Picasso’nun Horoz’u

|

Picasso’nun Horoz’u A Picasso’nun Horoz’u

Modern ilkellik ile züppelik arasında doğrudan bir bağ hep vardır. Bunun özeti sonradan görmelik olarak tarif edilir. Bir laf edecekse büyük olmalıdır örneğin. Keskin olmalıdır, zırva bile olsa “bilirkişi” edasıyla üfürmelidir. Bir sanat yapıtının karşısına geçip, elini çenesi ile kaşı arasına yerleştirip “hımm çok ilginç” diyerek yeni bir keşif yapmış Kolomb havasıyla düşünüyormuş gibi hareket etmelidir. Hop on, Hop off otobüsleri ile bir şehir turu yapınca, tüm şehri kavramış ve öğrenmiştir, bir iki müze önünde de resim çekilince entelektüel görselliğe kavuşmuştur. Gözlem yeteneği müthiştir. Eş, dost çevresini güldürüp, onlar güldükçe etrafa taşan bir zekâ pırıltısına sahip olduğuna imanla, ayarsızlığını hayâsızlığa sürükleyerek, öksürüğünden bile “komedi” çıkarabileceğine kanıt, ortaya sallamaktadır. Oysa bönlüğü, kibri ve saldırganlığı Picasso’nun Horoz’unun elle tutulur dışa vurumundan ibarettir.
 

 

Şahan Gökbakar’ın 1 Mayıs görüntülerini izleyip “işçilere benzer bir halleri yok” deyişindeki sanatçı duyarlılığı(!) buna en iyi örnektir. Bönlük; gözlem ve tespit yapmış, sanatçı duyarlılığı ile de üzerine oturmuştur. Meselenin alt ve üst metinlerini silip, şip şak kıvraklığı ile gücü elinde bulunduranın şiddetine öpücüğünü kondurmuştur.

17 yaşında bir kızın başına 2-3 metreden gaz bombasını patlatan polis ile onu sevk ve idare eden Vali’nin “marjinal, radikal ve sabıkalı” ilanı ile verdiği ölümü hak edenler fetvasını, vicdanının cebine indirenlerden olmak için midenin geniş olması gerekir. Okuduklarımızdan, atılan manşetlerden, sözlerden, cümlelerden anlıyoruz ki onlar çoklar…

Her 1 Mayıs'ta olduğu gibi provokatör arayışına çıkan medyanın, fotoğraflar eşliğinde sunduğu görüntüler ile düzen “bozucularını” afişe ederek, iktidara “helal” ettikleri devlet şiddetini “hayırlara vesile olur” diyerek altın tepside sunanların demokrasi-ci-lik oyununa daha çok tanıklık edeceğiz.

Mesela;

Halka “bidon kafa” diyenle, Meclis'in içinde ana avrat sövüp, penisini küfre yerleştirip ortalığa salanlar arasında bir fark yoktur. Sağ siyasetin geleneğindeki ana avrat metaforu yeni değil elbette. Aynı bönlük onların dış kasasını oluşturuyor. Yaşar Okuyan’ın “Türkeş yaşasaydı onların anasını bellerdi” açıklamasındaki derinlik ile AKP’li milletvekilinin küfür mastürbasyonu aynı. Kendisi gibi düşünmeyen, konuşmayan ve yaşamayanlara sunulan iktidar anlayışı arasında mutlak bir köprü var. Bu köprüden geçen iflah olmuyor. Tecavüzcü işkencecilerin terfi etmeleri ve korunmaları işte bu ortaklığın ürünü.

Meydanlara çıkıp hak ve özgürlükler mücadelesi verenlere bu köprüden geçenlerin bakışı bu yüzden aynı. Devlet şiddetine her durumda haklılık bulmayı başaranların kafa göz kırıp sonra hiçbir şey olmuyormuş gibi yapabilme kabiliyetleri, modern ilkelliklerine geçirdikleri demokrasi kılıfıyla birleştiğinde resmi şiddet saygınlık kazanıyor.

Başbakan, çiçeği burnunda döneminde kendisini protesto eden bir üniversite öğrencisinin ağzı, burnu kapatılarak okul tuvaletine kilitlenmesi ve ortam sakinleşince “zaten sicili kirliymiş” açıklaması ile İstanbul Valisinin 17 yaşındaki Dilan için “marjinal, radikal ve sabıkalı” açıklamasındaki rücu’yu gözden kaçırmazsanız durum daha anlaşılır olur.

İstanbul Valisinin saldırgan kibri, bir sanatçının bönlüğü, medyanın provokatör buluşu ile kurtarılan Taksim ve Hak-İş'in davul zurnalı “saygı” duruşu, “akil” gazetecilerin ve köşe vuruşçularının durumu kotarma ve şişme demokrat halleri arasında Picasso’nun Horuz’una bakarsanız, gerçeğe açıklı bir tebessüm bırakmış olursunuz.