Kızıl Tugaylar'dan Ateş Hücreleri'ne

|

Kızıl Tugaylar A Kızıl Tugaylar

Otonom anarşist gruplar tarafından bugünlerde Kıta Avrupası’nda yapılmak istenenler bir zamanlar Marksist sol örgütler tarafından denenmişti. Almanya'da Kızıl Ordu Fraksiyonu, Fransa'da Doğrudan Eylem (Action Directe), Yunanistan'da 17 Kasım, İtalya'da Kızıl Tugaylar, Belçika’daki Savaşan Komünist Hücreler, Portekiz’de 25 Nisan Halk Kuvvetleri gibi örgütler düzenledikleri eşgüdümlü eylemlerle kapitalist sistemi adeta sarsıyordu.

Marksist sol örgütlerin 70'lerin başlarından 80'lerin ikinci yarısına kadar gerçekleştirdikleri eylemleri bugün otonomcular tarafından düzenlenen eylemlerden kat be kat daha büyüktü. Dünya çapında sansasyonel eylemlere imza atılıyordu. Üstelik de daha enternasyonalisttiler. Birçoğu dayanışma amacıyla İsrail işgaline karşı Filistinlilerle birlikte savaştı, Lübnan'daki kamplarda eğitim gördü, öldü.

Otonomcuların hiyerarşik örgütlenmeye girişmeden birbirileriyle eşgüdüm halinde hareket etmelerinin alasını bu devrimci örgütler gerçekleştiriyordu. Örneğin 15 Ocak 1985'te NATO’ya karşı yapılan eylem birliği bunun en somut örneğini oluşturuyor. Eylem birliği ile Avrupa’daki NATO tesislerine kaşı eş zamanlı eylemler gerçekleştirildi.

Sovyetlerin dağılması, Berlin Duvarı’nın yıkılışı gibi etkenler sol örgütler üzerinde derin bir travma yarattı. Örgütlerin birçoğu kendilerini 90’lı yıllarda feshetti. RAF ve Kızıl Tugaylar gidince kardeş örgüt Doğrudan Eylem de bitti. 17 Kasım operasyonlarla bitirildi. Savaşan Komünist Hücreler ve 25 Nisan Halk Hareketi gibi oluşumlar sessiz sedasız ortalıktan çekildiler.

İki binli yıllara kadar esen neoliberal dalga tüm dünyayı dolayısıyla Avrupa'yı da kasıp kavurdu. Neoliberal dalga fazla sürmedi. Tarihin sonunun ilan edildiği kısa bir 10 yıllık liberal rüzgarın ardından yeni bir devrimci dalga Avrupa’yı sarıp sarmaladı. Sınıf mücadelesi keskinleşirken, geçmişin sol Marksist örgütlerinin yerini bu sefer anarşist gruplar aldı.

Yunanistan'da Ateş Hücreleri, Devrimci Mücadele, Otonom Anarşistler, İtalya'da Gayrıresmi Anarşist Federasyon gibi oluşumlar kapitalizme karşı “küresel bir devrimci savaş” ilan etti. Start da Yunanistan ve İtalya’da yabancı elçiliklere yönelik saldırılar ile verilmiş oldu.

Verili bir programa bağlı kalmadan, hiyerarşik bir örgütlenmeyi reddederek son bir ay içinde her iki ülkede onlarca yabancı ülke temsilciliği bombalandı. Merkel, Sarkozy, ve Berlosconi olmak üzere birçok lidere bombalı paketler gönderildi.

Anarşist gruplar birbirleri ile organik olmasa da bir ilişki içinde. Ve hep birlikte Yunanistan, Şili, İtalya, Arjantin, İsviçre gibi ülkelerde tutuklu bulunan arkadaşlarının serbest bırakılmasını istiyorlar. Arkadaşları bırakılıncaya kadar da "devrimci şiddet"e devam açıklaması yaptılar.

Tarihin farklı dönemlerinde ortaya çıkan bu örgütlerin aralarındaki ideolojik ve doktrinsel ayrılığa rağmen temel buluşma noktaları kapitalizme karşı olmaları ve bu karşı koyuşlarını da gerektiğinde şiddete başvurarak göstermekten kaçınmamaları. Bakalım devrimci örgütlerin yapamadıklarını anarşist otonomcular gerçekleştirebilecek mi?

 ****

Geçici üyelik bitti, elde var sıfır

Yeni yılla birlikte Türkiye’nin iki yıllık Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi geçici üyeliği sona erdi. Ekim 2008’de BM Genel Kurulu'nda yapılan seçimlerde, Türkiye “Batı Avrupa ve Diğerleri” grubunda, 151 oy alarak 15 üyeli Güvenlik Konseyi’ndeki görevine 1 Ocak 2009’da resmen başladı.

Türkiye'nin geçici üyeliğe seçilmek uğruna yaptıkları ise hala unutulmuş değil. Türkiye oy toplamak için kolay etkileyeceğini düşündüğü ve oy hakkı olan yoksul, küçük ülkelere yöneldi. Bu ülkelerin oyu kazanılmaya çalışılırken AKP'nin Türkiye'de seçmenlerden oy almak için başvurduğu yöntemler tercih edildi.

Üyelik uğruna adı sanı duyulmamış ülkelerin BM'ye olan borcu ödendi, liderleri Ankara'da uğurlandı, özellikle Afrika ülkeleri rüşvete boğuldu. Afrika'nın oyu için küçük ülkelere elçilikler açma sözü verildi. Ve söz yerine getirildi, son iki yılda Afrika'da 15 yeni elçilik açıldı.

İnsan hakları sicili tartışma götürmeyecek kadar bozuk olan Sudan'ın lideri top atışlarıyla karşılanırken, Pasifik ve Karayip'in 'mikro' ada devletlerinin liderleri Türkiye'de 'eğlenceli' toplantılarda ağırlandı.

Dışişleri Bakanlığı ve hükümetin yoksul ülkelere yönelik kampanyasında Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı (TİKA) kullanıldı. Küçük ülkelere yapılan yardımların, o ülkelerin yönetimlerine yapılan 'küçük jestlerin' bir bölümü bu kurum üzerinden yapıldı. Bu faaliyetler arasında liderlere 'zırhlı, tam donanımlı makam otosu' almak da vardı.

Peki Türkiye bu iki yılda neler mi yaptı? Afganistan'dan, Irak'a, Küba'dan Kuzey Kore'ye kadar dünyanın farklı coğrafyalarında emperyalist politikaların oluşmasına katkıda bulundu. Özellikle Afganistan'da yeni işgal politikalarının belirlenmesinde önemli katkılar sundu.

Konsey’in dönem başkanlığını iki defa üstlenen ve bu dönemlerde birçok önemli konuda zirve toplantıları düzenleyen Türkiye, Konsey’e bağlı olarak görev yapan "Terörizmle Mücadele Komitesi, Kuzey Kore Yaptırımlar Komitesi ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti Yaptırımlar Komitesi"ne başkanlık yaptı.

İki yıl sonunda akıllarda kalan ise işgalci politikalara verilen destek ile Ömer El Beşir gibi liderlere sunulan katkı kaldı.