Avrupa’da zengin bölücülüğü

|

Avrupa’da zengin bölücülüğü A Avrupa’da zengin bölücülüğü

Avrupa’da ekonomik krizle birlikte yeni “ayrılıkçılık” türü gündemde: Zengin ayrılıkçılığı… İstedikleri ayrı devlet değil ama içinde bulundukları devletleri bununla tehdit ediyorlar. Katalanya, Güney Tirol, Flandern, İskoçya hatta Bavyera “ ayrılıkçılığı” bu çerçevede değerlendirilebilir mi? Daha yakından bakalım…

Avrupa’daki bu bölgelerin ayrılıkçılığı daha önce de vardı ama son dönemde bölgesel aidiyet veya kendi kendini yönetme talebinden ayrıştırılmış bir biçimde, sadece ekonomik ve mali çıkarları koruma amacıyla atılan adımlarla gündeme geliyor. Ekonomik krizle birlikte, ister ülke isterse bölgesel anlamda olsun,  Avrupa’nın zenginleri,  yoksul ülkelerle ve yoksul bölgelerle ilişkiyi kesme eğiliminde.    Örneğin Katalanlar yoksul Endülüslere, Bavyeralılar yoksul Bremenlilere para kaptırmak, Güney Tirol hem yoksul hem de tembel Sicilyalılarla parasını bölüşmek istemiyor.

Avrupa’da özgürlük ya da bağımsızlık talebiyle,  bağlı olunan ülkeye karşı verilen bir mücadelede dile getirilmeyen, herhangi bir “bölücü” örgütü olmayan, hatta bağımsızlık talebinin olup olmadığı da net bir biçimde beli olmayan bu bölgelerin temel özelliği, bulundukları ülkenin zengin bölgeleri olması.

Zengin ülke ayrılıkçılığının en önemli nedeni olarak, krizde batan Avrupa ülkelerinin Avrupa Birliği parasıyla kurtarılması gösterilebilir. Zengin bölgeler, kendi paralarının ülkedeki yoksul eyaletlere ya da bölgelere gitmesini istemediği gibi, batmış yoksul ülkelerin kurtarılmasına gitmesini hiç istemiyor. Zengin bölge ve eyaletler, zengin kapitalist gibi düşünüyor: Alta kalanın canı çıksın.

 

Bugün Avrupa’daki krizde Avrupa’nın güçsüz ülkelerinin ayakta kalabilmesi için tam da büyük ülkelerin bu ülkelerle ekonomik dayanışma göstermesine ihtiyaç var. Avrupa’da devletlerarası dayanışmanın en fazla ihtiyaç duyulduğu bu zamanda zenginlerin bölücülüğünün gündeme gelmesi rastlantı değil elbette. Zenginler iki kere sinirliler: Bölgelerinden toplanan vergiler öncelikle, ülkelerinin yoksul bölgelerine gidiyor, iş bununla da kalmıyor, bu para merkezi hükümetler aracılığıyla Avrupa Birliği’ne oradan da yoksul Avrupa ülkelerine gidiyor.  

 

DEVLET ZENGİNDEN ALIP FAKİRE VERMESİN

 

Avrupa’daki daha önce yaşanmayan bu zengin ayrılıkçılığı, öfke, kıskançlık ve üstünlük duygusuyla el ele gidiyor. Avrupa, zengin ayrılıkçılığı diye tarif edilebilecek bu zengin milliyetçiliğini daha önce yaşamadı. Çünkü 19. ve 20. yüzyıl Avrupa’da yaşanan milliyetçilikler, bir devlet milliyetçiliği idi ve milliyetçilerin kuracağı milli devlet, milletin zenginlerini yaratsa da o millete ait olanların hepsini koruyacak, bir ütopik şemsiye olarak görülüyordu...  Şimdiki ise, anti devlet içerikli yani devlet karşıtı bir milliyetçilik halinde seyrediyor. Ancak bu “devlet karşıtlığı” ya da “devlet dışılık”, zenginlerin özgürlükçülüğünden değil, devleti zenginden alıp fakire veren bir güç olarak gördüğü için. 

Sonuçta bu küçük bölgeler hem ülkelerinde hem de Avrupa Birliği’nde “ayrı statüde”  olmak istiyor. Buna en iyi örnek Almanya’dan verilebilir. Almanya’da 16 eyalet var ve her eyalet belli bir ekonomik ortalamanın üstündeki geliri, eyaletler arası mali denkleştirme yasası gereği,  federal hükümetin yönettiği denkleştirme havuzuna göndermek zorunda.  Federal hükümet de bu havuzdan ekonomik durumu iyi olmayan eyalete para aktarıyor ve böylelikle mümkün olduğunca eyaletlerin ekonomik durumu denkleşmiş oluyor. Federal hükümet bir anlamda zenginden alıp fakire veren moderatör oluyor.

 

Almanya’nın 2012’de bu anlamda, diğer eyaletlere para ödeyebilecek durumda olan zengin sadece üç eyaleti vardı: Bayern (3,8 milyar Euro), Hessen (1,33)  ve Baden-Württemberg (2,7). Hessen ve Beyern eyaletleri, 25 Mart’ta mali denkleştirme yasasının iptali için anayasa mahkemesine başvurdu. İki eyalet diğer eyaletlerin yoksulluğu karşısında dayanışmada bulunmak istemiyor. Anayasa Mahkemesi’ne giden iki eyalette de muhafazakâr Hıristiyan Demokrat Parti – Hıristiyan Sosyal Birlik partileri iktidarda. Baden-Württemberg eyaletinde ise, Yeşiller iktidarda olduğu için, eyalet şimdilik yasa aleyhine yargıya gitmedi. Eyaletlerin yıllardır yürürlükte olan bu yasa aleyhine, bu krizde mahkemeye gitmeleri her şeyi açıklıyor.     

 

DAHA FAZLA DEMOKRASİ DEĞİL DAHA FAZLA PARA

Katalanların, Flandernlerin ya da İskoçların derdi, tıpkı Almanya’daki Bayernliler veya Hessen eyaletindekilerin olmadığı gibi, halk olarak kendini gerçekleştirmek, özgür olmak ve bağımsızlık kazanmak değil. Katalanlar Madrid’in kendilerini baskı altında tuttuğundan yakınmıyor, sadece kendilerinin daha iyi olduğunu söylüyor. Hatta Katalanlar, Bask bölgesinin özgürlüğü için mücadele eden ETA’dan çok İspanya merkezi devletini destekliyor. Hiçbir Güney Trollu’nun İtalya’dan daha fazla demokrasi talebi içinde olduğu da duyulmadı. Onlar da İtalyanlardan daha iyi olduğunu düşünüyor. Evet, bütün diğerleri gibi değersiz yoksullarla dayanışmak istemiyorlar.

Neden daha zengin ve daha yaratıcı Flandernler, daha tembel ve daha uyuşuk buldukları Valonlarla ömür boyu birlikte yaşasın? Falndernler Belçika ortalamasının üstünde gelire sahipken, Valonlar daha altında. Örneğin Avrupa ülkeleri tüketim 100 endeksine göre, Flandernlerin satın alma gücü 110 iken, Valonlarınki sadece 85,0. Ayrılıkçı zengin bölgelerin tümü, İskoçya’dan Katalanya’ya kadar, Avrupa ortalamasının üstünde. Bu bölgelerin hemen hepsinin rakamları, ana ülke rakamlarından da daha iyi.

 

TEMBEL İTALYANLAR İŞSİZ

Avrupa’daki son krizden de en çok etkilenen İtalya’nın en büyük sorunlarından biri işsizlik ve işsizlik en çok da güney bölgelerindeki gençleri vuruyor. Ama İtalya’nın kuzeyinde Güney Tirol bölgesinde işsizlik sorunu yok. Güney Tirol yıllardan “tam istihdam” ile çalışan bir bölge. Evet, bölge nüfusu sadece 500 bin ama olsun, zaten Avrupa’nın en az 30 ülkesinin nüfusu da 5 milyonun altında. Avrupa’da küçük ülke olmak nüfusa bağlı bir şey değil.

Güney Tirol anlattığımız konuya güzel bir örnek: Güney Tirol İtalya’ya bağlı olmasına rağmen hem Avusturya hem de Almanya ile de flörtleşen bir bölge. Avusturya sınırındaki bölgede halkın yüzde 70’i Almanca konuşuyor. Güney Tirol,  1972 yılından bu yana otonomiye sahip. Ama sürekli bir “ayrılma” fantezisi de gündemde.

Güney Tirol, İtalya’dan ayrılmak istediğini söylüyor ama ne Avusturya ne de Almanya ile birleşmek istiyor. İtalya’dan cidden ayrılıp ayrılmak istemediği de net değil. Çünkü Güney Tirol, hem Almanya, Avusturya hem de İtalya’dan daha iyi ekonomik koşullara sahip. 2008 yılında bahsedilen yerlerde işsizlik oranları şöyleydi: Güney Tirol’de %  2,4, Almanya’da %10,2, İtalya’da % 20,4 ve Avusturya’da % 8,2.

Güney Tirol’ün neden İtalya’dan ayrılmak gerektiği fikrini arada sırada dile getirdiğinin en önemli nedenini bu rakamlar çok iyi gösteriyor. Aslında bu rakamlar, diğer bölgeler için de özünde aynı.

Parlamentolarında yarım saat vakit, cesaret, azim gösterdiğinde veya bir gün halkoylamasına gittiğinde özgür olabilecek bu ülkelerin neden özgürlüklerini ilan etmediğinin mantıklı bir açıklaması görülmüyor. İskoçya ve Katalanya önümüzdeki yıl özgürlük için halkoylaması yapacağını açıkladı. Kimbilir belki de önümüzdeki yıl ekonomik kriz biter. Çünkü Katalanlar uzun süredir hatırlamadıkları “ayrı oldukları” fikrini en son krizde işler iyi gitmediğinde hatırladı.