Yılmaz Güney: Feodalizm ve Kürt Sorunu

|

Yılmaz Güney: Feodalizm ve Kürt Sorunu A Yılmaz Güney: Feodalizm ve Kürt Sorunu

Kürtlerin genel olarak yaşam koşullarına ve üretim sürecine bakıldığı zaman feodalizmin yıkıldığına, buna karşın kapitalist üretim tarzının ise tam olarak yerleşmediğine inanmaktadır Yılmaz Güney, devamında söyledikleri ise çok daha önemlidir, feodalizm özellikle zihinlerde, inanışlarda ve toplumun karar alma mekanizmalarında çok daha dirençli bir şekilde yaşamaktadır.

Özellikle Yılmaz Güney’in vefatından sonra gerçekleşen siyasi ve ekonomik değişim tablosundan sonra, feodalizmin büyük bir yenilgiye uğradığı ve onun yerine daha modern pek çok öğenin artık hayatın bir parçası olduğu söyleniyor, ama aslında gerçekler pek öyle değil, zaten bu değerlendirmelerin hiçbirisi gerçek anlamda sosyolojik araştırmalara dayanmıyor. Gerçek şu ki Türkiye’de sosyoloji bilimi her zaman hasarlıydı ve insanlar çıplak gözle yaptıkları değerlendirmeleri hakikatin bir parçası olarak görmeye ve göstermeye pek meyillidir, bu durum bana Niyazi Berkes’in anılarını hatırlatır.

Amerika’ya 1930’ların sonlarında sosyoloji doktorası yapmaya gider Berkes. Çok başarılı bir öğrencilik dönemi geçirir. Bir gün bir hocasının odasında Berkes hocası tarafından bir başka hocaya takdim edilir, Türkiye’den geldiğini öğrenince o da motor gibi art arda sorular sorar. Bunlar ekonomiye ve medeni duruma, adli vakalara, sosyal değerlere ilişkin sorulardır, soruyu soran hoca bu konudaki sadece düşüncelerini değil, rakamlarıyla sonuçları da  ister ve fikirlerinin neyin üzerine inşa ettiğini de sorar. İşte Berkes tam o anda aslında Türkiye’ye dair ne kadar az bilgisi olduğunu ve bütün bunların yıllık olarak yayınlanıp, araştırılıp yayımlanmadığını ve aslında toplumun aydınlarının kendisine dair bilgisinin ne kadar sınırlı olduğunu anlar.

Mesele biraz da böyledir, Kürtler hakkında bu tip istatistiklerin tutulması, araştırmaların yapılması ve bunların üzerine inşa edilecek değerlendirmeler yapılması konusuna gelince büyük bir sessizlik çöküyor ortalığa. Hemen ardından da feodalizm mi, o eskiden çok baskındı, hem ekonomik olarak hem de toplumsal değerler açısından, şimdi siyasallaşma ile birlikte bunlar çok değişti, sonra tabi çok kalın bir nokta. Oysaki feodalizmin yerini alan nasıl bir üretim tarzıdır, ikinci olarak o toplumsal değerlerin yerine neler ve nasıl geçmiştir, bu açıdan bakıldığında, hem Sürü hem de Yol filminde Yılmaz Güney Kürdistan hakkındaki sosyal tabloyu çok derinlikli, insani ve çelişkili yönleriyle resmetmiştir. Zaten feodalizm ve toplumsal değerler denilince konunun ısrarla getirilip “kadın sorununa” indirgenmesi ise büyük bir yanlıştır, ki kadın sorunu çok önemlidir, ama sosyal meseleler ne tekil olarak incelenebilir ne de tek bir meseleye yönelik hamleler o meseleyle sınırlı sonuçlar doğurur.

Bu açıdan Yılmaz Güney’in yaptığı değerlendirme çok açıktır, feodalizm büyük oranda ekonomik bir üretim tarzından çok daha fazla zihinlerde yaşar ve zihinlerdeki kalıntılarını söküp atmak için büyük toplumsal reformlar yapabilmekten başka çaresi yoktur, üstelik ekonomik üretim tarzından çok daha dirençlidir zihinlerdeki feodalizmin kalıntıları.

Bu açıdan kolay kestirme çözümlerin ve basit bir çağdaşlık gösterisinin işin esasıyla ilgili çok hükmü yoktur. Sadece şunu düşünün Newroz’daki yapılan açıklamayı ele alın ve düşünün, toplumun resmedilmesi, birleştirici unsurlara yaptıkları vurgular, topluma vaat edilen siyasi hedefler açısından. Açıklamayı bir daha okursanız, aslında feodalizmin, siyasallaşmanın büyük oranda gerilettiği söylenilen feodalizmin nasıl da yeniden ortaya çıktığını ve elbette şimdi toplumsal harç olarak nasıl işlevli bir şekilde kullanıldığını isterseniz reddedin. Bir üretim tarzından diğerine geçiş öyle pek kolay olmaz ve kalıntıları ile onların sosyal değerler olarak belirleyici olması açısından süreç her zaman büyük dirençlerle karşılaşır. Daha da önemlisi şu, Kürtlerin ekonomik yaşamında yasadışı yollardan elde edilen gelirlerin ne kadar önemli olduğuna bakıldığında, feodalizmin nasıl bu kadar geriletildiğini anlamak da zordur.

Son bir sosyolojik değinim de şu olacak, Kürtlerle konuşuyoruz, feodalizm, sanat, aydınlar, toplumsal reformlar konusunda, feodalizm onların bir tür bam teli gibi duruyor ve konu açılınca bir anda geriliyor bu tel, oysaki sosyal tespitler sorunların anlaşılması ve çözümünde çok önemlidir. Feodalizmin geri bir üretim tarzı olması ve bunun aşılarak ancak çözüme kavuşacak olması, ne bir aşağılamadır ne de saldırıdır, aksine sosyal tablonun resmidir, büyük mücadele verilmesi gereken bir tablo, ama aynı tabloya ilişkin tepeden bakan ve onları ikinci sınıf insan olarak gören bir yaklaşım da çok açık olarak vardır. Mesele şudur, nasıl hak verilmez aksine büyük mücadeleler sonrasında haklar kazanılır ise, sosyal meselelerde de durum değişmez. Bu reformları ancak Kürt aydınları, siyasetçileri, sanatçıları ve toplumsal liderleri yapabilir ve ancak öylelikle bunlar sosyal yaşamı destekleyebilir. Sadece ve sadece yirminci yüzyılın tarihi bile, Kürtler içindeki feodal-ve geri unsurların siyasi iktidarlar tarafından nasıl bilinçli bir şekilde manipüle edilmesi bile durumun ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.