Seçim biterken

|

Seçim biterken        A Seçim biterken

“Seçimler başlarken” diye yazmıştım bir öncesi; şimdi de “biterken”... Bu yazıyı okuduğunuzda, seçim bitecek, sonuçlar açıklanmış olacak. Nedir o zaman? Çünkü seçim günü sabahtan yazıyorum ve de değineceğim konu açısından “başlarken”le  “biterken”  arasında, bir başka deyişle  “dün” ile “yarın” arasında bir ayrım olmayacak kanım o ki!    Önderler, seçim süresince nereye gittilerse o yerin yüceltilmesiyle başladılar söylevlerine il il. Umutlar dağıttılar ki bol keseleri. Sağlık, eğitim, işsizlik ana başlıklarında durdular da konuştular “Ah, benim kardeşlerim.” Elimden geldiğince konuşmalarını izledim, kendimce notlar aldım. Özellikle ana karşıtçı(muhalif) durumunda olduklarından ilgim yoğunlukla CHP’ye yönelikti doğal olarak ve onlar yanınca söylenmiş unutamadığım deyişler oldu.  Gerekçesi ne olursa olsun, hangi bağlamda ele alınırsa alınsın anlayamadığım konulardan biri Demirel’in korunmasıydı. Ancak daha da ilginci, kurulması istenen Eşitsizlik Bakanlığıydı. Anlayamadığım daha bir sürü söylemler yarı sıra, konuma döneyim... Partilerin ana başlıkları kuşkusuz doğru başlıklardı, ülkenin sorunsalları arasında. Nasıl olmasın? Dünyanın işsizlik oranı en önde gelen ülkelerinden biriysen, nasıl olmasın: işsizlik. Ve ona bağlı olarak ya da daha doğrusu onu bağlayan olarak: üretim sorunsalı… İyi de kültür sanatın bu ülkeye, bu ülke insanlarına hiçbir katkısı olmayacak mı acaba? Çünkü dinlediklerim arasında hiç duymadığım sözcükler vardı: Sanatçı, yazar, şair, ressam, müzik, tiyatro, sinema, opera, bale… Yinelenmeleriyle birlikte alanlarda haykırıp duyulan yüz binlerce sözcükler içinde neden duyamadım bu sözcüklerden bir tekini bile anlayamıyorum… Yani kültürün ve sanatın sorunları yok mu? Onu halka ulaştırma koşullarından tutun, içeriğine, işleyişine, ekonomisine neden tek bir sözcükle bile olsun değinilmedi acaba? Hayır anlayamıyorum… Bunca önemsiz mi kültür-sanat?! Öyle ya hiç sözünü etmediğinize göre. Hele CHP…

Bertolt Brecht, bütün sanat dallarının ilerici bir amaç için, dünyanın değiştirilmesi zorunluluğunun yansıtılması için, nasıl bir tavır takınacağı sorusuna eğilir. Şöyle açıklar: “Tüm sanatlar, sanatların en büyüğü olan yaşam sanatına katkıda bulunur.” Onun için yöntem; ister tiyatro ister şiir, ister başka bir şey olsun ama ne olursa olsun; amaç topluma herkesin bildiğini değil, herkesin bilmesi gerekeni dile getirmektir…” Ne olacak şimdi bizim “yaşama sanatımız”?!