Faşizmi hafife almak suçtur! (III)

|

 Faşizmi hafife almak suçtur! (III) A  Faşizmi hafife almak suçtur! (III)

Egemen düzene teslim olan liberallik-demokratlık üstüne:

Türkiye’de ise şu ana kadar faşizmin tüm uygulamalarından dolayı bırakalım hesap vermeyi özür bile dilenmiyorsa, bu faşizmin dünü ve bugününün halen devam ettiğini gösterir. Yani atılan yumurta ve boyadan dolayı özür dilemesi, tövbe etmesi istenen gençliğe hesap sırası gelinceye kadar, akıtılan onca kanın ve gerçekleştirilen vahşetin hesabı nerededir? İktidarda olan “demokrat” AKP, referandum sonrası 13 Eylül’de 12 Eylül faşizminden hesap sormak için bir tek adımı atmadığı için neden “faşistlikle” suçlanmamaktadır? Bunun yerine bu “demokrasi” oyununun hesabını isteyen gençliğe yönelmektedir nefret dolu kalemler.

Bu kalemler, kavram kargaşası yaratmaya devam etmekte, AKP’yi artık “sol”, sosyalistleri de “sağ” ilan etmektedirler: “Bu durumda örneğin siyasi partiler dünyasında AKP açıkça solcu, CHP ise sağcı olarak adlandırılmak zorunda. Bunun ötesinde günümüzün düzeninin modernlik olduğunu düşünürsek, İslamcılığın ve demokratlığın solcu olduğunu söylemek durumundayız. Sağcıların ise liberallerden ve sosyalistlerden oluştuğuna herhalde kimsenin itirazı olmayacaktır” (Etyen Mahcupyan, 12.12.2010).

Beni komplo teorileri hiç ikna etmemiştir. Ancak tüm toplumsal-siyasal tarihin gerçekliğinin aksine bu tür saçmalıkları yazdıranlar kimler aceba? Ama bu saçmalıkların hangi hedeflere hizmet ettiği, açıklamaya gerek olmayacak kadar bariz.

Komplocu, Almanya’da yazılmış olsa her demokrat yazarın “muhafazakar-faşizan” mantık diye tanımlayacağı, köşe yazarlığından hemen uzaklaştırılmasının isteneceği bir başka yazar şöyle bir düşmanlar silsilesi oluşturarak yumurta atan geçleri de kısmen onların oyununa gelmekle itham ediyor: “Bir grup öğrenci belli bir plan dahilinde işi ‘fiili saldırılar’a doğru götürüyor. Arkası gelebilir… AK Parti'nin şu veya bu şekilde etkisizleştirilmesini isteyen iç (başta Ergenekon, ulusalcı cephe, eski derin güçler) ve dış (Amerika'daki neo-conlar, Yahudi lobisi ve şimdiki İsrail yönetimi) çevreler, ‘siyasetin dışında’ birtakım etkili enstrümanlara başvurmak suretiyle AK Parti'nin üçüncü iktidarını engellemeye çalışıyorlar” (Ali Bulaç, Zaman, 11.12.2010). Bu mu gençliğe örnek olacak demokrat mantık? Bu mu “sosyalizmi yeniden kuracağız” diye saçmalayan Birikim grubunun sayfalarını açarak meşrulaştırdığı islamcı demokrat? Almanya’da solcular ve bilim insanları, bu tür mantıklara neo-faşist basında bolca rastlıyorlar.

“Faşizm” suçlamasıyla faşizm aklanmakla kalmıyor. Unutulan, unutturulan gerçek şudur: Tarihte özgürlüğe doğru atılmış hiç bir adım, eşitliğe doğru ulaşılmış hiç bir hak yoktur ki, başlangıçta ezilenlerin, azınlıkların talebi olmasın. Türkiye’de de özünde egemen düzenin uluslararası kapitalizmin ihtiyaçları doğrultusunda yeniden yapılandırılması ile görevli ve islam cilalı teknokrat-modernist-kalkınmacı iktidar erki, kısmi yumuşamalar ve „açılımlar“ gündeme getiriyor olabilir. Ancak akıl tutulması yaşamayan bir yorum, bunların bile gerisinde Türkiye’deki ezilenlerin mücadelelerinden ve kısmen Avrupa Birliği’nin haklar ve özgürlükler boyutunda kodifize edilmiş geçmiş mücadelelerin talep ve baskılarından ve bunların Türkiye’ye dayatılmasından ileri bir şey göremez. İktidar erkine ve AKP’ye ilericilik, demokratlık atfeden yorumların asıl gizlemeye çalıştıkları gerçek, tarihte mücadelelerin, teorik-pratik boyutlu protestonun, egemen düzeni bile reforma zorlayıcı tek itici güç olduğudur. Bu nedenle toplumsal protestonun meşruiyeti, şu ana kadar ulaşılmış ve hukukileştirilmiş tüm meşruiyet biçimlerinden daha derin temellere dayanır. Değişimin, toplumsal deprimi ve bu doğrultudaki azmin meşruiyetidir söz konusu olan!

Protestonun meşruiyeti karşısında kavram kargaşası yaratarak egemen düzen ve şiddet yanında tavır alan duruş, demokrat ve „serbest piyasacı“ değil de hümanist boyutuyla liberal dahi olamaz. Habermas‘la ise, hiç kıyaslanamaz. Çünkü bu akıl, iktidarın rasyonel-araççı aklının yarattığı çölde kendini büyük sanan iri dikenli diz çökmüş bir kaktüse benzer. Kaktüs benzetmesi bile fazladır: Kaktüsün içi, bir yumuşaklık diyarıdır. Daha çok çöl kumlarının seviyesini zar-zor aşmaya çalışan, çiçeksiz bir ot benzeri ikidarın sunduğu sahada alkış toplamaya çalışan bir cüce akıl, cüce olduğu kadar da tehlikeli enstrümental akıldır söz konusu olan.

Faşizm, bir fikir değil, insanlık suçudur. Faşizmi hafife almak, bu suça ortak olmaktır.