Avrupa’da olmamak ve yaşlı İzmir

|

Avrupa’da olmamak ve yaşlı İzmir A Avrupa’da olmamak ve yaşlı İzmir

Geçen hafta İzmir’deydim. Bir sabah Buca’nın işlek caddelerinden birinde önümde 80’ine merdiven dayamış bir kadın yürüteç ile ağır ağır ilerliyor. Kaldırımlar genel olarak mağaza, lokanta, kafe, kahve, bakkal vesaire tarafından işgal edilmiş durumda. İşgal edilmeyen yerlerde de ya gelişi güzel serpiştirilmiş bir sürü çukur ve tümsek var ya da çok dar. Ya da ikisi birden. Yer yer neredeyse kaldırımı yok etmek pahasına cepler açılmış ve çöp konteynırları konmuş. Bir de illa ki araba parkedilmiş kaldırımlarda.

Kaldırımlar genel olarak apartman yüksekliğinde ve genç ve engelsiz olsanız bile bazen olimpiyat kıvamında zorlayıcı olabiliyor. Belki de böyle bir olimpiyat da düzenlenebilir sırf bu durumu gündeme getirmek için.

80’ine merdiven dayamış kadın ağır ağır ilerlemeye devam ediyor. Arkasından ben yürüyorum. Çöp konteynerini başarıyla aştı. Bir lokantanın önünde kaldırımı kapatmış sandalye ve masaları ustalıkla sıyırıyor ve yürüteçiyle ilerliyor Heykel’e doğru.

Üçüncü sokak ayrımında kaldırımdan inmesi gerek. İdeal olmasa da bir rampa var, taksi durağının önünde. Fena gitmiyor yürüteçle. Onu da aştı. Yolun içinde bekliyor. Karşı kaldırıma ulaşacak. Orada da bir rampa var. Belediye mi yaptırmış köşedeki banka mı yaptırmış belli değil. Standart görünmüyor. Beklemek zorunda çünkü karşı kaldırımın olduğu tarafa bir taksi parkediyor.

80’ine merdiven dayamış kadın yerde sarı boya ile işaretlenmiş taksi durağı park yerine park etmesini bekliyor taksinin. Ondan sonra önündeki rampadan çıkıp kaldırımda yürüme mücadelesine devam edecek. Taksi bir iki manevradan sonra durdu ve motoru söndürdü. Ama tam o engelliler için yapılmış rampanın üzerine parketti.

80’ine merdiven dayamış kadın çaresiz başka bir yerden kaldırıma tırmandı. Yürüteçinden tutup yardım ettim. Sonra parkeden taksinin içindeki şoföre yaklaşıp rampayı gösterip, engelliler için olduğunu söyledim. Tahmin edeceğiniz üzere “ah kusura bakmayın, dikkat etmemişim, ayıp oldu şimdi” falan demedi ‘delikanlı’ şoför.

Arabasından çıktı, üşenmedi yanıma geldi. “Burası Avrupa değil!” dedi. Bir Britanyalı olarak o kadarını zaten biliyordum. ‘Avrupalı olmak gerekmiyor, az daha düşünceli olmak yeterli’ falan demeye kalmadan çekti gitti.

Herhalde bunun gibi arsızların kendi aralarında konuştukları bir kod sistemi bu. “Burası Avrupa değil!” kabaca ‘ben insan değilim’anlamında bir kod olsa gerek. Zaten ben de orası Avrupa’dır demiyorum, Avrupa olsa ne olacak!

80’ine merdiven dayamış kadın ağır ağır ilerlemeye devam ediyor. Bir rampa daha indi ama karşı kaldırımda rampa yok. O işlek caddenin kenarından arabaların tersi yönde yoldan yürümeye devam. Ara sokağa döndü. Burada kaldırım hiç yok. Bir tarafa arabalar park etmiş durumda. Arkasından ve önünden arabalar geliyor. Kimisi hızlı kimisi daha sakin. Kimisi korna çalıyor, kimisi kadının yanından sessizce geçmeye çalışıyor. Teğet geçiyorlar.

80’ine merdiven dayamış kadın, ağır ağır, yüreği ağzında korkarak dar sokaklardan devam ediyor 400 metresi kaldırımsız 500 metrelik yoluna. Avrupa’da olmamak ve Avrupa’lı olmak belli ki birilerine dokunuyor. Haydi Kürt sorunu, insan hakları, çevre koruma, enerji politikası vesaireyi Avrupa’nın oyunu sananlar var anladık da insan olma gayreti de mi bir komplo?

İzmir’de yaşlı nüfus son beş yılda yüzde 25 dolayında artış gösterdi. Bu yaşlı nüfusun ortalama nüfus artışından 3.5 kat daha hızlı arttığını gösteriyor. Engelli rampasına parkeden ve Avrupa’da olmamayı marifet sanan o delikanlı taksicinin ihtiyarlayıp durumu idrak etmesini beklemek bir seçenek. Halihazırda her 8 kişiden birinin 60 yaşın üzerinde olduğu bir şehri daha yaşanır kılmak başka bir seçenek.

İyi pazarlar ve bol şanslar.