Davos'tan Münih'e…

|

Davos A Davos

Küresel köyün efendileri birer hafta arayla önce Davos’ta ardından da Münih’te bir araya geldiler. Liberal kapitalist sistemin bekası için Davos’ta mali, Münih’te ise güvenlik politikaları masaya yatırıldı.

Davos’taki Ekonomik Forum’dan halkların payına daha fazla hak gaspı, işsizlik ve sömürü düşerken, Münih’teki Güvenlik Zirvesi ise adeta yeni emperyalist işgal ve saldırıların pazarlandığı uluslararası bir fuara dönüştü.

Yeni değil, egemenlerin bu tür zirveleri her zaman uluslararası savaş tekellerinin, savaş baronlarının buluşma mecrası oluyor. 100’e yakın ülkenin savunma ve dışişleri bakanı ile onlarca ülkenin devlet başkanını Münih’e sürükleyen de ulusal burjuvazileri lehine daha fazla pay kapma yarışından başkası değil!

Zirve’ye ev sahipliği yapan Bayerscher Hof otelinin lobisi bir taraftan ABD Başkan Yardımcısı Biden’ın İran’ı kuşatmak için giriştiği hamlelere sahne olurken, Fransa kendi işgalini meşrulaştırmanın, İsrail Savunma Bakanı Barak Filistin zulmünü pazarlamanın gayretkeşliği içerisindeydi.

Sadece Biden ve Barak mı? İki yıldır Suriye’yi kana bulayan işbirlikçi muhalefetin başına getirilen Ahmed Muaz El Hatib ise uluslararası toplumu Suriye'ye müdahalede bulunmaya çağırıyordu. Batılı güçleri "Uçaklar ve silahlarla orduyu dağıtmaya" davet eden El Hatip’in “Suriye devrimi!”ni pazarlamada başarılı olduğunu söylemek zor.

***

Münih Konferansı dünyada güvenlik politikaları alanında en önemli buluşma platformu konumunda. 1962 yılından bu yana dünya çapında siyaset, ordu, güvenlik ve ekonomi dünyasından üst düzey temsilcilerini buluşturuyor.

Dünyanın tüm işçileri bir araya gelemese de, egemen sınıfların temsilcileri söz konusu kendi sınıflarının güvenliği olunca aralarındaki tüm anlaşmazlıkları bir kenara koyarak bir araya gelmekten kaçınmıyor. Yüzlerce güvenlik stratejistini Münih’e sürükleyerek, kapalı kapılar ardında buluşturan da bu sınıf bilinci olsa gerek!

Güvenlik politikalarının Davos’u sayılan Münih Güvenlik Konferansı yeni “güvenlik” ve savaş stratejilerinin belirlendiği, silah ve savaş endüstrisinin pazarlandığı emperyalist devletlerin, savaş aygıtı NATO'nun, dünyayı yağmalayan silah tekellerin temsilcilerinin buluşma mekanı. Küresel sistemin güvenliğinin sağlanması adı altında silah tekelleri en son model icraatlarıyla alıcılarının karşısında boy gösteriyor.

***

Egemenlerin ekonomik, siyasi her türlü zirvesi emekçiler için daha fazla acı, gözyaşı, işsizlik, yoksulluk ve kan demek. Güvenlik olarak halklara sunulan ise aslında egemen sınıfların güvenliğinin sağlanmasından başka bir şey değil. Egemenlerin güvenlik konferansları, baskı ve sömürü konferansıdır. Suriye’den Mali’ye, Irak’tan Afganistan’a, Somali’den Libya’ya kadar daha fazla ülkenin bombalanması, yağmalanmasıdır. Kapalı kapılar ardında savaş tüccarları tarafından tasarlanan her zirve halkların kaderinin karanlık bir takım senaryolara teslim edilmesi demek.

Tarih halkların öznesi olmadığı kapalı kapılar ardında belirlenen inşa süreçlerinin acıdan başka bir şey getirmediğini gösteren acı örneklerle dolu. Küresel güçlerin ardı ardına yeni senaryoları devreye soktuğu, onların yerli işbirlikçilerinin ise bu senaryoların vücut bulması için birbirileriyle yarıştığı bir iklimde anlaşılan o ki halkların payına yine kan ve gözyaşı düşecek. Fetihçi hariciyemiz Davutoğlu'nun "Bedelini ödediğimiz her sürecin içerisinde olmalıyız" sözleri ise bu ülke halklarına biçilen geleceğin kodlarını barındırıyor içerisinde!