Mattheus: Yıldırım Demirören beni nasıl kazıkladı?

|

Mattheus: Yıldırım Demirören beni nasıl kazıkladı? A Mattheus: Yıldırım Demirören beni nasıl kazıkladı?

Lothar Matthaeus, Alman futbolunun gelmiş geçmiş en önemli beş futbolcusunun içerisinde görülen efsane futbolcularının başında geliyor. Başarılı bir futbolcu olsa da doğduğu topraklarda kabul edilen bir karakter olmamıştır hiçbir zaman. Almanya dışında ise işler bambaşka. Kitabına girişi de bu şekilde yapıyor. Sırbistan’da sınırdan geçerken yetkili şahıs pasaportu ona geri iade etmeyeceğini söyleyince şaşırmış ama aldığı cevap “Böylece sizin ülke dışına çıkmanıza engel olurum ve bizim futbolumuzla daha fazla ilgilenirsiniz” olunca gülümsemiş. Devamında ise Almanya’da mümkün olsa pasaportumu alıp Almanya’ya girişimi ilelebet yasaklamak isteyecekler diye sitem ediyor.

Dedik ya ülke dışında alıcısı çok bu efsane oyuncunun. Bir dönem bizim memleketin takımlarının da ismini sık sık andıklarını okumuştuk. “Ya hep ya da hiç” adlı kitabında Beşiktaş ve Yıldırım Demirören ile olan ilginç bir detayı anlatıyor. Başlığı ise “Bozmak, sahtesini yapmak, kandırmak, dolandırmak” anlamına sahip “Türken” fiilinin kelime anlamı olan “Türkler” ile birleştirerek koyuyor. Evet, Almancada “Türkler” anlamını taşıyan “Türken” aynı zamanda böylesine olumsuz anlama sahip bir fiil. Matthaeus kitabının 172.sayfasına başlığı bu şekilde atar. “So Türkten die Türken” (Türkler beni böyle aldattı).

Hikâye ise oldukça ilginç. O bölümü kısaca çevirelim.“..Aslında bu Macaristan’ın milli takımının başında son maçım olması gerekiyordu. Çünkü ben Beşiktaş ile anlaşmıştım. Kulüp benim menajerlik şirketimle bağlantı kurmuş ve bana astronomik bir teklif yapmıştı. Çin yolculuğu öncesinde Milano’da buluşmuş ve Çin yolculuğu sonrasında da Frankfurt’da ikinci kez bir araya gelip detayları konuşup halletmiştik. Beşiktaşlı oyuncuları tanımam için bana 30 kaset getirmişlerdi ama daha da önemlisi başkan, futboldan sorumlu insan ve menajerler tarafından her sayfası imzalanmış bir sözleşme vardı önümüzde. Yıldırım Demirören hali hazırda başkanlık seçimini kazanmak için benim adımı reklam amaçlı kullanmaya çoktan başlamıştı.Sözleşme de imzalanmıştı. Lakin gerçeği çok sonra fark edecektim.Takımla beraber hotele gitmek için otobüse bindiğimde Nürnberg’den benim menajerlik şirketimde çalışan yakın arkadaşım Ertan beni aradı. “Sen sözleşme imzalamıştın hani, neler oluyor” dedi bana. “Neden Almanya maçından sonra Beşiktaş’a gideceğini açıklamadın” diye sordu. Ben de “Macarların sevincini bozmak istemedim, sözleşme imzaladık, daha sonra açıklayacağım, ne oldu ki” diye sordum. Ertan “Şu an Türkiye’de bütün haber merkezleri Beşiktaş’ın “Vicente del Bosque ile anlaştığı haberini geçiyor” dedi. “Ertan bu olamaz, bizim imzaladığımız bir sözleşme var” diyerek telefonu kapatım.Ertesi gün gerçekten de benimle sözleşme imzalamasına rağmen Beşiktaş, Real Madrid’in eski antrenörü Del Bosque ile anlaşmıştı. Ben sözleşmeyi uzman avukatlara gösterdim. Avukat bana “Burada her şey kusursuz ama küçük bir sorun var” diyerek devam etti “Bu sorun da bu sözleşmeyi kağıt parçası haline getirmeye yetiyor “ dedi. Sözleşme imzalandığı zaman orada imzası olan Beşiktaş’ın aktüel başkanı değil gelecekteki başkanının imzasını yani Yıldırım Demirören’in imzasını taşıyor dedi. Benim yolculuğu esnasında Yıldırım Demirören başkan seçilmiş ve antrenör konusunda da çark etmiş. “UEFA bu davaya karışamaz daha çok İstanbul’da açılacak olan bir mahkeme ancak buna bakabilir. Benim sana tavsiyem ise sözleşmeyi yırtıp bu konuyu hızlı bir şekilde unutman en iyisi” dedi. Nihayetinde Beşiktaş o sene benim organize ettiğim yere doğru kamp yapmaya giderken ben de sözleşme imzaladığın zaman değil, geçerli bir sözleşmeye sahip olduğunda sevinmem gerektiğini buradan kendime ders çıkardım.”Bu hikaye bize gösteriyor ki Yıldırım Demirören’in çekirgesi bir zıplamış, iki zıplamış üçte del Bosque’ye milyonlar dökülmüş. dörtte Avrupa'dan men edilmiş.