Yeni Sykes-Picot görünümleri

|

Yeni Sykes-Picot görünümleri A Yeni Sykes-Picot görünümleri

Birinci Dünya Savaşı bütün hızıyla sürerken, emperyal politikacılar masa başında bölüşüm haritaları çiziyorlardı. Bunu biliriz.
Şimdi Ortadoğu dediğimiz topraklarda, Fransız, İngiliz ve Rus devletlerinin çatışan ve yarışan emperyal çıkarları pazarlık masalarında, mühürlü mektuplarla el değiştiriyordu. Cephelerde sel gibi akan kan, insan kanıydı. Pazarlıkların sürmesi, kanın da akması demekti.
Sykes, bir İngiliz’di. Sömürgeci zihniyetli İngiliz savaş bakanının temsilcisi bir kişi. Picot da bir Fransız diplomat Beyrut konsolosu. Savaşla paralel olarak, görüşmeler de sürüyordu. 1915 sonlarından, 1916 başına kadar yoğun bir biçimde yapılan görüşmeler sonucunda, iki kişinin adıyla anılan, gizli Sykes-Picot anlaşması imzalandı. Böylece bugünü temel olarak biçimlendiren sınırlar çizilmiş oldu. Sonrasında bazı değişiklikler olsa da, iki emperyal gücün temsilcisi, tahterevallinin iki ucuna oturmuştu. Ortada da üçüncü bir emperyal temsilci; Rusya vardı.
Askeri, siyasi ve ticari çıkarlar temel alınarak sınırlar belirlendi. O haritalardaki insan unsuru asla dikkate alınmadı. Orada yaşayanlar birer rakamdı belki. Maliyet hesaplarına konu olan… Bazen de, kendi çıkarlarına bir dayanak düşüncesi ayrıntıların düşünüldüğü oldu; örneğin 1915’te Filistin’de bir Yahudi kolonisi kurulmasının tartışılması gibi…
Bu biçimde emperyal güçlerin Ortadoğu’da, Afrika’da cetvelle harita çizmeleri genel bir söylemdir. Doğrudur.
Suriye’yi de içine alan paylaşımı ve harita çizimini konu edinen Sykes-Picot anlaşması da tam bu söyleme uygun bir örnektir. Bunları genellikle biliriz. Bilmenin de ötesinde, bu biçimdeki oluşumların insanlığa, insanlık kültürüne ne denli aykırı olduğu da hep söylenegelmiştir. Bu da doğrudur.
Bir başka nokta, Türkiye’de Cumhuriyet deneyimi ve modernite için de ağır eleştiride bulunanların temel argümanı, “halka rağmen” ölçütünde toplanır. Bu da ayrı bir husus…
Peki, ne demeye getiriyoruz? Kestirmeden söyleyelim. R.T. Erdoğan görünümlü yeni bir “Sykes“ ile Hüseyin Barack Obama görünümlü yeni bir “Picot“ geçen hafta Washington’da bir araya geldi. Yediler, içtiler, konuştular. Sonra, eskiden emperyal güçlerin Ortadoğu politikalarını her dem eleştiren bizim ülkenin iktidar medyasındaki başlıklar ufak tefek değişikliklerle şöyleydi; “Esed gidecek” “Esed’siz Suriye”, “Esed’in gitmesi şart”… Yeni Sykes ve Picot’ların ortaya çıktığına tanık olduk. Oturdukları yerden bir ülke hakkında en temel kararları verme yetkisine sahipler!
Sayın Syces’ler ve Sayın Picot’lar; böyle yazarsanız, ikiyüzlü oluşunuzu gizleyemezsiniz. Böyle yazarsanız, Birinci Dünya Savaşı’nda dünyayı paylaşan emperyal anlaşmaların mürekkepleri yüzünüze gözünüze bulaşır. Hiç olmazsa yanlışta tutarlı olmayı bilmeli insan. Dikkat edin, akan kanların sorumluluğu yüzünüzü kızartır belki…
Bir halkın, halkların yerine karar vermeyi size kim fısıldadı, emretti? Unuttuklarını unutanlar utanmayı da unuturlar. 1917 Ekim Devrimi’nden sonra Sykes-Picot gizli anlaşmasını Lenin açık etmişti… Yeni bir Lenin mi gelsin istiyorsunuz?

Haftaya dize; “Sonrası tahmin edilemeyen bir kuyunun güneşi selamlaması” (Zeliha Köse,
Akatalpa, Mart 2013, sayı 159)