2010’da kuşbakışı dünya ekonomisi

|

2010’da kuşbakışı dünya ekonomisi A 2010’da kuşbakışı dünya ekonomisi

Yeni yıla girerken geleneği izleyelim; 2010’da dünya ekonomisi üzerinde kuşbakışı bir gezinti yapalım ve bunu “metropolün büyükleri”, “Avrupa’nın rahatsızları” ve “çevre ekonomileri” ayrımına dayandıralım.

***
“Büyük patronlar”da (ABD, Japonya, Almanya, Fransa, Britanya, İtalya’da) uluslararası krizin üretim ve milli gelir üzerindeki yansımaları 2010’da son buldu. National Bureau of Economic Research ABD’de ekonomik gerilemenin Aralık 2007’de başladığını, on sekiz ay sürdüğünü ve Haziran 2009’da son bulduğunu belirledi. 2010’un tümü, böylece, ABD için bir büyüme yılı oldu.
Birkaç aylık kaymalar dışında diğer “patronlar” için de benzer saptamalar yapabiliyoruz. Büyük Batı ekonomilerinin bazıları 2008’de, hepsi 2009’da küçüldü. 2010’da büyümeye başladılar; ancak öyle anlaşılıyor ki hiçbirinde 2008’in milli gelir düzeyi aşılmış değildir. Bu üç yılın ortalamasına bakıldığında krizden en fazla etkilenen büyük metropol ekonomilerinin İtalya, Britanya ve Japonya olduğu anlaşılıyor.
Buna karşılık, aynı ülkelerin işsizlik verileri, emekçi sınıflar açısından bunalımın 2010’da ağırlaşarak sürdüğünü gösteriyor. İşsizlik oranı (yüzde 6.5 ile) 2008’in dahi altına inmiş olan Almanya tek istisnadır. “Esnek işgücü piyasaları” nedeniyle geçmişte neoliberal fanatiklerden övgü kazanan ABD ve Britanya, kriz içinde işsizliği en hızlı artıran Batı ekonomileri olarak dikkat çekmektedir.
2010’da bu ülkelere egemen olan politika yaklaşımı, parasal genişleme ile kamu maliyesinde kemer sıkma ikilisinden oluşmuştur. Talep yetersizliği nedeniyle kredilere dönüşemeyen sıfır faizli bol likidite, ABD tahvilleri ile çevre ekonomilerindeki yüksek getirili plasman araçları arasındaki geniş alanda dolaşmış; böylece “paradan para kazanan” spekülatörlere gün doğmuştur. Bütçelerde kemer sıkma ise, iç talep, üretim, istihdam üzerinde daraltıcı, frenleyici etkiler icra etmiştir. Kamu açıklarını daraltma bayraktarlığını Almanya ve Britanya üstlenmiştir.

***
Avro bölgesinin yakın çevresi (İrlanda, Yunanistan, İspanya, Portekiz), 2008 öncesinde bir yandan finans kapitalin “iğvası”na kapılan astronomik özel sektör açıklarının, bir yandan da avro’nun sahte güvencesi altında pompalanan kamu harcamalarının ağır faturasını ödemektedir. Bu dört ekonomi 2010’da da küçülmüştür. Yükselmekte olan işsizlik oranları yüzde 11 (Portekiz) ile yüzde 20 (İspanya) arasında seyretmektedir.
Bölgenin emperyalist şefliği rolünü üstlenen Almanya, bu ülkeleri katı, daralmacı politikalara zorlamaktadır.

***
Minik, tropikal ülkeler dışındaki çevre ekonomilerine göz atalım. Metropolün krizi çevre ekonomilerinin büyük çoğunluğunu büyümenin yavaşlaması doğrultusunda etkilemiştir. Yirmi civarında ülkeden oluşan bir azınlık ise, 2008-2009’da küçülmüştür. Bir iki istisna dışında bu sonuncu grup, 2002-2007 dönemini yüksek dış açık / dış borçlanma içinde “idare eden” ülkelerden oluşmuştur: Doğu/Orta Avrupa ülkeleri, Türkiye, Meksika, Güney Afrika… 2010’da çevre ekonomilerinin (birkaç istisna dışında) kriz öncesinin büyüme patikalarına döndüğünü gözlüyoruz. Türkiye krizde hızla küçülen, 2010’da hızla toparlanan ekonomilerden biri olarak dikkat çekmektedir. Çevredeki (ve Türkiye’deki) canlanmanın ardında (yukarıda değinilen) Batı’daki likidite genişlemesinin bu ekonomilere sıcak para (“carry trade”) biçiminde taşması da etkili olmuştur. Ucuzlayan döviz fiyatları rekabet güçlerini aşındırarak dış fazlaları eritmekte veya cari açıkları yukarı çekmekte; finansal balonlaşmayı da pompalamaktadır. Bu yüzden ABD-AB-Çin arasındaki “kur savaşları” gerilimine çevre ekonomileri de katılmaktadır.
Krizin “çöküntü” boyutlarında yansıdığı ekonomilerin başında üç Baltık ülkesi geliyor. Avro’ya geçme heveskârlığı, bu ülkelerde döviz kurlarını dondurmuş; devalüasyonu dışlamış; ağır kriz ortamında emek gelirlerinin, kamu harcamalarının dramatik boyutlarda çökertilmesi tek seçenek kalmıştır. İktisatçıların “içsel devalüasyon” diye adlandırdığı ve AB (Letonya’da ilâveten IMF) gözetimi altında yürütülen bu insafsız, vahşi operasyonun 2009’daki bir sonucu (üç ülkenin ortalaması olarak) yüzde 16 oranında küçülmedir. Üç yıl üstüste daralan Letonya’nın 2010 milli geliri 2007’nin hemen hemen dörtte birine inmiş olacaktır. Üç Baltık ülkesinde ortalama işsizlik 2008’de yüzde 6 civarından, 2010’da yüzde 19’a çıkmıştır. IMF/AB patentli bu politikaların biraz daha hafifleri Romanya ve Macaristan’da da uygulanmış; Macaristan’da iktidar el değiştirmiş ve IMF programına son verilmiştir.
Bilindiği gibi Türkiye de bir IMF anlaşmasıu eşiğinden dönmüştür. Dış kaynak hareketlerinde olumlu bir yön değişme başlar başlamaz Başbakan IMF müzakerelerine son vererek akıllı bir karar almıştır.
Çevre ekonomilerinde de işsizlik oranları 2009’da hızla yükselmiş; 2010’da birkaç istisna dışında düşmeye başlamıştır; ama, ülkelerin çoğunda kriz öncesine dönüş gerçekleşmemiştir. Sermayenin mantığı metropol ve çevre ayrımı yapmadan işlemiş; bunalım işçi sınıfını disiplin altına almak ve sömürü oranlarını yükseltme fırsatı olarak kullanılmıştır.
Çok farklı sosyo-ekonomik ortamlarda işsizlik göstergelerini karşılaştırmak yanıltıcı olabilir. Yine de ILO verilerini kullanarak “Türkiye’ye benzer özellikler taşıyan” otuza yakın çevre ülkesine bakıldığında görülmektedir ki, 2010’da işsizlik oranları sıralamasında Güney Afrika, Baltık ülkeleri, Slovakya, Hırvatistan, ve Kolombiya’yı Türkiye izlemektedir.