Ali’ye, Doktorlara, ve Nehrin Diğer Yanına Dair

|

Ali’ye, Doktorlara, ve Nehrin Diğer Yanına Dair A Ali’ye, Doktorlara, ve Nehrin Diğer Yanına Dair

Sen doktor sıfatını taşıyan Hasan Gülcü! Siz polisler, Eskişehir sokaklarını gaza boğanlar! Siz Ali İsmail’i sokakta yakalayıp öldürene kadar dövenler, eli sopalılar. Sen faillerin bulunmayacağının garantisini “kendi arkadaşlarına zarar verip ‘polis yaptı’ süsüne büründürmeye çalışan gruplar oldu” diyerek veren, vali sıfatlı Güngör Azim Tuna. Siz soruşturmacıları üniversitelerin, eletek öpen rektörleri! Hepiniz aynı anda merdivenden düşseniz misal, yarsanız kafanızı gözünüzü bir gece vakti. Sonra o “kommünist” doktorlardan birinin eline düşseniz bu gece. Yani o doktorlar bilse sizin Ali İsmail’in ölümüne giden yolu ellerinize açtığınızı, yahut bizzat katili olduğunuzu. El birliği ile o gözleri gülen, yüzü gülen, gencecik bir dal gibi duran çocuğu, o gencecik bedeni öldüresiye sopalarla dövdüğünüzü bilseler misal. Bayılana kadar dövdüğünüzü onu. Ayıldığı vakit bir kez daha dövdüğünüzü. Başka bir hastanenin elinde ekipman olmadığı için, görür görmez sizin hastanenize yolladığını onu. Ama sizin hastanede, beyin travması şüphesi ile gelmiş bu genç acil hastayı “önce karakolda ifade verecen!” diye tedavi etmediğinizi bilseler. “Kafama vurdular” dediği halde başka bir hastane tomografi için size gönderdiği halde “Omzunda ezik var sadece” diye savsakladığınızı. İnsani ve vicdani sorumluluğu bir kenara bırakıp, yasal sorumluluk ilkesini hastaya karşı varsaydığınız politik görüşü nedeniyle ayrımcılık aracı haline getirdiğinizi. “Okulda soruşturma yerim, atılırım, gözaltına alınırım” diye karakola gidemediğini o gencin. Beyni kanarken, dişleri kırık, acı ve çaresizlik içinde hastanenin önündeki bankta sabahladığını bilseler mesela. Ve sizin hala muayene etmediğinizi. Sonra eve gittiğini Ali’nin, akşama kadar uyuduğunu. Artık konuşamaz hale geldiğini. Sonra tekrar hastaneye gittiğini ve yine karakoldan ifade diye tutturduğunuzu. Karakolların saatlerce birbirleri arasında dolaştırdığını. Ali’nin uğradığı tüm hak ihlallerine hayati tehlikesine rağmen“merdivenden düştüm” diye ifade vermek zorunda kalışını. Günlerce komada kalışını. Kurtarılamayışını. Ölümünü. Onu öldürüşünüzü. Annesinin acısını, babasının kahrını. Bütün bunları bilse o doktorlar. O doktorlar, o sağlık emekçileri gezi parkında gazın bombanın ve tazyikli suyun içinde işe yaramadığı aşikar maskeleri ile, uyumadan, hayatlarını ortaya koyarak, soruşturmaları kovuşturmaları, elleri arkada kelepçeli göz altıları bir kez bile insan hayatı ile tartmadılar. İşte onlar mesela siz bu gece topunuz birden merdivenlerden düştüğünüzde tüm yaptıklarınızı bile bile yaralarınızı saracak, size bakacak, ve siz “iyiyim” deseniz bile evinize gitmenize izin vermeyecek, müşahade altında tutulmanızda ısrar edecekler. Hiç şüphem yok. Taa ki siz iyileşene kadar.

Hastalığın ortaya çıkardığı acıları dindirmek içini yıllarca uğraşan doktorlarımız vardır bizim. Bu yetmezse, hastalık ölüm ve yoksulluğun nedenini bulmaya ve onu ortadan kaldırmaya kalkan doktorlarımız da. Ama onlar sizin tersinize ne vakit doktor olmadıklarını çok iyi bilirler. Nehri geçerken doktor çantası yerine, hastalığı yoksulluğu ve ölümü kader haline getiren o sisteme karşı savaşanların üzerine topunuzla tüfeğinizle geldiğinizde sizi bir an durduracak silahları seçtikleri vakit. Yaşamla ölüm arasında kısa bir boşluk yaratan o anı kazanmak için. Sizi ortaya çıkaran ve sizi insanlıktan çıkaran bu sistemin dibine kibrit suyu dökmek için. Bir daha asla Ali gibi güleç yüzlü çocukları öldürmenize izin vermemek için. Demem o ki bizi nehrin öte yanına geçirtmeyin.