Chavez’e saygı, Maduro’ya selam!

|

Chavez’e saygı, Maduro’ya selam! A Chavez’e saygı, Maduro’ya selam!

12 Nisan akşamı Büyülü Fener Sineması’nda, Venezuela Büyükelçiliği ve Çankaya Belediyesi’nin ortaklaşa düzenlediği etkinlikte, ünlü yönetmen Oliver Stone’un “Sınırın Güneyinde” adlı belgesel filmini izledik. 12 Nisan, Venezuela’nın sosyalist Devlet Başkanı Hugo Chavez’e yapılan başarısız darbenin 11. yıldönümüydü. Üstelik Chavez’in ölümü dolayısıyla ülkede birkaç gün sonra yeni başkanlık seçimi yapılacağından, dünyanın gözü bir kez daha Venezuela’nın üzerindeydi. Böyle bir ortamda düzenlenen etkinlik, doğal olarak büyük ilgi gördü...

     Senaryosuna 1970’lerin gençlik önderlerinden Tarık Ali’nin de katkıda bulunduğu 2009 yapımı belgeselde; Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez’in yanı sıra, Bolivya Başkanı Evo Morales, Arjantin Başkanı Cristina Kirchner, Ekvador Başkanı Rafael Correa, Küba Başkanı Raul Castro, Paraguay Başkanı Fernando Lugo ve Brezilya Başkanı Lula de Silva’yla yapılmış çarpıcı söyleşileri izledik. Latin Amerika’nın bu devrimci-halkçı önderleri; ABD güdümündeki IMF’nin ülkelerine dayattığı neoliberal yıkım politikalarını ve medya manipülasyonlarını nasıl etkisiz kıldıklarını anlatıyorlardı müthiş bir özgüven duygusuyla. Filmi izlerken, aynı çevrelerin yıllardır Türkiye’de tezgâhladıkları oyunları da yeniden anımsamış olduk. Taktikler değişse de, emperyalizm benzer yöntemler uyguluyor tüm bağımlı ülkelerde...

     Venezuela’nın Ankara Büyükelçisi Jose Gragorio Bracho Reyes, gösterim öncesinde Türkçe seslendi konuklara. “Sevgili yoldaşlar, hoş geldiniz” diyerek başladığı konuşmasını, yazılı metin üzerinden yine Türkçe sürdürdü: Chavez, Bolivarcı devrimiyle çok şey kazandırdı Venezuela’ya. Ülkeyi ABD’ye bağımlılıktan kurtardı, petrol gelirlerini halka verdi, emekçilerin yaşam düzeyini yükseltti. Ezilmiş bir halka özgüven ve saygınlık kazandırdı. Bununla da yetinmeyip Latin Amerika ülkelerinin antiemperyalist birliğini sağladı...”  Büyükelçinin son sözü ise, “Chavez ölmedi, yaşıyor!”  oldu... Bu belgi, Bolivarcı Devrim’in Hugo Chavez’den sonra da süreceğine olan inancın belirtisiydi.

     Emperyalistler ve yerli işbirlikçileri, tıpkı Castro gibi, Chavez’e de “diktatör” demeye bayılırlar! Bu adam nasıl bir diktatörmüş ki, 1998’den başlayarak, dört dönem üst üste halkın oylarıyla Devlet Başkanı seçilmiş! Üstelik medyanın yüzde doksan beşi Chavez karşıtı yayın yaparken... Belgeselde ayrıntılı olarak anlatılıyor: “Diktatör” Chavez, kendisini en ağır biçimde eleştiren gazetecileri bile hapishaneye göndermeyi düşünmemiş. Sosyalist yönetimlerdeki basın özgürlüğüne uluorta laf edenler, dönüp bir de Türkiye’ye baksalar ya!

     Gösterimin ardından verilen kokteylde, Venezuela Büyükelçisi’yle de bir ara ayaküstü konuşma olanağı bulduk. Jose Gragorio, çok değişik bir “diplomat” görüntüsü veriyordu doğrusu. Alıştığımız takım elbiseli, kravatlı büyükelçilere hiç benzemiyordu! Parkayı andıran haki ceketi ve boynundaki kırmızı eşarbıyla, tipik bir Latin Amerika devrimcisi vardı karşımızda. Konuklarıyla yakından ilgilendi. Belgesel filmin dolu bir salonda izlenmiş olmasından duyduğu sevinci belirtti. Venezuala’nın, Türkiye’deki sanat etkinliklerinde bundan böyle daha sık yer alacağını söyledi. Bir de taze bilgi vererek, Mayıs başında yapılacak “Uluslararası Ankara Öykü Günleri”ne, Venezuela’dan iki yazarın (Maria Alejandra Rojas Sanchez ve Juan Manuel Parada Serrano) katılacağını muştuladı...

       Bu arada Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti’nin yeni Devlet Başkanı Nicolas Maduro, hafta sonunda ant içerek görevine başladı. Seçim sonuçlarını tanımadığını açıklayan Amerikancı muhalefet ise ülkede karışıklık çıkarmaya çalışıyor. Hugo Chavez’in devrimci yolundan yürümeye kararlı görünen Maduro’yu bu kritik dönemeçte zor bir sınav bekliyor...

      Chavez’e saygı, Maduro’ya selam!

 

     * * *          

    Bizim Temel bu işe ne der?

     Yine ağız değiştirdiler:

     Âkiller”in kimseyi ikna etmek gibi bir görevi yokmuş. Onlar ikna için değil, halkın sürece ilişkin düşüncelerini dinleyip hükümete iletmek için seçilmişler!

     Oysa Başbakan daha önce açıklamıştı “âkil”lerin görev alanını: Halkın algısını yönetecek, hükümetin görüşünü yurttaşlara aktaracak ve Müşavere Heyeti gibi çalışarak barış sürecine katkıda bulunacaklardı...

     Baktılar ki olmuyor. “Âkil” diye seçilen insanların bu konudaki bilgileri, ortalama bir yurttaşınkinden fazla değil. Komisyon üyeleri, yöneltilen sorular karşısında apışıp, “Ben bilmem, Başbakan bilir!” demek durumunda kalıyorlar. O zaman kurtuluşu “postacılık”ta buldular!

     Böyle durumlarda bizim Temel’in unutulmaz bir sözü vardır, bilir misiniz?

     “Haçan paran yoğ idi ne bineysun kayuğuma?” 

 

     * * *

    Hem “çapulcu”, hem “tane”!

     Başbakan Erdoğan, kerameti kendinden menkul “âkil insanlar heyeti”ni eleştiren gazeteciler için “Üç beş tane çapulcu köşe yazarı...” demiş...

     Kem söz sahibine aittir deyip “çapulculuk” suçlamasını şimdilik bir yana bırakalım. Ama RTE’nin insanlardan “tane” diye söz etmesi, başlıbaşına bir “dil faciası”dır!

     Başbakanlık’a bağlı Türk Dil Kurumu’nu acilen göreve çağırıyorum. Dilimizi daha fazla kıyıma uğratmaması için Recep Bey’e tez zamanda bir danışman lütfen!

     * * *

    Sevsinler böyle demokrasiyi!

     Ömer Hayyam’ın bir dörtlüğünü sanal ortamda paylaşmak, “dini değerlere hakaret”...

     “Cemevi, cümbüş evi!” demek, düşünce özgürlüğü!

     * * *

     Ş U T

     NÂZIM’IN ÇİLESİ

     Çankaya-Oran’daki Nâzım Hikmet Parkı’nda iftar sofrası...

     CHP’li Yenimahalle Belediyesi’nin Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde “Kutlu Doğum Haftası”...

     Nâzım’ı harcamak için yarışıyor bezirgân tayfası...

     A Ş U T