vardır.

İzmir’de öyle kamuoyu yoklaması falan yapmış değilim ama bu milli içki gibi girişimler hiç hoş karşılanmamış görünüyor. Pek çok başka akp icadı gibi. Akil insanlar ve barış süreci konusunda hemen herkes olan bitenden rahatsız ve hatırı sayılır bir nefret birikmiş. En yumuşak şeyler söyleyenler bütünüyle şüphede olma noktasında.

Akil insan olamadık ama bu barış meselesini insanlara anlatmak gereği zaten üzerimize akp’den çook önce vazife edindiğimiz bir şeydi. Dolayısıyla insanlarla konuşurken mesele kah yurtdışından nasıl görünüyor kah biz nasıl bakıyoruz kıvamında sohbetlere sızıyor.

Bu şüphelerin ve karşıtlığın tersine çevrilebilmesi için kanaatimce en önemli adım 30 yıldır neler olduğunun açıklanması. Örneğin etraflı ve detaylı bir sayım yapılmalı ve bu çatışmalarda gerçekten ne kadar can ve mal kaybı olduğu şeffaf bir biçimde kamuoyuna sunulmalıdır. 40 bin kişi öldü demek yeterli değil.

Genelkurmay dahil tüm devlet kurumlarının 30 yıllık kayıtları sivillerin de ulaşabileceği biçimde açıklanmalıdır. Özellikle Güneydoğu’da 30 yıldır neler yapıldığını her vatandaşın öğrenmeye hakkı var. Örneğin, bir olağanüstü hal bölge valisi geçen gün salıverildi. Hiçbir yerde bu şahsın bölgedeki icraatlarının detaylarını görmedik. O ve benzeri kişilerin de deneyim ve hatıratının kamu vicdanını rahatlatmak açısından önemi büyük.

Her kademede görev almış kişilerin bireyler olarak da yaşadıklarını paylaşmaları için platformlar gerekli. Bunu sağlamak akil insanlardan daha olumlu ve kalıcı etki yapabilir. Empati yapabilmenin yolu böylece açılabilir.

Bu hayat hikayeleri ilkokul öğretmeni tarafından evde Kürtçe konuştuğu için cezalandırılan çocukları anlatıyor. Barış, Türkler de evlerinde Türkçe konuştukları için cezalandırılmasın diye gerekli.

Ancak milli içki gündemindeki gibi samimiyetsiz ve gereksiz tavırlarla bu süreç yönetilemez. Öteki dediğiniz Kürt olabilir, Alevi olabilir, Ateist olabilir ve tabii ki rakı içebilir, bira içebilir. İktidarda olanın yapmadığı pek çok başka şey yapıyor da olabilir. Ve toplumdaki ötekilerin bütün bunları yapabildiği ölçüde demokrat sayılırız. Bu yüzden Milli Şef hevesinden, mutfaktan, bardan ve insanların yatak odasından uzak durmak ve ötekilere saygılı olmak gerek. Bırakın isteyen sevişsin, isteyen çocuk yapsın, isteyen kürtaj olsun ve isteyen de ayran içsin. Şerefe!

İyi pazarlar ve bol şanslar.