Yeni öznellik figürleri

|

Yeni öznellik figürleri A Yeni öznellik figürleri

Altmışlarda Vietnam Savaşı’nı protesto gösterileriyle başlayan, bir yönüyle Çin’deki Kültür devrimi’nde esin bulan devrimci dalga yükselmiş ve bu yükleyiş yetmişlerin ortalarına değin sürmüştü.Soğuk savaşın son döneminin başlangıcına işaret eden yetmişlerin ortalarından itibaren Kızıl Ordu Fraksiyonu, Kızıl Tugaylar gibi örgütlerle mücadele kisvesi altında estirilen devlet terörünün geniş ve uzun vadeli hedefi bu sol radikalizmi ezmek, en azından geri çekilmeye zorlamaktı. Badiou’nun da belirttiği gibi, geri çekilişle, radikalizmden vazgeçişle birlikte kapitalist parlamenter düzen kabullenildi “seçim geleneği”ne geri dönüldü. (1)

Yeni binyılın eşiğinde, doksanların sonunda radikalizm canlandı. 1999’de Seattle’de Dünya Ticaret Örgütü’nün toplantısını protesto eylemleriyle tetiklenen, günümüzde de işlemekte olan bu süreci iki aşamada değerlendirmek gerekiyor. Neoliberal düzenin büyük örgütlerine karşı girişilen protestolar Irak’ın işgaliyle birlikte savaş karşıtı gösterilere dönüşmüş, ama zaman içinde ivme kaybetmişti. 2010 yılının sonunda bu kez Tunus’dan gelen muhalefet sesleri yeni bir döneminin başlangıcını duyurdu.

 Badiou, Tunus’dan Kahire’nin Tahrir Meydanı’na, oradan İspanya’ya sıçrayan, “kemer sıkma önlemleri” adı altında krizin yükü üzerilerine yıkılmak istenen Yunan halkının yığınsal eylemleriyle yükselen,Amerika’nın birçok şehrine yayılan İşgal Et hareketiyle devam eden bu yeni isyan ve direnişleri “tarihin uyanışı” olarak nitelendiriyor. (2)

Badiou’ya göre meydanlara inen, sokaklara çıkan halklar tarihsel olarak uyanıyor. Varolan dünyayı olumsuzluyor, onun karşısına her şeyin bambaşka olabileceği düşüncesini koyuyorlar. İşgal Et hareketinin kuramcı ve aktivistlerinden anarşist antropolog David Graeber ise bunların protesto değil, mevcut iktidar yapılarının meşruiyetini tanımadıkları için doğrudan eylem olarak nitelendirilmesi gerektiğini vurguluyor.

 Hardt ve Negri, yirmi birinci yüzyıl radikal sol muhalefetinin ikinci dalgası olarak da adlandırabileceğimiz bu yeni isyan ve direnişleri analiz ettikleri Duyuru’da  neoliberalizmin dört öznellik figürü oluşturduğunu, isyanların yeni figürleri altüst etmeye,yöneldiğini, bunları tersine çevirme arzusu temelinde geliştiğini belirtiyorlar. Sözünü ettikleri dört öznel figür güvenlikleştirilen, medyalaştırılan, borçlandırılan ve temsil edilen. (3) Aşağıda bu öznelliklerden ilk üçüne değineceğim. Dördüncüsü doğrudan eylemlerin en radikal unsurlarının asıl amacı olması dolayısıyla tek başına bir başka yazının konusu.

Her geçen gün yenilenen, gelişen güvenlik teknolojileri sayesinde hayatımızın her alanı, her anı denetleniyor. Mutlak bir gözetim toplumunun, güvenlik rejiminin  nesnelerine indirgeniyoruz. Özgürlükleri sınırlayan düzenlemeleri içselleştiriyor ve böylelikle “güvenlikleştiriliyoruz”

Geniş güvenlik ağına paralel işleyen ve onu tamamlayan bir de iletişim ağları var. Hükümetler bir yandan bilgiye erişimi engellemeye, yasaklamaya çalışıyor, beri yandan bilgi nitelediği taşımayan, bilgilendirmeyen pek çok şeyi insanların üzerine boca ediyorlar.
Bireylerin bütün eleştiri kapasiteleri bu fazlalığın arasında kayboluyor. Bilinç parçalanıyor, ağ sistemi içinde buharlaşıyor.

Büyük bir ekonomik krizin yaşanmakta olduğu günümüzde politik ekonomin eleştirisinin önem taşıdığını, bu eleştiriyi filozofların da yapması gerektiğini vurgulayan, günümüz felsefesinden politik ekonomi eleştirisi bekleyen Bernard Stiegler de bilinç ve bellek kaybına yol açan ağ sistemlerinden söz ediyor. Belleğimizden vazgeçerek sayısal ağların olağanüstü güçlü yapay belleğine teslim olduğumuzu,, bu ağların gücü karşısında güçsüzlük hissine kapıldığımızı belirtiyor. Stiegler hatırlamaya dayanan bilgimizin giderek azaldığını, “ bilişsel ve duyusal açıdan proleterleşme” süreci içinde bulunduğumuzu vurguluyor. (4)

Neoliberal ekonomi politikaların en çarpıçı sonuçlarından biri refah (welfare)devletinin yerini borç (debtfare)devletinin almış olması. Büyük bir kesim açısından borçlanmadan yaşamak neredeyse imkansız. Borçlanmanın yaşamın, yaşabilmenin genel koşulu haline gelmesi orta sınıfın yoksullaşmasının, Bernard Stiegler’in deyişiyle “ tüketicinin proleterleşmesi”nin kanıtı. Borçlanan insanlar bankaların, finans kurumlarının tahakküm ve denetimi altında yaşıyorlar. Eylül 20011’de Wall Street yakınlarındaki Zuccotti Park’da başlayan İşgal Et eylemlerinin en radikal unsurlarını anarşistler oluşturmakla birlikte bankaların, yağmacı finansal yapının mağdurları olan borçlandırılmış orta sınıf ailelerin sayısı da az değildi. Barack Obama’nın değişimi temsil ettiğini, krizi yoksullar ve yoksullaşan orta sınıflar lehine çözeceğini düşünerek ona oy vermişlerdi. Obama’nın yaklaşık yüzyıl önceki büyük krizde olduğu gibi yirmi birinci yüzyıl için bir Yeni Anlaşma (New Deal) programını yürürlüğe koyacağı beklentisine kapılanlar dahi vardı. Düşkırıklığına uğrayan bu insanlar şimdi borç ödemeyi reddediyorlar. Bu reddediş borç ilişkisini kuran hukuki bağları koparma, bu bağları tanımama, borcu tek taraflı olarak silme anlamına geliyor.

Avrupa’da da hükümetler yürürlüğe koydukları kemer sıkma politikalarıyla (emekli maaşlarından kesinti, ücretlerin dondurulması, sendikal hakların budanması …) ekonomik krizin bütün yükünü olanca ağırlığıyla yoksullaşan, borçlandırılan insanların omuzlarına yıkmaya çalışıyorlar. Bu soy politikalar ancak acil durum önlemleriyle, polis gücüyle uygulanabiliyor. Teknokratlar hükümetlerinin işbaşına gelmesi, önlemlerin onlar eliyle yürürlüğe konulması temsili demokrasilerin çerçevelenmiş (framed), sınırlı özünü ve parlamentoculuğun temelsizliğini de ortaya koyuyor. Ne ki, borçlandırılmış kitleler bu dayatmalara karşı direniyor ; Yunanistan örneğinde görüldüğü üzere, kemer sıkma kararlarını alan parlamentoyu ateşe verme girişiminde dahi bulunuyorlar.

Neoliberal ekonomi politikaların toplumu “ borçlu insan fabrikası” haline getirdiğini belirten Maurizio Lazzarato, borcun hem bir terbiye etme aracı olduğunu, hem de borçlananlarda suçluluk duygusuna yol açtığını, borçlanan bireyin sadece maddi yönden değil, manevi açıdan da ezildiğini ekliyor. Ama, görünen o ki borçlandırılmış olmaktan kurtulma iradesini gösteren İşgal Et aktivistleri ve dünyanın diğer meydanlarındaki isyancılar böyle bir suçluluk, eziklik duygusunun üstesinden gelmişler.

Dipnotlar
(1)–Alain Badiou, Komünist Hipotez, çev. O.Bülbül, Encore, 2011, s. 7
(2)- Alain Badiou,Tarihin Uyanışı, çev. M.Erşen, MonoKl Yayınları, 2011
(3)– Hardt-Negri, Duyuru, çev. A.Yılmaz, Ayrıntı Yayınları, 2012, s.17–30.
(4)- Bernard Stiegler, Politic Ekonominin Yeni Bir Eleştirisi İçin, çev. E.Koytak,  MonoKL Yayınları, 2012, s. 44