George Sabra ve savaşı pazarlamak

|

George Sabra ve savaşı pazarlamak A George Sabra ve savaşı pazarlamak

Sol bir gelenekten gelen Hıristiyan kökenli George Sabra’nın İslamcıların tahakkümündeki Suriye Ulusal Konseyi (SUK) liderliğine atanması ABD’nin yeni pazarlama stratejisinin son sürümü. Hem ülkedeki azınlıkları muhalif hata çekmek, hem de SUK’un Batı’daki olumsuz algısını dağıtmak amacıyla Konsey’e çekilen cilanın adıdır Sabra.

Indiana Üniversitesinde eğitim gören İslamcılarla yakın ilişkisi olan Sabra, Sünni Burhan Galyun ve Kürt Abdülbasid Sayda’nın ardından AKP’nin himayesinde kurulan SUK’un başına getirilen üçüncü isim oldu.

On sekiz ayda gerçekleşen bu üçüncü değişikliğin de temsil kabiliyeti olmayan SUK’u kurtarması beklenmiyor. Kürtleri muhalif cepheye çekemeyen Sayda gibi Sabra’nın da Hıristiyan azınlıkları SUK’a çekmesi oldukça zor.

ABD’nin direktifiyle Katar’ın başkenti Doha’da bir araya getirilen Suriyeli muhaliflerin buluşmasından zoraki bir ittifak çıktı. Clinton’ın “radikal İslamcılar devrimimizi çalıyorlar” feveranının ardından muhaliflere yeni bir dizayn vermek amacıyla tasarlanan zirve ne Washington’u ne de Müslüman Kardeşler dışındaki muhalif grupları memnun etti.

***

ABD ve uluslararası toplumun baskısı altında yeniden yapılanmaya giden muhalifler etkin bir birlik oluşturamadan birbirilerine düştüler. Çatı yapılanması olarak lanse edilen Suriye Devrimi Muhalefet Güçleri Koalisyonu’ndaki İhvan tekeli kırılamadı. Azınlıklara verilen sembolik temsiliyet de Kürtleri, Ermenileri, Hıristiyanları, Süryanileri ve diğer etnik grupları Konsey’e çekilemedi. Kadınların ise esamesi bile okunmadı ne Konsey’de ne de yeni Koalisyon’da.

Yeni dizayn yeni yaprak dökümlerini de beraberinde getirdi. Ülke içindeki muhalefetin temel dinamiklerinden Yerel Koordinasyon Komiteleri, Konsey içerisinde Müslüman Kardeşler’in baskın güç haline gelmesini protesto ederek, Konsey’den ayrıldı.

Koalisyon, muhalifleri temsil eden en geniş çatının kendileri olduğunu iddia etse de, kapsayıcılıktan ve inandırıcılıktan oldukça uzak. Doha’da Koalisyon’un bünyesine irili ufaklı çok sayıda yeni grup eklense de Washington yeni yapılanmanın "sayılardan daha fazlasını gerektirdiğini söyleyerek" duruma dair memnuniyetsizliğini dile getirdi.

ABD’nin Doha’dan beklentisi büyüktü. İkinci Obama dönemiyle birlikte Suriye krizinde daha aktif olacağının sinyallerini veren Washington, Doha'daki söz konusu girişimin istediği şekilde neticelenmesi için Suriye Büyükelçisi Robert Ford'u bizzat yetkilendirmişti.

***

Batılı güçler ve onların yedeğindeki muhalifler rejimi çökertmek için çeşitli varyasyonlar deneyedursun, Türkiye’nin payına ise bugüne kadar olduğu gibi yine “taşeronluk” düştü. Bir an için taşeronluğun sınırlarını zorlayarak, bölge özelinde küresel güçlerden rol kapmaya çalışan neo-Osmanlıcılarımızın burnu kısa sürede sürtüldü.

Bölgesel bir güç olduğu iddiasıyla çevresine nizam vermeye çalışan ‘yeni muktedirlerimiz’ Washington’un küçük bir hamlesiyle kendilerini ana masanın dışında buluverdi.

Doha buluşması ve ABD’nin üstlendiği aktif rol Suriye’deki ‘vekâlet savaşı’nın giderek şiddetleneceğinin işareti. Sabra’nın seçilir seçilmez Batı'dan kendilerini silahlandırmasını talep etmesi, bir geçiş hükümetinin kurulacağının açıklanması Libya benzeri bir sürecin startının verildiğini gösteriyor.

Küresel çıkarlar doğrultusunda muhalif odaklar yeniden biçimlendirilirken, olan yine Suriye halklarına olacak. Ortadoğu’nun en kozmopolit ülkesi Suriye’deki halkların payına kan ve gözyaşıdan fazlası düşmeyecektir.