Faiz Lobisinden kredi kartlarına…

|

Faiz Lobisinden kredi kartlarına… A Faiz Lobisinden kredi kartlarına…

Malum, Gezi eylemlerinin bir ucu da faiz lobisine bağlanmıştı. Bugüne kadar ne faiz, ne de sermaye lobisinden söz etmeyen Başbakan, birden bire Gezi eylemlerinin arkasında böyle bir lobinin varlığından söz eder olmuş, Türkiye’nin ekonomik başarısını çekemeyenleri diline dolamıştı. Bugün de, hala “Erdoğan’ı kıskananlardan söz ediyor iktidarın iktisatçıları!

O dönem, faiz lobisini uzakta değil içimizde aramak gerektiğini yazanlar da vardı. Bankaların aldıkları mevduata düşük, verdikleri krediye yüksek faiz vermek üzere aralarında anlaşmaları nedeniyle Rekabet Kurulu’ndan ceza aldıklarını, Hükümet’in ise cezalarının azaltılması yoluna gittiğini hatırlatıyorlardı. Geçen Salı günü gazetelerde, Şubat’ta ortaya çıkan bu olayın ayrıntılarını okuduk; işin içinde büyük bankalar ve üst düzey yöneticiler varmış! Başka türlü olabilir miydi, zaten!

Ancak daha ilginci, bu hafta başında Başbakan ve Hükümet faizleri arttırma sinyali verdiği gibi, yabancı yatırıma destek vermeye devam edileceğini de açıkladı. Bu kararın arkasında, sıcak para girişinin azalacağı ve devalüasyona gidilmek zorunda kalınacağı gibi kaygıların yattığını biliyoruz. Yani, Gezi direnişini halkın gözünde küçük düşürmek için faiz lobisi gibi bir söylem icat eden Başbakan, iktidarının ilk dönemlerinde dediği gibi, sermaye ve sıcak para için “can baş üstüne” diyordu; yeter ki gelsin! Böyle demeye de mecburlar; çünkü Türkiye ekonomisi sıcak para ile döndürülüyor. Bakmayın dış borcun durmadan azalmasından söz edilmesine.... Bu ülkede yatırımın, üretimin, tüketimin sürdürülmesi dıştan gelecek paraya bağlı. Hem borcunu döndürmesi için sıcak para bekliyor hem neredeyse bütün sektörlerinde % 60-70 gibi dış girdi kullanılmakta. O nedenle, finansal sermaye, ya da faiz lobisiymiş gibi söylemler; boş laf!

Geçen gün Gezi olaylarının konuşulduğu bir toplantıda, bir dinleyici stratejik düşünmeden entelektüel ve kapsamlı düşünmeyi unuttuk diyordu; birçok meseleyi içerdiği birçok konuları by-pass ederek ele alıyoruz. Vurgulaması ilginçti. Böyle bakmamızda, günümüz dünyasının karmaşıklığı, sorunların iç içeliği, ortaklıklarımızdan çok farklılıklarımızın üzerinde durmamız gibi birçok neden sayılabilir. Ancak, bu yaklaşımın pratik yararları olsa da bütüncül bakışlara ihtiyaç gösteren sorunlar karşısında yetersiz kaldıklarına da kuşku yok. Tabii bu tür yaklaşımların, günümüzün hegemonik güçlerinin işine geldiği de bir gerçek.

Örneğin kapitalizmin işleyiş kuralları, ya da finansal sermayenin gücünü konuşmaya gerek duymuyoruz artık; çünkü bunlar dışarısı kalmayan, alternatifi yok sayılan bir dünyanın adeta “doğallaşmış” gerçekleri! Bu nedenle demokrasiyi çok konuşuruz ama küresel kapitalizm gerçekliğinde demokrasinin sınırları ve çelişkilerini by-pass ederiz! Örneğin demokrasinin özgürlükler rejimi olduğu söylenirken, özgürlükleri sınırlayanın siyasal iktidarlar olduğu işlenir durmadan. Doğru yanı var tabii; ama vergi politikasına ekonomik kararlara, oradan sosyal hizmet ve harcamalara kadar birçok alanda belirleyici olanın ulusal hükümetlerden çok küresel kapitalizm ve dayatmaları olduğu gibi bir gerçek de vardır. Buradan gelen sınırlamalar ise konu dışıdır!

Başbakan’ın, kart kullanılmaması yolundaki önerisi de buna benziyor. Bankaların zenginliği durmadan arttığı gibi, son yıllarda faiz dışı gelirlerinin da hızla arttığı görülmekte. Türkiye’de 56 milyon dolayında kredi kartı bulunduğu söyleniyor ki, çocuk yaştakileri bir yana koyarsak neredeyse herkesin kredi kartı var demek. Kredi kartıyla yapılan harcamalar da her yıl artarak büyümekte; örneğin 2010 yılında geçen yıla göre yüzde 11 artmışken, 2011 yılında yüzde 24 atmış. Harcamalar iyi de, bunun bir de arka yüzü var ki, o da borcunu ödeyemeyenlerin de her yıl katlanarak büyüdüğünü gösteriyor. Kredi kartı borçlularının 2,5 milyona ulaşmış; bankaların faiz dışındaki gelirleri de katlanması da bundan. Erdoğan’ı isyan ettiren de bu! Önerisi de kredi kartı kullanılmaması...

,Ve harika bir “by-pass”.... Yani Başbakan, dört kişilik bir aile için açlık sınırının 1000 lirayı, yoksulluk sınırının 3 000 lirayı bulduğunu bilmiyor mu? Kendi bakanlığının yaptığı ve hanelerin % 72’sinin 1200 liranın altında geliri olduğuna ilişkin araştırmadan haberi yok mu? Hadi işsizliğin yaygınlığını, ücretlerin düşüklüğünü “unutuyor” diyelim; peki kart kullanmayan derken en az üç-dört çocuk önerisini de mi hatırlamıyor? Çocukların öyle, kolayca söylenen “rızkını Allah verir” gibi laflarla büyümediğini, onun için çocuk yoksulluğunun büyüklerden fazla olduğunu da mı unutuyor? Hadi bunlar bir tarafa da, ekonomiyi büyütmek derdindeyken, sermaye gelsinin peşine düşmüşken bunların derdinin de satmak olduğunu da mı hesaba katmıyor? Durmadan yeni AVM’ler niye açılıyor; akla hayale sığmaz reklamlar niye; enerji hesapları niye?

Sözün kısası, bunlar böyleyse, bankalar kredi ve kart vermek için takla atacaklar, tüketim toplumunun geliri kıt bireyleri de kredi kartlarıyla yaşama cambazlıklarını devam edecekler demektir. Türkiye’yi ve dünyayı değiştirmek umudu adına da, “by-passlı” yaklaşım ve konuşmalara mim koymak durumundayız. Oyunlar gibi ezberleri bozmanın bir yolu da buradan geçmekte.