Madenlere, Çocuklara ve Huzurlu Uykulara Dair

|

Madenlere, Çocuklara ve Huzurlu Uykulara Dair A Madenlere, Çocuklara ve Huzurlu Uykulara Dair

Maden ocağının önündeki kahırlı suskun kalabalığın içinden fırlıyor o çocuk. Ve can hıraş haykırıyor “babama ne oldu?” Kahırlı kalabalık, başka çocukların babalarına ne olduğunu bilen o kahırlı ve suskun kalabalık, madenciler, madencilerin eşleri, madencilerin çocukları, madencilerin anne babaları. Gözlerinde derin bir çaresizlik ve derinlere saklanmış bir kinle. Mutedil. Ölüm haberlerini bekliyor, yasla öfkesi saklı, kara bir gölge gibi dalgalanıyor. “Saklamayın bak söyleyin tamam mı? Söyleyin babama ne oldu?” Kahırla yumruk yapıyor ellerini, sonra yüzünü kapatıyor çocuk. Beresini kahırla yüzüne çekiyor. Gecelerce düşünmüş belli ki. Uykuları bölünmüş. Bir gün babasının eve dönemeyeceği ihtimali aklına gelip, yatağından fırlamış gece yarıları. Bir gün babasının göçük altında kaldığı haberi, bir gün babasının yerin yedi kat dibinde cehenneme dönen kuyulardan çıkamadığı haberi, bir gün babasının....Bugün o gün mü?

Babası madenci olan her çocuk gibi, 1992’de 262 madencinin katliamına tanık olan çocuklar gibi. O çocuklar ki, anaları ve kardeşleri açlık ve yoklukla yüz yüze bırakılmıştır. Anaları yapacak başka hiçbir şey kalmadığından maden ocaklarının önünde iki gözü iki çeşme haykırmıştır. “Madem ki öldürdünüz kocamı, oğlumu burada işe alacaksınız” Sıra neferi gibi düşen babasının yerine geçmiştir kapının önünde babasının ölüsünü bekleyen çocuklar. Hâlbuki memlekette hürriyet vardır. İsterse başı enseden kesik gibi, düşük kolları iki yanında upuzun büyük hürriyetiyle dolaşıp durur işsiz kalmak hürriyetiyle hürdür çocuk. Yahut gözlerinin dikkatini ellerinin nurunu satmak hürriyetiyle, ölümün peşin sıra dolaştığını bilerek babasının öldüğü yerin dibinin zindanlarında çalışmak hürriyetiyle hürdür. Büyük hürriyetiyle çalışır el kapısında, anasını ağlatanı, babasını öldüreni Karun etmek hürriyetiyle, hürdür.1

Hürriyet “gaz maskem yok, gaz maskesi istiyorum” diyen işçiye “bana ne, alamayız şimdi, yok gaz maskesi” demesidir müdürlerin şimdi. Taşeronlara emanet edilmesidir madenlerin. MHP’li vekillerin eşlerinin inşaat firmalarına maden işletmeciliği deneyi yaptırılması, madencilerin kobay olarak kullanılmasıdır bu deneyde. Maliyet oluyor diye metanın dışarı atıldığı degaj sondajlarının ya yapılmaması, ya eksik yapılması ve işçilerin sondajsız “ne kadar metre o kadar para” diye zorlanmasıdır ölüme. Sendikanın işyerine sokulmaması, taşerona ödenen paranın işçiye bir türlü ödenmemesidir. Denetimsizliktir. Denetlemek adına ha bire rapor yazılmasıdır. Ancak gören gözlerin, raporu yazanların emeklerinin heba edilmesidir. O raporların gereğinin hiçbir zaman yerine getirilmemesidir. Gereken önlemleri almaya zorlamak yerine para cezası kesip yürüyüp gitmekten başka bir çarenin düşünülmemesidir. Neresinden tutalım çürümüş sisteminizin. Pek yüksek teknolojilerinizin hiçbir zaman insan hayatı için kullanılmayışından mı? Kar diye insanların gözünü oymanız hayatlarını çalmanızdan mı, yoksa hiçbir işe yaramayan zaten işe yaramasın diye icat ettiğiniz denetim sisteminizden mi? Ne diyelim? Siz “işin fıtratında var”, “ne güzel ölümdür”, “medeniyet göstergesi”dir dedikçe işlediğiniz cinayetlere, bizim de sizin yüzünüze tüküresimiz var.

Haykırıyor çocuk: “babam içerdeyse ben ne yaparım?” Atılıyor madenin içine doğru. Neyse ki babası beliriyor ileriden, bitkin ve hırpalanmış. Sarılıyor çocuk babasına. Sonra içini çekerek ağlıyor yanında “korktum sadece korktum” diyor, “babama bir şey oldu diye. Çok şükür şimdi babam yanımda”. Ama hafiflemiyor yüreğimiz, diğer sekizinin yüreği tonlarca kömürün altındayken. Bunca çaresizliğin içinde o çocuğa, onun gibi çocuklara, onların öfkesine, kahrına ve çaresizliğine umut bağlıyoruz yine de. Çocuklar büyüyecek diyoruz. Ve karanlık madenlerinize girmeyi ret edecekler: Kendilerinin ve ülkelerin değiştirecekler kaderini. Kendileri gibi çocukların huzurlu uykuları için.

1 Nazım Hikmet’ten serbestçe alıntılayarak.