Bir yıl olmuş...

|

Bir yıl olmuş... A Bir yıl olmuş...

BirGün’le ilişkim eskiye dayanır. Yaklaşık on yıl önce, daha adı konmadan yürütülen “gazete girişimi” sürecine, Doğan Tılıç’ın önerisiyle katılmıştım. Geçmişteki “sol gazete” deneyimlerinden ağzım yandığı için, konuya biraz ihtiyatla yaklaştığımı anımsıyorum. Açıkçası, bu girişimden de fazla umutlu değildim. Ama BirGün, çetin ceviz çıktı! “Altı ay zor dayanır!” dediğimiz gazete, şimdilerde “onuncu yıl” kutlamasına hazırlanıyor. İlk günden bu yana çok değişti, gelişti, çizgisini netleştirdi. Ulaşabildiği okur sayısı hâlâ sınırlı olsa da, solda sözü edilen, saygınlığı olan bir gazete artık...

     Baştan beri “eleştiri-dostluk” temelinde bir ilişkim oldu gazeteyle. Ne kadarı Yazı İşleri’ne yansıtılmıştır bilmiyorum ama, eleştirilerimle Doğan Tılıç’ın başını çok ağrıtmışımdır! BirGün’ün Ankara’daki temel direklerinden Ali Rıza Cihan dostumla da az dertleşmedik bu konularda...

     Benim BirGün’de düzenli yazmaya başlamam, önceden düşünülüp tasarlanmış bir şey değildi. Günün birinde, Ahmet Meriç Şenyüz, BirGün’ün “Medya” sayfası editörü olunca, şappadak böyle bir istekte bulundu benden. Türkçe konusundaki titizliğimi bildiğinden, “Ağabey, Medya sayfamızda dil yanlışlarına değinen bir köşe açalım size. Bizim için de iyi bir eğitim olur” dedi. Medyadaki dil yanlışlarından öteden beri yakınan biri olarak bu öneriyi sevinerek kabul ettim. İşe ısınmam için bana bir süre tanıyacaklarını sanıyordum. “Hemen başlıyoruz!” dediler. Çoğunuzun “şapka” dediği düzeltme iminin kullanılmaması durumunda ortaya hangi saçmalıkların çıkabileceğini gösteren “Halanın var, teyzenin yok!” başlıklı ilk köşe yazım 23 Ocak 2012 günü çıktı. Ne var ki, bu yazının yayımlandığı günün ertesinde, Ahmet Meriç’ten üzücü bir ileti geldi. “Medya sayfasının editörlüğünden alındım” diye yazmıştı. Benim için çok tatsız bir başlangıçtı bu. Yazıları sürdürüp sürdürmeme konusunda ciddi bir duraksama geçirdim. Ama Ahmet Meriç kardeşim, “Dilin Kemiği”ni kesinlikle sürdürmemi istedi. Hem bu köşenin açılmasını sağladığı, hem sürdürülmesine destek verdiği için kendisine gönül borcum olduğunu belirtmeliyim.

     “Dilin Kemiği” köşesi, iki gün sonra birinci yılını doldurmuş olacak. Arada kimi sağlık sorunları yaşasam da, başladığımdan bu yana hiç aksatmadım yazılarımı. Köşe yazılarının dışında, sürekli habercilik yaparak da katkıda bulunmaya çalıştım BirGün’e. Gazetecilik böyle bir aşktır! 24 saat gazetecidir bu mesleğin insanları...

     * * *

     Sorumlu Yönetmenimiz İlker Yaşar, bir süre önce gazetedeki yazarlara, “Neden BirGün’desiniz?” sorusunu yöneltmiş ve onlardan, “BirGün Dayanışma Gazetesi” için, bin vuruşu geçmeyen birer yazı istemişti. O soruyu şimdi burada yanıtlamanın zamanıdır:

      Nisan 2012’de Almanya’da düzenlenen “Alternatif Medya” panelinde konuşan BirGün’ün Yazı İşleri Yönetmeni Barış İnce, “Bizim hükümetten ihale bekleyen patronlarımız yok. O yüzden kimseden korkmuyoruz. En fazla içeri atarlar. Bizi de alsınlar, memleketi kurtarsınlar!” demişti. Sanıyorum, benim de BirGün’de olmamın en temel nedeni bu. Patronsuz bir gazetede özgürce yazabilmenin mutluluğunu hiçbir şeye değişmem!

     Benim bu dünyada iki büyük düşüm var:

 

     Biri, birleşik sol parti...                                                                                

 

     Öteki, birleşik sol gazete...

     “İnsan, âlemde hayal ettiği müddetçe yaşar” demiş ozan.

      Picasso, “Hayal edebildiğiniz her şey gerçektir” demiş.

      Einstein’a göre, düş kurabilme gücü, bilgiden önemliymiş...

      Düş kurmayan, daha ileri hedefler için çalışmayan bir devrimci, bana göre eksik devrimcidir.

      Evet, BirGün mutlaka!