Tarihe not düşmek: Ağaç değil odun meselesi

|

Tarihe not düşmek: Ağaç değil odun meselesi A Tarihe not düşmek: Ağaç değil odun meselesi

Son bir buçuk ay, hepimiz için çok yoğun geçti. Mayıs ayının son günlerinde başlayan Gezi Parkı isyanı uzadı ve uzadıkça da büyüdü. Protestoların başlangıcından bu yana geçen 8 haftanın bilançosu maalesef iç karartıcı. 5 gencecik insan hükümetin ve polisin aldırmaz ve temel insan haklarına aykırı tavır ve eylemleri sonucu hayatını kaybetti. Ailelerine ve dostlarına başsağlığı diliyorum. Bütün dezenformasyon çabalarına karşın en azından binlerle ifade edilecek sayıda insan polisin sınırsızca ve ayarsızca ve de hedef gözeterek kullandığı biber gazı ve şiddetin sonucu olarak yaralandı. Bir kısmı görme yetisini kaybetti. Yüzlerce insan hakkında takibat başlatıldı ve bir kısmı tutuklandı ve/veya halen yargılanıyor. Bunları kısa bir kayıt olarak tarihe not düşmüş olmak için sıralıyorum.

Hükümetin ve koşulsuz destekçilerinin durumu kıvırmak için ne taklalar attığı ortada. Hani sadece yandaş medyayı okusanız ve izleseniz zannedersiniz ki Türkiye'de CHP iktidarda ve buna rağmen AKP'ye karşı askeri darbe yapılmaya çalışılıyor. Biliyorum, Gökhan Dabak esprilerine benziyor ancak aynı ile vaki.

Bilmeyenler için hatırlatalım; iki kısa ömürlü koalisyon dışında CHP 50 yıldan uzun süredir Türkiye'de iktidar olmadı. Ancak Kemalist siyaset ve büyük devlet anlayışı bugünkü AKP hükümeti dahil kesintisiz iktidarını devam ettirdi. İktidarın bugün kullandığı dil ile geçmişteki darbecilerin dili arasında sadece aksan farkı var. Her ağzını açan darbecilikle susturulmaya çalışılıyor. Tuhaflık Mısır gibi başka diyarlardaki darbeleri alkışladıklarında daha bir ortaya çıkıyor.

Demokrasinin temel direklerinden biri olan basın felç olunca at izi it izine karışmış durumda. Sağ basında, protestolar üzerine en ufak pozitif yorum bile işten çıkarma ve kapatmalarla sonuçlandı. Penguen belgeselleri reyting rekorları kırdı. Sosyal ve sosyal olmayan medya her türlü eksik, yanlış enformasyonu çoğaltınca geriye sadece sosyalist medya ve dış mihrakların medyası kaldı. Kendisi gibi olmayandan sınırsız bir nefret duyan Türkiyeli muhafazakarlar bu dış basını da sindirmek için ellerinden geleni ardlarına komadılar.

Çoğulculuğu anlamak istemeyenler çoğunlukçuluklarıyla demokrasiyi kandırmaya çalışıyorlar. Ülkenin yüzde kırkının oyunu almış olmanın geri kalan yüzde 60'ı yok etme hakkını verdiğini sanıyorlar. Dahası devlet bütün kurumlarıyla muhalif olanı eziyor. Bunun içine darbe tanımına demokratik yollarla hükümeti değiştirmeyi de ekleyen Türk Dil Kurumu dahil. Tuhaf olan sözlüğe göre seçim ile darbenin neredeyse aynı anlama gelmesi.

Bütün bu olan biten arasında belki de en olumlu şey ülke genelinde siyaset yapmanın yaygınlaşmış olması. Hemen herkes lehte ya da aleyhte bu protestolar ve hükümetin tavrı üzerine bir fikir sahibi oldu ve siyasete katıldı. Başbakan ve adamları protestoları önce yanlış okumalarına karşın kısa sürede genel siyaset kulvarlarına geri döndüler. Seçime kadar da bununla devam edecekler gibi görünüyor.

Muhaliflerin, farklı olma ve farklı yaşama hakkını savunanların ne kadar taraftar toplayabileceğini gelecek yıl seçimlerde göreceğiz. Ancak bugünden yarına yapılabilecek en faydalı işlerden birisi, bıkmadan usanmadan gerçekleri paylaşmak ve asıl meselenin ağaçlar değil odunlar olduğunu anlatmak.