Emek meğer…

|

Emek meğer… A Emek meğer…

“İstanbul’un en eski ve görkemli salonu olan Emek Sineması’nın bir kültür mirası olduğunu ve mevcut haliyle restore edilerek korunması gerektiğini, her platformda barışçı yöntemlerle savunduk. Aslen bir kamu mülkü olan Emek Sinemasıyla ilgili yaşanan süreçte, Emek’in asıl sahipleri olan bizlerin, kamunun görüşleri yok sayıldı. (…) Başta Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik ve Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan olmak üzere, Emek Sineması’nın mülkiyetini elinde tutan SGK’nin bağlı olduğu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in de dahil olduğu siyasi iradeyi kamuoyu adına göreve çağırıyoruz” denildi özetle; anımsarsak, sinemacıların mektubunda...

Emek “olduğu gibi korunacak da yalnızca alttan üste aktarılacak” yaklaşımımda alt kat-üst kat olayını; bir önceki yazımda belirttiğim o gülmece(ironik) ışınlanma’yla açımlayabilmek olası değil kuşkusuz, o şaka kaldırmaz bir alış veriş merkezi tasarımında… Böyle sürdürmenin bir yararı yok, hani şöylesine yinelesem de: “Emek üst kata geçeceğine altta dura, üst katlara o diğer neler olacaksa onlar taşına da kondurula”…

Konu gerçekte tam bir karagüldürü ama; sanki film gösterimi için “yer sıkıntısı” varmışçasına geliyor bir açıklama: “Emek’in alt katına da sinema salonları yapılacak…” Sorun sinema salonu mu ki?! Değil. Emek’in özelliği, tarihsel-kültürel miras olması… AVM’lerdeki herhangi bir sinema salonu kapansa ne yazar? Diğerleri geliyor sürüsüne bereket; yeni AVM’ler açıldıkça... Her türlü yiyeceğin içeceğin ve giyeceğin yanı sıra, tecimsel bağlamda sinemayla yapışık ikiz kardeş gibi duran ama sanatsal-içeriksel filmlerin yer bulamadığı yayılgan(popüler) filmler de tüketilecek… Afiyet şeker olsun. Kimde ne kadar para varsa, buyursunlar AVM’lere. Sinema salon(cuk)ları yeni yer(cik)ler ediniyorlar hep oralarda… Hadi birine girdik diyelim. E, nasıl izliyoruz  filmi?.. Tadı tuzu yok hani; dedik ya, çoğunluk mini minna(cık) salonlar… Böyle (cuk), (cik), cık) olunca perde de öyle, geniş büyük görüntülü(ekranlı) olamıyor doğal olarak; cücük kadar. Al o filmin dvd’sini, evde izle daha iyi... Siz sinemayı bir biçimiyle eve getirebilirsiniz yani? Eh... Ama ya tiyatroyu? Yoo, o yalnızca sahnelerde… İyi de hangi salonlarda? Eskisi yenisi tarihi marihi demeden yok edilen tiyatrolara bakalım bir de… Emek’le tarihi kültürel mirası koruma çabasındayken, şimdi tiyatro yapılarını, kurtaramadıklarımızla ele alalım… diyerek, yeni başlangıç yapacaktım ki, al sana son bir haber…

İçişleri Bakanı Muammer Güler, Emek Sineması ile ilgili “protesto gösterisinde polisin orantısız güç kullanıp kullanmadığı konusunda inceleme” başlattığını açıklamıştı geçenlerde. Nesini inceleteceksin bayım?!” demek geçmez mi içinizden; adamlarınız olup bitenleri tüm ayrıntılarıyla sermedi mi önünüze? Bilgilenemediniz mi o fotoğraflarla, filmlerle… Ama derken, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı başkaca gözle bakmış da bir yoruma varmış meğer… Dört kişi hakkında “polise direndikleri”, “görevi yaptırmamak için direnme” ve “toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanunu’na muhalefet” suçlarından 6 yıla dek hapis cezası istemiyle dava açılmış… Bundan da anlıyoruz ki yine, kıygın(mağdur) olan; biber gazı atılan, baskıya saldırıya uğrayan, ıslatılan, sopa yiyen, oradaki halk değilmiş de; her zamanki gibi, devletmiş kıygın meğer…